Çark...

Çark...


Kriz/savaş ortamlarının ülkenin birlik halini daha derleyip-toparladığı bilinmeyen sosyal olgu değil. Tabii komplikasyonları da var; Türkiye’nin, “bu kadar uzun rakip listesi”nin karşısında sıklıkla başarılı olması, müzmin muhalefeti “öyle bir şey yoktu ki” türünden hayatı inkâr marjinalizmine sürüklüyor...

Ankara’nın, dış politika ve ulusal güvenlik güçlerini ortada hiç sorun yokken, sınırlarımız, bölgemiz, dünyada her şey yolundayken sahaya sürerek, ‘olmayan bir kriz yarattığı, bunu da iç politikada kullandığı’ ithamı, yerleşik muhalefet “istemezük”çülüğünü aşıyor!..

Başarılı herhangi bir icraatı veya politikayı iktidarın iç politikada kullanması sıra dışı bir durum değil. Milli davalar müstesna politikanın doğası bu, dünyanın her yerinde de böyle yapılıyor. Muhalefet de böyledir ve Türkiye’de sınır/edep sık aşılsa da iktidarın en başarılı icraatlarına dahi kulp takılır...

Ama, “kriz/gerginlik, diğer ülkelerle keskin çıkar çatışmaları aslında hiç yok” diyerek, “suni kriz, suni savaş yaratıldığını” ilan etmek, yani “kontrollü gerginlik”ten bahsetmek başka iş...

Peki, diyelim hükümet “suni kriz” yaratıyor ve iç politikayı manipüle ediyor. Bu kadar asker, amiral, akademisyen, diplomat da hayal mi görüyor? Hele emekli general ve amirallerin bir kısmı siyaseten hükümetten yana olmadıkları halde, örneğin Akdeniz sorununun güç kullanmak dışında bir çözümünün kalmadığını, hatta, ‘Türkiye ile arası bozuk ülkelerle uzlaşın’ tavsiyelerine karşı da bunu sağlayacak şartların bulunmadığını savunuyorlar. İçlerinde, “ne NATO’da ne AB’de bize denizde meydan okuyacak bir tane güç yok” diyenler var. Haydi bunlar da topluca halüsinasyon görüyor diyelim. Tüm Akdeniz havzasına sürekli savaş gemisi gönderen, üst üste tatbikat yapan, bu coğrafya ile en ufak rabıtası olmadığı halde politik varlık gösteren o kadar ülke de çıldırdı mı?

Bu “kontrollü” lafının ilk nerede çıktığını biliyorsunuz. “Kontrollü darbe” lafı belli ki muhalif yol haritası ve günlük söylem için dağarcık oluşturmuş. Manevra alanlarının daraldığı her yere “kontrollü”yü yapıştırıyorlar.

Ama dış politika ve ulusal güvenlik söz konusu oluğunda işin gelip, “kontrollü muhalefet”e dayanacağını da görmeleri lazım...

***

Keşke şu işlere az destek verseler; Türk dış politikası adına iki çark dönüyor. İlki büyük ikincisi küçük. Küçük çarkı biz günlük dış politika pratiğinde görüyoruz. Hazar-Karadeniz-Akdeniz-Basra dörtgeninin içinde ne sorun varsa, dahası, bu göbek küresel cepheleşmenin siklon merkezini oluşturduğundan, ABD-Avrupa-Asya-Pasifik dengelerinin/gerilimlerinin/ilişkilerinin tamamında işte bu küçük çark dönüyor..

Hızlıdır, serttir, zaman zaman dişleri kırılır, yenisi takılır, ama çalışır. Libya için işte o mutabakat gibi çözüm üretir. Yunanistan’la yaşanan müktesebatın akla-hayale gelmeyen kılcal damarlarına girer, Ortadoğu’yu Balkanlar’ı, Kafkaslar’ı, her yeri takip eder, uçak gemisi, TİHA yapar, farklı coğrafyalardaki ilgisiz gelişmeleri derler-toplar onlardan anlamlı bütün oluşturur, organize olur, erke öneri sunar...

Şimdi, “bu nasıl ‘küçük’ çarkmış diyorsunuz.

Büyük çark bambaşkadır. İki çark arasında birbirlerinin dinamiğini etkileyen net bağ yoktur. Büyük çark tam turu yıllar içinde tamamlar. Bittiğinde küçük çark kendini günceller ve ona uyumlu döner. Küçük çark büyüğü “hız”da etkiler. Büyük çark yapılanma çarkıdır; bu yüzden günlük pratiği eksiksiz izler ama mümkün olduğu kadar az etkilenerek iş yapar. Bazen karşılaşılan olaylar, krizler büyük çarkın ısınmasına neden olur. Bu yüzden yavaşlar hatta durur...

***

Şükür bugün dönüyor. Hatta son yılların en hızlı ritmini yakalamış durumda. Dönüşünü görmeyebiliriz. İki sebebi var; ilki küçük çark. Dış politikada anlık her gelişme küçük çarkın muhatabıdır. Herkes oraya bakar, arkasını görmez. İki, aslında büyük çark hakkında devlet konuşur! Hem de sık sık. Küçük çarkın işlerinden bahsederken araya cümleler sıkıştırır. Görmeyiz çünkü bakmayız. Muhalefet zaten.. Anlamaz da...

Örnek, evvel bahsettim yine gözden kaçmasın; “6. MADDE: Dünyadaki siyasi ve ekonomik güç düzeninin yeniden yapılanma sürecine girdiğinin altı çizilerek, bu çerçevede Türkiye’nin her alanda güçlü bir hazırlık yapmak için gereken mekanizmaları oluşturmasının önemi üzerinde durulmuştur”...

Ne bu?

“Dünyadaki siyasi ve ekonomik güç düzeninin yeniden yapılanma sürecine girdiği”...

Son Milli Güvenlik Kurulu toplantısının (22 Temmuz) kamuya açık bildirisi. Tipik; ilk beş madde küçük çarkın işleri; Libya, PKK/YPG, DAEŞ, terörle mücadele, Kıbrıs, Akdeniz, Azerbaycan-Ermenistan, vs., hepsi ağır, önemli işler.

Son madde bu...

“Düşünün, uyumayın” diyor...

***

Türkiye, son 18 yılda başka hiçbir ülkenin başına gelmemiş ağır yüklerin, acıların altına sokuldu. Bir kısmının bagajlarını hâlâ taşıyoruz. Son 5 yıldır da Türk ulusal güvenlik anlayışı, paradigması, bölgesel/küresel tehdit ve gelecek algısı büyük değişimden geçiyor...

Sadece yapılanma ile ilgili de değil. Bir iddia ve meydan okuma da içeriyor. Bilhassa 15 Temmuz hatta bir yıl geriye giderek “hendek olayları”ndan ivmelenerek gelen, bilindiği gibi, “savunma hattını sınırlarının dışına koyarak” ama bilinmediği gibi, aynı zamanda “oradaki sorunları/kriz tohumlarını” iterek, yani meydana çıkmalarını da sağlayarak, üzerine, “eski hesap kitapları da artık halledelim” diyerek, temelleri Anadolu’ya basacak gölgesi dünyaya vuracak bir mimari kuruluyor.

Küçük çark hızlanır-yavaşlar, dişi kırılır-dişi çıkar-bazen geri adım atar bazen ileri ama önemli değil. Varsın hem iç muhalefet hem dışarısı onlarla gönül eğlesin...

Ama mümkün olduğunca büyük çarka zaman ve güç kazandırmalı.

Google+ WhatsApp