Canımızı sıkana aktüel bir yafta: FETÖ

Canımızı sıkana aktüel bir yafta: FETÖ


Define meraklıları için eskisi kadar olmasa bile hemen her gazetede dedektör ilanları yayınlanıyor, altın arayanlar için garantili ve son teknoloji cihazlar pazarlanıyor hala. Ancak bu tür dedektörler konunun uzmanı olan mühendisler tarafından değil de zenginlik ve hayal uzmanları tarafından tercih ediliyor hemen her yerde. Elden ele dolaşan kaynağı belirsiz kroki ve haritalara, rivayet ve söylencelere eğer yeterli teknolojik destek temin edilebilirse sandıklar dolusu altın, küpler dolusu mücevher çıkarmak işten bile değil sanılır. İşte bu ve benzer sebeplerle insanoğlunun kolay ve hızlı zengin olma hırsının tezahür ettiği alanlardan biri olan define avcılığı bir yönüyle gülünç diğer yönüyle dramatik hikâyelerin de kaynağıdır.

Dudaklarında ‘define bulma duası’, elde son teknoloji dedektörle dağlar bayırlar aşan, Roma ve Bizans dönemi kalıntıları arasında uzun yıllar boyunca mekik dokuyan define avcılarına gülüp geçmek kolay. Ancak eline geçirdiği son teknoloji dedektörle kimi mürteci, kimi bölücü, kimi Fetöcü arayan avcıların son derece yüksek prim yaptığı bir ülkede yaşadığımızı hatırlayınca buruk bir tebessüm gelip yapışıyor simalara. 

Önümüze Gelene Bir Tekme

15 Temmuz darbe girişimini anma, anlatma ve analiz etme çabası devam ederken bir taraftan Fetullahçı cuntanın Kemalist cuntalardan hiç bir farkının olmadığını diğer taraftan da toplumsal ve siyasal iradenin bu darbeyi püskürtüp ezdiğini sık sık vurgulamak icap ediyor. 15 Temmuz darbesi Türkiye’deki darbeler silsilesinin bir devamı ve tamamlayıcısıdır. Mistik söylem ve kadrolarına rağmen NATO’cu menşei, siyasal ve toplumsal meşruiyete düşmanlığı hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak kadar kesindir. 

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse’nin TRT’de yapmış olduğu bir değerlendirmeden yola çıkarak FETÖ’yle mücadelede şirazenin nasıl kaydığına dair birkaç kelam etmek gerekir. Ali Köse’nin ekranlarda yaptığı konuşmanın ilimle, usulle, ıslahla ilgisi kurmak hiç de kolay bir iş değil. “Çok çok büyük hatta tarif edilemeyecek düzeyde büyük bir tehdit geliyormuş amma velakin tehdidin adı, adresi, kadrosu, karargâhı belirsizmiş. Son derece sığ, mani, tadında bir sloganla “Bir Fetö gitti, bin Fetö geliyor” gibi ağır ithamlar yapılıyor. Fakat fındıkkabuğunu dolduracak düzeyde bir bilgiye, belgeye, olguya rastlamak ne mümkün. Artık prestij elde etmenin yolu 28 şubat artığı Kemalist cephenin tanzim ettiği “Fetömetre” kriterlerine sarılmaktan, elde “Fetö Dedektörü” kamusal alanı bir baştan diğerine taramaktan geçiyor. Durumdan vazife çıkarmak ibadet sayılıyor adeta. 

Tasavvuftaki aşırılık ve sapmalarla, tarikat ve cemaatlerdeki istismar ve suçlarla mücadele etmeye aklı başında kim itiraz edebilir ki? Sorun şurada öncelikle: İslam’ın usül ve esasını hikmet ve güzel öğütle örneklemek diye bir kaygı taşımaktan önce polis müdürü gibi, istihbarat şefi gibi hareket ederek adalet ve refah toplumu inşa edebileceğinizi mi sanıyorsunuz. İlahiyat, siyasal, hukuk veya edebiyat fakültelerindeki hocalar, gazeteciler, aydınlar dedektifliğe soyunmayı, stratejik konsept dizayn etmeye soyunmak yerine ahlaki ve hukuki çerçevesi sağlam çizilmiş ilmi-bilimsel çalışmalara yönelseler daha doğru ve faydalı olmaz mı? Zamanın ruhunu okşayan üç beş sloganla, bağlamı göz önünde tutulmayan bazı çelişkileri ve hizipsel davranışları Fetö diye yaftalamak işi sulandırmak mıdır yoksa fırsattan istifade sıçrama tahtası olarak kullanmak mıdır?

Öncelikli Ölçü Siyasal Değil Ahlaki ve Hukukidir

İslami değer ve sembolleri tahrif eden, Bâtıni yorumlarla toplumu aldatan, bidat ve İsrailiyat ile sapkın görüşleri yaygınlaştırmaya çalışanlarla bir ıslah âlimi gibi mücadele edilir, bir muhbir veya istihbaratçı gibi hareket ederek değil. İslamın en temel değer ve sembolleri tahrif edilirken sessizce izleyen hatta koroya dâhil olan kimi ilahiyatçılar, meseleye siyaset el koyunca mı “haşhaşilik” konusunda uyandılar? Hiç mi duymamıştınız Fetullah’ın İsrailiayatla bezeli vaazlarını, Batınilikle eşgüdümlü işleyen rüya yorumlarını? Hiç değilse şimdi bütün bu badireler atlatıldıktan sonra açık ve net ama hukuk ve merhamet kaygısıyla ıslah edici bir âlim gibi hareket edilmelidir. 

Hâlâ tribünlere oynamaya, siyasi iradeye sinyaller göndermeye, kimi cemaat ve tarikatlarla yaşanan ihtilafta devlet gücüne sığınmaya yeltenilmese bari. Şu ya da bu tarikat, cemaat Hükümetle ihtilafa düşmeseydi, Kemalist kadro ve siyasetlere eklemlenmesiydi bütün sapkınlıklarına, kirli ve kabarık sicillerine rağmen belki de maslahat icabı el üstünde tutulacaktı tarafınızdan. Ya da tam tersi; Falan ya da filan cemaatin, tarikatın sapkın görüşleri, kirli ilişkileri ancak siyasal bir ihtilaf durumunda kınama ve lanetlemelerin konusu olacaktı. 

Siyasete bu derece angaje olmuş, konjontüre ayarlı bir ilim de hukuk da, ahlak da olmaz, olamaz. Bir dönem Fetullahçıların kriter ve yöntemlerine sarılarak ilerlemeye kalkışanlar maalesef şimdilerde Kemalistlerin kriter ve yöntemlerine sarılarak beka kaygısını giderebileceğini zannediyor. Oysa bizi biz yapan değer ve tecrübeler militan sekülerizm ve mistik pragmatizm sarkacının tümüyle dağıtıp parçalamamızı salık veriyor. Biri diğerine göre tercih edilebilecek durumda değil. 

Fetö, Fetöcü gibi kriminal sıfatları hoşumuza gitmeyen, canımızı sıkan, tehdit veya tehlikeli gördüğümüz kişi ve kesimlere karşı bir silah gibi kullanmak toplumu, siyaseti, gelecek tasavvurunu kaosa sürükler sadece. Bir dönem ihtiyaç görsün diye üretilen hukuksuz, mesnetsiz, mantıksız ithamlar unutmayalım ki; dönem değişince bizzat sahiplerini de vurmaya başlar. Akıl sağlığını, hukuk mantığını, merhamet duygularını koruyabilirsek define avcıları gibi elde dedektörle dolaşıp milleti kendimize güldürmeyiz. 

Google+ WhatsApp