Büyük robotizasyon

Büyük robotizasyon


Birileri içinden geçtiğimiz zamana ‘bilgi çağı’ isimlendirmesini yakıştırdığından beri, yaşayan herkes bilgilenme konusunda adeta histerik bir çaba içinde... Bilmekten kastın, bilgi görünümlü her şeyi zihnimizde depo etmek olduğuna yaygın biçimde inandık nedense. Eğitimden anladığımız da buna yakın bir şey; belirli zaman dilimleri içinde öğrencilerin zihinlerine mümkün olan en fazla bilgiyi (yani kitabi bilgiyi) tıkıştırmaya çalışıyoruz. Oysa bilgi depolamak insanların değil bilgisayarların işi... Yaşamak için lüzumlu olanı bilmek kâfi insanlar için; kayıtlanmış bilgiyi kullanmanın, fikre, duyguya, pratiğe dönüştürmenin yollarını keşfetsek bu yeter de artar ve rahatlıkla işimizi görür. Uzmanlaşma diye ayrı bir şey var ve yolunu seçen herkes belli bir alanda bilginin daha fazlasına yoğunlaşabilir, var böyle bir imkan! Ama nedense her şeyi öğrenmek, her şeyi bilmek bu çağın olmazsa olmaz bir mecburiyeti olarak kabul ediliyor. Buna karşılık bildikleriyle ne yapacağını bilemeyen insanlarla dolup taşıyor dünya. Çünkü insana bilgisayarlara yüklediğimiz misyonun bir benzerini yüklemeye çalışıyoruz. Bilgiyi analize, düşünceye, davranışa, tutuma dönüştürmeyi nedense pek önemsemiyor, öncelemiyoruz. Sureta bildiğimiz şeylerin, zorluklar içinde yol almanın imkanlarını oluşturmasına izin vermiyoruz. Zihnimizde üst üste koyarak biriktirdiğimiz şeylerin hayatın içinde karşılıklar bulması için hiçbir arayış içinde değiliz. Hep tekrarladığım örneği buraya da ekleyeyim; kayaç çeşitlerini ezberleyen ama Afyonkarahisar’ın yerini kestiremeyen çocuklar yetiştiriyoruz. Kayaç çeşitleri önemsiz mi? Elbette değil ama o alanda uzmanlaşan, mesai veren insanların bilmesi yeterli bu detayları... Lazım olursa da küçük bir araştırmayla bütün bu kayıtlı bilgilere ulaşabiliriz. Buna karşılık, her insanın yaşadığı toprakların haritasını kabataslak da olsa zihninde taşıması gerekmez mi? Örnekler çoğaltılabilir, detaya dalıp asıl önemli noktadan uzaklaşmayalım. Nedir o nokta? İnsan ile bilgisayar arasındaki denklemde ‘bilgi’ dediğimiz şeyin bir muhteva farkının olması gereğidir. İnsan, yaşaması için elzem olanın dışındaki bilgiyi biriktirmek değil, özümsemek ve muhakeme etmek durumundadır. Bilgisayarsa, adının çağrıştırdığı üzere kapasitesinin sonuna kadar her istediği üst üste belleğine yığabilir, biriktirebilir. Analitik süreçlere dahil edilemeyen bilginin insan için bir yük olmaktan öte bir anlamı herhalde yoktur. Günümüzde bu ikilemde doğru tercihi yapmış bir görüntü vermiyoruz. Bilgiyi, adeta bilgisayarları taklit ederek zihninde üst üste biriktirmeyi tercih eden bireyler, toplumsal süreçlerde analitik bir kabiliyet ortaya koyamıyor ve meselelere mekanik ya da didaktik olmayan çareler, insanca çözümler üretemiyor.

 

“Eğer belli bir bilgi dozu bilgisizliğimizi azaltıyorsa, yoğun bir yapay zeka dozu da, doğal zekamızın yetersiz olduğuna bizi inandırır ve bizi bu yetersizlikle baş başa bırakır. Bir insandaki en kötü şey, fazla şey bilmesi ve bildiklerinden daha aşağı düzeyde olmasıdır” diyor ‘Tam Ekran’ kitabında Jean Baudrillard.

 

Yapay zekayı ancak yapay zekayla aynı şekilde işleyen bir zeka üretebilir dersem yanlış bir şey mi söylemiş olurum. Fıtrî zeka, hayatın düşünsel yükünden kaçmak için kolaylık adı altında böyle bir kolaycılığa asla tevessül etmezdi. Çünkü bu insanı otomasyona uğratmak, ‘robotize’ etmektir.

Google+ WhatsApp