Bu sefer kaybetmeyeceğiz çünkü hepsi ‘birden’ çözülecek!

Bu sefer kaybetmeyeceğiz çünkü hepsi ‘birden’ çözülecek!


Sorunları parçalamak çözüm için kolaylaştırıcı metot olabilir. Tabii bütünü görebiliyorsanız...

Göremiyorsanız, bulmacanın kara karelerine harf sığdırmaya çalışır durursunuz...

Altın değerinde zaman ve enerjinin harcanmasına neden olduğu gibi, bir ağın içinde tepe taklak asılı çaresiz, kurtarıcı bekleme duygusu uyandırır. Oysa bilinç, ‘gördüklerinizi’ birbirine bilgiyle bağlamanızı ister...

İsrail-BAE anlaşmasının kapsadığı planın içine, Doğu Akdeniz krizini/nedenini, Libya’yı, ABD-YPG/PKK uzlaşısını, Belarus-Balkanlar-Karadeniz’i, doğru yerleştiremiyorsanız, Türkiye’yi hapsetme planını görmüyorsanız, fazlaca ümit de kalmamış demektir sizin için. Zira çıkış da tam burada!

Şükür, Ankara görüyor...

Washington destekli BAE-İsrail anlaşmasının amaçlarından birinin, bölgesel yeni bir düzen çatmak olduğunu anlıyor Ankara. Bunun için de yalın ama çözücü sorular soruyor; ABD-İsrail-BAE, YPG/PYD/PKK meselesinde aynı cephede duruyor mu, durmuyor mu? Aynı üçlü, Libya-Yunanistan-Doğu Akdeniz’de aynı çizgide mi değil mi? Hatta bize silah göstermiyorlar mı? Ortak tatbikatlar ne? Elbette AB, Fransa veya Mısır gibi katkı veren diğer unsurlar da var. Bir seri ülkenin daha katılacağı, katılmaya zorlandığı bu anlaşmadan daha evvel, Türkiye 15 Temmuz’un arkasındaki şer cephesinin içinde BAE ve ABD’yi bulmadı mı?..

E o zaman Ankara, BAE-İsrail anlaşmasının temel hedeflerinden birinin kendisi olduğunu nasıl düşünmesin?

Hatırlayacaksınız, İsrail kaynaklı haberler, ‘Mossad’ın, bölgedeki bir seri ülkenin istihbarat liderleriyle toplanarak, ‘İran’ı kırarız, o kadar dert değil, dert Türkiye’ mealinde konuştuğunu duyurmuştu. Biz de, ‘sürpriz değil ama niye şimdi tekrarlanıyor’u merak etmiştik. İşte o anlaşmaya ayak sürüyenleri, ‘Türkiye’nin gözü önünde dönülmez noktaya getirmek için faş etmek’tir...

Tel Aviv’in Türkiye ve Erdoğan için düşünceleri ne olursa olsun bunları resmi ağızdan ve kamuoyu önünde dillendirmediği bir sabitti.. Ama sonra çıkıp, herkesi şaşırtacak biçimde, “Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın yanındayız” açıklaması yaptı. Anlamlandırılamayan bu a-ritmi belli ki, Türkiye’nin ve silahlı kuvvetlerinin konsantrasyonunu oraya ‘bağlamak’ adına...

Bu niyet, üçlünün Türkiye’nin hassas olduğu bölgesel yaraları nasıl kanırttıklarını da gösteriyor...

***

Peki Türkiye bu anlaşmaya nasıl reaksiyon gösterdi?..

22 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsmail Heniyye’nin de bulunduğu Hamas heyetini İstanbul’da kabul etti. Bu toplantıya MİT Başkanı Hakan Fidan, İbrahim Kalın ve Fahrettin Altun gibi üst düzey isimler de katıldı.

Bu oldukça sert bir mesajdır; Heniyye ve ekibindekileri ABD’nin nasıl gördüğü biliniyor. Mesajın bir muhatabı da kuşkusuz İsrail’di.

Mektubun adrese ulaştığına şüphe yok. Çünkü ABD bu toplantıya sert tepki gösterdi. Gösterdiği anda da Türk Dışişleri’nin öfkeli cevabı ile karşılaştı; mealen, “demokratik seçimlerle iktidara gelen ve bölgenin önemli bir gerçekliğini oluşturan” Hamas’ın meşruiyetini sorguladığı için Washington’u kınadı.

Açıklamadaki kırmızı renkler bununla da kalmadı, ABD politikalarına uzandı; terör örgütü PKK’yı açıkça destekleyen, FETÖ elebaşına ev sahipliği yapan bir ülke üçüncü ülkelere herhangi bir şey söyleyemez dendi. Sonunda da en kritik yere düğümü attı; “ABD, bölgedeki gücünü ve nüfuzunu yalnızca İsrail’in çıkarlarına hizmet yerine dengeli politikalara yönlendirmelidir”... (Dışişleri Bakanlığı’nın 181 no’lu ve 25 Ağustos tarihli açıklaması.)

***

Anlaşma, İsrail, Hamas, ABD gelişmelerinde Filistin’in pozisyonunun da kavranması gerekiyor.

Onlar anlaşmaların Filistin liderliğini stratejik, siyasi ve ekonomik açıdan sıkıştırıp, “ikna edeceğini” düşünüyor. Türkiye ise Filistinlilerin siyasi haklarından vazgeçme havasında olmadığını. Filistin liderliği BAE’ni ağır ifadelerle kınadı ve Muhammed bin Zayed’i ihanetle suçladı. Mahmud Abbas bugün Hamas’la çalışmaya açık. İkili görüşmeler yapılıyor.

Kısaca, Filisin yönetiminin Ortadoğu’daki bu yeni hizalanmanın yarattığı boğma teli karşısında teslim bayrağı çekeceği hesapları yanlış.

Öyle olmasa, Türkiye kamuoyuna sınırlı yansıyan şu tuzak da kurulmazdı...

“İsrail’li eski general, Dr. Moshe Elad, BAE Abu Dabi Veliaht Prensi Al Nahyan’ın danışmanı Muhammed Dahlan’ın Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın halefi olarak sahaya sürülmek istendiğini, BAE ve Körfez ülkelerinin bu yönde bir sistem kurduklarını iddia etti”...

Eğer bu kumpas doğru ise şu an itibariyle çöktüğünü yazabiliriz. Nasıl çöktüğünü gözleriyle görmek isteyenler, geçtiğimiz hafta Ramallah’ta Dahlan ve Zayed’in büstlerinin birlikte nasıl yakıldığını internetten izleyebilirler...

***

Türkiye, Arap halklarının bu gelişmelere nasıl baktığı konusunda da fikir sahibi; ihanetlerden ve kötü yönetimlerden kurtuluş arayışı ile bölge insanlarını iğrendiren bu garip işbirlikleri birleştirilerek, adil, demokratik ve halka dayanan yönetimler, yani yeni bir Ortadoğu ortaya çıkarılabilir mi?

Türkiye’de kimi çevrelerin gönüllü körleştiği gerçek şu; Türkiye, Arap sokaklarında büyüyor. Despotlarla, tiranlarla ve oligarklarla mücadele ediyor. Bölge genelindeki kabul bu. Ankara için bin Zayed’in Arap demokrasisini hor görmesi ile Netanyahu’nun Filistin ha(l)klarını ayaklar altına alması aynı zihniyetin tezahürü.

Hülasa, BAE-İsrail anlaşmasının temeli çöl kumlarından. ABD’nin bölgedeki nüfuzu, itibarı da öyle. Doğum sancıları hissediliyor. Post-petrol dönemi de bunu hızlandıracak. Libya, Mısır, Akdeniz, hepsi ‘birden’ çözülecek...

Karadeniz ve muhtemelen Akdeniz’deki müjdenin oturduğu yer bu kaide işte. ‘Yeni dönem’ o...

Google+ WhatsApp