Bu böyle sürüp gidecek mi

Bu böyle sürüp gidecek mi


Bazen sözün bittiği yere gelirsiniz.

 

Söz biter, sükût eder her şey.

 

Öylece donup kalırsınız.

 

Sonra alıp başınızı uzaklara çok uzaklara gidesiniz gelir. Kirin pasın olmadığı diyarlara...

 

Kötülerin kötülüklerin bulunmadığı yerlere...

 

Ama yoktur öyle bir yer. Hem zaten amaç değil midir ki yıldırmak, kaçırmak.

 

Ne zaman yıldık ne zaman korktuk ne zaman kaçtık ki şimdi yapalım?

 

Tamam, şerbetliyiz! Her türlü iftiraya, hakarete, çarpıtmaya maruz kaldık! Ama böylesine rezilini, böylesine alçakçasını, böylesine namussuzunu yeni görüyoruz.

 

Derken dostlar çıka gelir!

 

'Takma kafana' derler! 'Gördük, bizzat izledik' aldırma derler.

 

'İt itliğini yapacak' derler.

 

Yüzlerce binlerce insan maruz bırakıldığınız haksızlığa isyan eder, tepki verir.

 

Yatışırsınız, toparlanırsınız.

 

Sonra da kaldığınız yerden devam edersiniz.

 

Devam edelim öyleyse.

 

Pazartesi gecesi CNN'de Ahmet Hakan'ın konuğuydum. Gündemin ağırlıklı konusu cep yakan elektrik faturalarıydı.

 

'Elektrik faturaları vatandaşın canını yakıyor' dedim.

 

'İnsanlar zor durumda' dedim.

 

'Evet devlet 165 milyar liralık bir destek yaptı ama yetmez' dedim.

 

'Esnafımız bu durumdan çok fazla etkileniyor' dedim.

 

'Devlet bu konuda elini biraz daha taşın altına koymalı' dedim.

 

Ama!

 

'Gaz fiyatlarından şikâyet ediyorsanız gidin kuru fasulye yiyin' demedim.

 

Demedim!

 

Ya ne dedim?

 

'Dünyada kömür fiyatlarının 50 dolardan 250 dolara yükseldiğini, doğalgaz fiyatlarının beş kat arttığını' söyledim.

 

'Bütün dünya etkileniyor' dedim.

 

'Şükür ki alternatif kaynaklar geliştirdik' dedim.

 

'Tehlikeli' diyerek nükleer enerji santrallerinin yapımına,

 

'Balıklar ölüyor' diye HES'lerin yapımına.

 

'Kuşlar telef oluyor' diye rüzgâr güllerine,

 

'Havayı kirletiyor' diye termik santrallere karşı çıkılmıştı dedim.

 

'Buna rağmen iktidar kulak asmadı ve 2000 yılında 17 bin MW olan kurulu elektrik varlığımız bugün 100 bin MW'a çıkartıldı' dedim.

 

'Enerji üretiminde bu çeşitliliği hayata geçirmeseydik bugün çok daha kötü bir tabloyla karşı karşıya kalacaktık' dedim.

 

Buna rağmen konuklardan biri 'Nükleer enerji tehlikeli, HES'ler, termik santraller çevreye zararlı' dedi.

 

Dedi!

 

Ben de bir ironiyle lafı yapıştırdım.

 

'Millete kuru fasulye dağıtalım kendi gazını kendi üretsin öyle mi' dedim.

 

On dakika geçmedi ki örgütlü bir çete saldırı başlattı. Neymiş? 'Gaz fiyatlarından dertli vatandaşa 'kuru fasulye ye gazını kendin üret' demişim.

 

Milletle dalga geçmişim, alay etmişim!

 

Yuh! Alçaklığın, namussuzluğun da böylesi!

 

Sonra bir internet sitesi ki hainliğiyle tescillidir! Parayı verenin düdüğünü çalar; o devreye girdi. Organize linç kampanyasının bayraktarlığına soyundu.

 

Mevcut iftirayı da çarpıtıp daha ileri taşıdı.

 

Sebebi var vakti gelince anlatırım ama şimdi değil.

 

Uzun lafın kısası, olan biten bundan ibaret.

 

Elbette bu itibar suikastı yapanlarla hukuk önünde hesaplaşacağız. Elbette yanlarına kâr kalmayacak. Ama artık bu işler kabak tadı vermeye başladı. Sahi şu sosyal medya yasası ne oldu? Çıkarılsın artık bir zahmet. Yoksa bu itibar suikastlarının arkası alınamayacak.

 

Eskiden cana kastedip susturuyorlardı. Şimdi itibarına saldırıp!

 

Elbette susmayacağız ama dijital terörle de mücadele gerekiyor.

Google+ WhatsApp