Bizler ve onlar…

Bizler ve onlar…


İran, antik târihinden başlayarak mütemâdiyen Batı’ya doğru bir hareketlenme göstermiştir. Sebebi Doğu Akdeniz’in zenginliklerine sâhip olmaktı. Grek-Pers savaşları olarak bilinen savaşlar bu zincirin ilk halkasıdır. Roma devrinde ise, târihe Roma-Sasanî savaşları olarak bilinen, neticede iki tarafı da helâk eden bir savaşlar silsilesine rast geliyoruz. Nihâyet Osmanlı-Safevî savaşı ve ardından gelen çok sayıda Osmanlı-İran savaşı zincire yeni halkalar eklemiştir. Zaman içinde İran’ın Rûm diyârı olarak bilinen bir coğrafyaya hükmedemediği görülmüştür. Diyâr-ı Fars ile Diyâr-ı Rûm arasında târihsel bir geçilmezlik dinamiği işlemiştir. Kasr-ı Şirin(1639), 17.Asrın ortalarına doğru bu gerçeğin iki tarafın güçleri tarafından ortaklaşa teslim edilmesini ifâde eder. Türkiye-İran sınırı, şahsî kanaâtime göre târihin en sahih sınırlarından birisidir. Komşu olup da 400 seneden fazla savaşmamış olmak, yâni Türk-Fars barışı dikkât çekici bir gelişmedir. Sınırın bu tarafında İran’ın dinsel ideolojine akraba olan azımsanmayacak bir Türk kitle, diğer tarafında da milyonlarca Türk soylu topluluk kalmış olmasına rağmen bu barış devâm ettirebilmiştir.

 

Türk-Fars ilişkilerinde en harâretli çatışma sahalarının Mezopotamya(Irak) ve Kafkasya olduğunu biliyoruz. Irak demek, bir bakıma Türkler ile Farslar arasına sıkışmışlık demektir. Kafkasya’da ise, kuzeyden gelen bir başka güç, Rusya’nın müdahalesi manzarayı bir hayli değiştirmiştir.

 

Modern Türkiye târihinin en dramatik tarafı Balkanlar ile Anadolu’nun bağının kopartılması ve Mezopotamya’da geriletilmesidir. Türkiye-İran sınırının zâten kilitlendiğine yukarıda işâret etmiştik. Rusya ise Kırım’ı işgâl ederek Kuzey Karadeniz’deki Türk etkisini bertaraf ediyor; Kafkasya’da ise, hem Türkiye’yi hem de İran’ı gerileterek tam bir hâkimiyet sağlıyordu. Güneye gelecek olursak, yükselen, İngiliz ve Fransız tesirleriyle imâl edilen Arap milliyetçiliği Türkiye’yi Anadolu’ya sıkıştırıyordu. Ama en dramatik gelişmenin Balkanlar’da yaşandığını söyleyebiliriz. Habsburg, Prusya ve Rusya yayılmacılığı Balkanlar’daki Osmanlı birliği ve barışını sona erdiriyor ve bu tesirlerle varolan sözde bağımsız ama özde göbekten bağımlı çok sayıda devletçiği doğuruyordu.

 

Bu târihsel hatırlatmalardan sonra günümüze, Soğuk Savaş sonrası dünyâmıza ve bu coğrafyalarda olup bitenlere dönelim…Devamlılık gösteren ve farklılaşan nedir? Kafkasya’dan başlayalım: Kafkasya bugün yeniden Türk-Fars ve Rus gerilimlerinin odak noktası oldu. İran, Ermenistan üzerinden bir kart açtı ve kaybetti. Belki de Rusya’nın da bu karta oynayacağını ve Azerbaycan-Türkiye ittifâkına cephe alacağını düşündüler. Rusya çok başka bir siyâset tâkip edip İran’ı boşlukta bıraktı. İranlılar şu aralar çark edip bir çıkış yolu arıyor. Yakın bir gelecekte Kafkasya , ya Azerbaycan,Ermenistan ve Gürcistan’ın eklemlenmesiyle, Türkiye-İran-Rusya arasında bir barış havzası olacak veyâ yeni çatışmalara evrilecek..Göreceğiz.

 

Karadeniz’de Ukrayna’yı kaybeden Rusya, Kırım’ı işgâl ederek sert bir çıkış yaptı. Türkiye ise Ukrayna’yı yanına alarak bunu dengelemeye çalışıyor. Karadeniz’de Türkiye-Ukrayna ittifâkıyla Rusya arasında henüz nereye evrileceği belli olmayan bir gerilim devâm ediyor. Olur olmaz veyâ nasıl olur bilmiyorum, ama bu gerilimin bir Türk-Rus aklıyla çözüme kavuşturulması son derecede hayâtî bir misyon.. Değilse dışarıdan gelen ve bu denize güç yığan NATO’nun daha rahat hareket edeceği bir istikrarsızlığa mahkûm olacak..

 

Güneye baktığımızda Irak’da yeniden bir Türk-İran gerilimini yaşıyor. Sûriye’de ise İran-Rusya işbirliğinin hedefinde, coğrafyaya müdâhil olan Türkiye var. Şimdilerde İsrâil’in ittirmesiyle yükselen bir Arap milliyetçiliği hem Türkiye’yi hem de İran’ı püskürtmeye soyunuyor. İsrâil’in baskısını yiyen Rusya’nın bu rüzgârı nasıl karşılayacağını zaman gösterecek. Türkiye-İran gerilimi ise hiç şüphe yok ki, İsrâil’in ekmeğine yağ sürecek olan bir dinamik.

 

AB’yi yanına alan ABD, Baltık’dan Girit’e doğru bir zincir çekti. Karadeniz’de Rusya’ya yükleniyor. Ukrayna’yı karıştırıyor. Rusya ise buna Bosna’daki Sırp milliyetçiliğini kışkırtarak cevap verdi. Bu, hem ABD’ye hem de eski Prusya olan Almanya’ya verilen bir gözdağı.. Ama Müslüman Boşnakları doğrudan muhatap aldığı için Türkiye’yi de sürece dâhil ediyor. Rusya’nın bu sûretle bir taşla çok kuş vurmak kabilinden Türkiye’ye de açtığı kartın bir ucunu gösterdiğini anlıyoruz..

 

Tekmil bunlardan ne çıkıyor? Eğer Soçi, Astana gibi kırılgan zeminler muhafaza edilip tahkim edilemezse ABD, Çin, İngiltere, Fransa, hattâ Almanya gibi hâriçten gelen güçlere saha verilmiş olur. Ukrayna’daki Rusya-Türkiye gerilimi Ukrayna’yı NATO’ya kaptırır; nasıl ki Irak’da yükselen Türkiye-İran gerilimi, Irak’ı daha fazla ABD ve yeni Arap milliyetçiliği üzerinden İsrâil tesirine kaptıracaksa. Bu coğrafyadaki bölgesel güçler arası rekâbet ve çatışmalar eş anlı olarak Türkler, İranlılar ve Ruslar’ın ortak kaybı demektir. Unutmayalım ki, Balkanlar’dan Hazar’a, bu coğrafyanın gerçek sâkinleri bizleriz. “Onlar” gelir geçer, “bizler” ise başbaşa kalırız..

Google+ WhatsApp