Biz Haddimizi Bilelim Allah İşini Bilir

Biz Haddimizi Bilelim Allah İşini Bilir


Hikmet Sarı /kayseri

 

Selamun aleyküm değerli hocam! Sizlerden cevabını almak istediğim sorum şudur:

 

Soru: Allah henüz suç işlememiş bir çocuğu ileride işleyecek diye öldürür mü?   Bununla ilgili olarak kehf suresinin 80. Ayetini nasıl anlamalıyız? Özellikle “gulam” ve “haşina” kelimelerine nasıl bir anlam vermeliyiz? Bu ayet, ideolojik düşünenlerin en sık eleştiri sadedinde başvurdukları bir ayeti kerimedir. Şimdiden vereceğiniz cevap için teşekkür ederim, kalın sağlıcakla.

 

Cevap: Evet bu ayet tarihselcilerin can simidi gibi yapıştıkları bir ayeti kerimedir. Unvanı kalabalık olan bir akademisyen bir TV programında o kadar ileri gitmişti ki; bu ayeti örnek göstererek: “ Böyle bir hukuk anlayışı olur mu? İşlenmedik bir suçtan dolayı nasıl bir insan cezalandırılır/öldürülür? Dünyanın neresinde böyle bir hukuk anlayışı var? Bu Kur’an değişmeli” diyerek kükremişti. Sonra medyanın linç kampanyasına dayanamayıp geri dönüş yaparak özür diledi ve “kastım bu değildi söz maksadı aştı” diyerek ortamın gerginliğini almaya çalışmıştı. Sanki Kur’an insanlar arasında böyle bir hukukun uygulanmasını istemiş gibi!..   Böyle bir uygulamanın yanlışlığını Hz. Musa, o anda kabul etmeyerek arkadaşlık etmeyi istediği kulu sorgulamaya başlıyor. Çünkü Allah Teâlâ’nın kullarına göndermiş olduğu dinde / şeraitte böyle bir eylemin meşruiyetinin olmadığı gayet açıktır. Çünkü yapılan eylem, Musa (as)’ın arkadaşlık ettiği bir insandan/ kuldan sadır oluyor. Musa (as) da bir insanın böyle bir şey yapmaya hakkının olmadığına inandığı için karşı çıkıyor. Hâlbuki ileride işin iç yüzü açıklandığında Hz. Musa görüyor ki, bu KUL, sadece kendisinden Rabbi tarafından isteneni yapıyormuş. Allah Teâlâ için bir çocuğun öldürülmesini istemiş olması ise; İlahi iradenin sınırları içine girdiği için olay, ilahi iradenin tezahürüdür. Bize göre zamanlı zamansız tüm yaratılmışların ölümüne Allah hükmetmiyor mu? Bunu da bizim bildiğimiz ölüm melekleri ile infaz ettirmiyor mu? Bu nedenle Allah Teâlâ’nın çocuğun ölümünü istemesi Allah için suç, çocuk için de ceza değildir. Herkes için mukadder olan ölüm olayının gerçekleşmiş olmasıdır. Çocuğun o güne kadar hayır şer ne yaptı ise herkes gibi o da hesap günü karşılığını görecektir. İnsan için ölüm er veya geç mukadderdir. Zamanını, zeminini ve ölüm şeklini takdir eden ise yine Allah Teâlâ’dır. Olayın bu kısmı insanlara verilen irade çerçevesinde olan bir iş değil; ilahi iradenin çerçevesinde cereyan eden işlerdendir. Her gün çevremizde meydana gelen çeşitli olaylara şahit oluyoruz. Annesinden ölü doğandan tutunda, doğumdan kısa bir süre sonra ölen, bir yaşında, on yaşında, on sekiz yaşında, otuzlu kırklı yaşlarda ölen insanların olduğunu görüyor ve biliyoruz. Bizler bu ölümlerin arkasındaki iradenin neden böyle murat ettiğini biliyor muyuz? Bunun yanında seksen, doksan, yüzün üzerinde yaşayan insanları da görüyoruz. Bu insanlara niçin bu kadar ömür verildiğinin arkasındaki esas sebebi de bilmiyoruz. Fakat işin gerçeğini Rabbimiz biliyor. Ve onun emriyle yaşıyor ve ölüyoruz. İşte bu kıssayla bizlere başımıza gelen musibetlerin sebepsiz olmadığını, asıl sebebin ilahi iradenin sonucu olduğunu bilip düşünmemiz, gerekli dersi çıkarmamız için bir örneklik teşkil etmektedir. Bununla rabbimiz bizlere şunu söylüyor: “Siz işinize bakın, Allah kime ne zaman ne yapacağını bilir. Siz Allah’ın hukukunu koruyun Allah da sizin hukukunuzu varlığınızda ve yokluğunuzda korur. Aynen bu kıssada koruduğunu insanlığa gösterdiği gibi.”

 

Yaratılmışların yaşamasına ve ölmesine hükmeden zaten Allah Teâlâ değil midir? Çocuğun ölümüne de o hükmetmiştir. Sadece ileride nasıl bir suç işleyeceği ile ilgili bilgi vermiş olması kafaları karıştırmamalı. Öldükten sonra o çocuğun işlemediği bir suçtan dolayı cezalandıracağına dair herhangi bir şey söylenmediği gibi; o anda öldürülmesi de ceza olarak görülmemelidir. Herkes için mukadder olan ölümün gerçekleştirilmesidir. Bu ise ilahi iradenin sonucu olmuştur.

 

Allah dilediğini yaratır, dilediğini yaşatır, dilediğini öldürür. Bir itirazımız olabilir mi? Yaşattığını niçin yaşatıyor, öldürdüğünü niçin öldürüyor biliyor muyuz? Kimini genç kimini ihtiyar kimini çocuk yaşta öldürüyor. Diyebiliyor muyuz ki, madem çocuk yaşta öldürecektin niçin yarattın? Kimini zengin kimini fakir, kimini sağlam kimini sakat, kimini güçlü kimini zayıf olarak yaratıyor, itiraz hakkımız var mı? Ancak Allah adildir herkese ne verdiyse onun karşılığında sorumlu tutarak adaletini göstereceğini bildiriyor:

 

“Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsra 17/15)

 

“Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef tutar…” (Bakara 2/286)

 

Doğum, ölüm ve benzeri olaylar Allah Teâlâ’nın hükümranlık alanına giren işlerdendir. İnsanın hükmedeceği alan ise, sadece eli ile ayağı arasında yapıp ettikleridir. Sorumluluğu da sadece bunlardan olmaktadır.

 

Kef suresi 80. Ayetinde ifade edilen çocuğun ölümüne hükmetmesi ve daha önceki iki olayla ilgili hükümlerde Allah Teâlâ’nın hükmetmiş olduğu alana dâhil olan işlerdendir. Bu alana giren her konuda Allah, her istediğini istediği gibi yapar yaratır. Tekvin sıfatının gereği olarak.  Bu üç olayda da emri veren Allah, uygulayan ise o işlerle görevlendirilmiş bir “KUL” veya insan görünümünde bir melek olabilir. Aynen İbrahim’in misafirleri gibi.  Kulu tırnak içine almamızın sebebi; yapılan işler bir beşerin yapacağı cinsten değildir. Gemiyi deliyor kimse müdahale etmiyor. Çocuğu öldürüyor kimse yakasını tutmuyor. Duvarı tamir ediyor kimse necisiniz ne yapıyorsunuz demiyor. Bu nedenle bu kul, Allah Teâlâ’nın bu işlere görevlendirip gerekli bilgilerle donattığı bir melek olduğu ihtimali daha ağır basıyor. Dikkat edilirse kullanılan fiiller hep çoğul kalıbında geçmektedir. “Ben istedim yaptım” şeklinde değil: “Haşiyna” uygun görmedik, (18/80), “ Fe eradna” istedik, (18/81), “fe erade rabbüke” rabbin istedi.(18/82) Yani bu durumda, olaylarda hükmü verenin “kulun”  kendisi olmadığı açıkça görülüyor.

 

“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra bir alakadan, sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, hiçbir şey bilemeyeceği, ömrünün en fena zamanına ulaştırılır…” “Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.” ( Hac 22/5-6)

 

Mümin olarak rabbimizden gelen her musibete “rabbimizin takdiri böyle imiş” diyerek teslim oluyoruz. İşte burada anlatılmak istenen de budur. Olaylar insan iradesinin eseri gibi görüldüğü için anlaşılması zor görünüyor. Hâlbuki çocuk için ölüm emrini, gemiyi delme emrini ve duvarı doğrultma emrini veren Allah Teâlâ’dır. Bu durum ise ilahi iradenin sahasında cereyan eden olaylardandır. Bu nedenle çocuğun ölümüne hükmetmek bir cezalandırma olarak görülmemelidir. Musa (as)’ın itirazının sebebi; arkadaşlık ettiği kulun bunları kendi iradesi ile yaptığını zannetmiş olmasından idi. Olayların tevilini dinleyince Musa (as) ‘da ikna olarak teslim olmuştur. İşte bütün bunların sırrını “KUL’un” son sözleri çözüyor:

 

Konuyu özetleyerek …“Duvar ise; o şehirdeki iki yetim erkek çocuğa aitti. Altında da onlara ait bir define vardı. Babaları iyi bir kimseydi. Rabbin; onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini kendilerinin çıkarmalarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın şeylerin tevili budur.” (Kehf 18/82) diyerek tüm düğümleri çözmüş oluyor.

 

Sorunuzun devamında belirtmiş olduğunuz Kehf surenin 80. Ayetine ise şöyle anlam veriyoruz:

 

“Erkek çocuğa gelince onun ana ve babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azdırıp inkâra sürüklemesini uygun görmedik.” (Kehf 18/80)

 

Burada(18/80) “gulam” erkek çocuk anlamına gelmektedir. Allah Teâlâ Zekeriya (as): “Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz ki, onun adı Yahya’dır. (Bi gulamin ismuhu Yahya) Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.” (Meryem 19/7)  Ve kehf suresi 82. Ayetinde de “ Ve emmel cidaru fekane ligulameyni yetiymeyni” duvar ise iki erkek yetim çocuğa ait idi…”şeklinde ifade edilmektedir ki her ikisinde de “gulam” kelimesi erkek çocuk için kullanılan bir ifadedir.

 

“Haşina” kelimesi ise; korkmak, sürüklemek, saldırmak anlamlarına gelmektedir. Ancak Allah için kullanıldığında ise; “uygun görmemek” anlamı verilmektedir. Dikkat edilirse baştaki ilk üç anlam Allah Teâlâ için kullanılması mümkün değildir. Allah ne bir şeyden korkar, ne birilerini zorla sürükler, ne de birilerine saldırır. Onun için bu kelimeye “uygun görmemek” anlamı verilmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Buna göre ayetin anlamını yukarıda vermiştik.

 

Şüphesiz her şeyin en doğrusunu rabbimiz bilir!..

Google+ WhatsApp