Biz de İsrail’le anlaşalım mı?

Biz de İsrail’le anlaşalım mı?


İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki “tamamen normalleşme” anlaşması, Türkiye dahil bölgedeki herkes için yeni ve daha çaplı sorunlar potansiyeli üretiyor. Anlaşma bir yandan Akdeniz kriz serisi ile birleşirken öte yandan da Ortadoğu ‘strateji tektoniğini’ kadim faylara itekliyor...

İkisi de seçim döngüsünde olan Trump ve Netanyahu için anlaşma bir iç politika başarısı. İmzaların Beyaz Saray’da atılacak olması da bu siyasi kâr beklentisinin sonucu. Ancak olası bölgesel sonuçlar açısından bunlar tali sayılmalı...

Gerçek şu ki, Tel Aviv-Abu Dabi arasında gerçekleşen tokalaşma özellikle

İsrail açısından başarı ve ‘Büyük Ortadoğu’nun tamamını etkileyecek, bazı ülkeleri de peşinden sürükleyerek vakum gücüne sahip.

İki ülke arasındaki ilişki Arap dünyasının “en bilinen sırrı”ydı ve yaklaşık 25 yıldır sürüyordu. Alenileştirilmesi görünmez bir sınırın aşılması anlamına geldi. İsrail Arapları tüm dünyanın gözleri önünde ‘kucakladı’ ve üzerinde, “ümitlerinizi bırakın” yazan bir kapıdan geçirdi...

***

Anlaşmanın başarısı üzerinde İsrail ve ABD duruyor. BAE ise daha sessiz ve belli ki ihanetin utancı karşısında mümkün olduğu kadar hedef küçültüyor. Bir yandan da, ‘tarihin böylesini kabul etmeyeceği’ hainliği üleşecek dostları anlaşmaya katılmaları için teşvik ediyor...

Ortadoğu siyasetinde yeni bir düzenle karşı karşıyayız. Bu sıradan bir anlaşma değil. “Tam normalleşme”, bölgedeki eski anlaşmalarda da kullanılan katalog bir ifade. Ama bu anlaşmadaki yeri, “bölgedeki büyük potansiyeli ortaya çıkarma” iddiası. Anlamı, artık hangi ülkelerle olacağı da isim isim yazılan bir öbeğin BAE’yi takip edeceği... (S. Arabistan, Umman, Bahreyn hatta Fas. Jerusalem Post, Katar’ı da dahil eden bir haber yazdı ama Libya’ya gerçekleştirilen Türkiye ve Katar ziyareti iddiaya cevap sayılabilir.)

Anlaşma, görmek için büyük feraset gerektirmeyen bir palavrayı da barındırıyor; İsrail’in Batı Şeria’daki ilhak planını “askıya alması”, BAE’nin utancını bir parça kamufle, Arap dünyasına çirkinliği örtmesi için makyaj malzemesi vermek demek. İsrail ilk fırsatta ilhaka devam edecek ve şu anda dahi bunu inkâr etmiyor.

ABD-İsrail-BAE, Ortadoğu için artık yeni bir stratejik hizalanma başlatmış bulunuyor...

Bu eksen bir yönüyle hatta ağırlıklı bir yönüyle, Türkiye-Katar eksenine bir cephe daha açmaktır. Ankara’nın anlaşmaya gösterdiği reaksiyon da-BAE ile diplomatik ilişkilerin düşürülmesi fikri-bunun sağlamasıdır. BAE için Türkiye-Katar ekseni hayati tehdit anlamına geliyor. Şu ana kadar Libya bu rekabetin en belirgin sahnesiydi. Şimdi Ortadoğu, Akdeniz’le de birleşerek en büyük sahneye dönüşecek...

Anlaşmayı besleyen ruh halinin Körfez ülkeleri açısından bir izahı da, ABD Başkanlık seçimlerinin Joe Biden-Demokratlar tarafından kazanılması ihtimalidir. Bundan çok korkuyorlar. Biden’ın ABD Başkanı olması, İran üzerindeki baskının kalkması demek. Ama daha büyük felaketin habercisi olarak -ve Obama mirası gereği- bölgede demokrasiyi teşvik etme ihtimalidir. O kadar ciddi beklenti ki bu, ABD’de sadece Başkan’ın değişmesi dahi rüzgârı tetikleyebilir...

Tabii karşılanması gereken sorular da var; ABD’nin tarihi güvenlik sağlayıcı rolü azalıyor. İsrail, körfez ülkelerini koruyabilir mi? Bu mümkün; İsrail’in başta istihbarat, el sıkıştığı/sıkışacağı ülkelere sunabileceği birçok askeri ve politik imkân var. Bu ülkelerde iktidara yönelik itirazların nasıl bastırılabileceğini bilir İsrail. Teknolojisi ve askeri potansiyeli müsait. İHA’ları, hava kuvvetleri dahil. Yeter mi? Yetmediği yerde ABD yetişir. Anlaşmadaki önemli rolü de o zaten. ‘Arkanızda biz varız, tabii masrafları karşılamanız şartıyla’...

***

Onların “Kürt Kartı” diye tarif ettikleri ama gerçekte bölgedeki terör örgütlerinin daha çok ve tazelenerek emzirilmesi de burada yeniden devreye giriyor...

İsrail ve BAE’nin Türkiye’ye karşı Suriye ve Irak’ta bunu daha çok destekleyebilecekleri zaman dilimine itiyor anlaşma bizi. ABD’nin sınırımızda sergilediği son davranışlar da bu gözlemi pekiştiriyor. Biden’ın yeni videosu da iktidar değişiminin bu planı değiştirmeyeceğini gösteriyor. Haliyle Ankara’nın hem ülke içinde hem sınır ötesinde başarıyla son merhaleye getirdiği terörle mücadelesini bir üst faza çıkarma zamanı geldi. Güneyindeki her iki ülkede mevcudiyeti biraz bunlar içindir...

İran’a gelince... Anlaşma Tahran’ı kızdırdı. Ağzına geleni söyledi ve bunu anlıyoruz, “BAE’nin yaptığı çılgınlıktır. Müslüman halkları sırtından bıçakladı”. İran da bölgede yeni bir sürecin perde açtığını görüyor. Birçok yorumcuya göre yeni durum Ankara-Tahran yakınlaşmasını hızlandıracak. Bu gerçekleşirse çok başka coğrafyaların etkilenebileceği, Ortadoğu ölçeğinin bile küçük kalacağı söylenebilir. Bu kadarı için erken. Öyle olup-olmayacağını iyi tartmalıyız. Doğal bir süreç mi bu yoksa istenen mi? Yine de iki ülkenin bu manada pratik paslaşmaları kaçınılmaz görünüyor...

Üç kısa soruyu zihin eksersizleri için metne emanet edelim; bir, Arap kamuoyu? İki, Yahudiler bu anlaşma üzerinde eksiksiz mutabık mı?

Üç, Akdeniz’de yaşananlardan hareketle, Türkiye’nin “arasının limoni olduğu ülkelerle barışması, bu cephenin Ankara’nın boyunu aşacağı” yorumları geniş alanlar tutmaya başladı. Prensip olarak sorun yok. Hatta işte Mısır’la görüşüldüğü söylendi. Diğerlerine de kapı hep açık bırakılıyor ve davet tazeleniyor.

Peki İsrail?

İsrail’le bu şartlar altında masaya oturmakta ısrarlı mısınız? Hem de bu kadar şevkle. Ülkelerin “sadece çıkarları vardır” diyenler, konjonktürün o şartları sağladığını mı düşünüyorlar? Değil ise, BAE gibi olalım demektir.

Keşke mümkün olsa da tokalaşmak için onların elini İsrail’e uzatabilsek. Yarım akıl kadar tek kol da onlara yakışır...

Google+ WhatsApp