Bitimsiz tren

Bitimsiz tren


Şu saatlerde neyi tartışıyoruz, hangi mesele etrafında didişiyoruz, ne için birbirimizi gerçekten ya da gıyaben itip kakıyor, onu bunu linçliyoruz? Bunu soruyorum ama aslını isterseniz merak etmiyorum. Hatta güncel hararetli mevzu gelgitleriyle ilgilendiğim bile söylenemez. Dağlar taşlar, uçan kuşlar da ilgilenmiyor. Eser rüzgarın, gelip geçen bulutların, gökte ışıldayan yıldızların da zerre umurunda değil... Fok balıklarının, deniz kaplumbağalarının, mercan ormanlarının muhtemelen haberi bile yok bizi neyin çıldırttığından. Kaldıysa hayal dünyalarımız eğer, yaprağı bile kıpırdatmıyor bu mevzular orada. Temel Reis’in, Keloğlan’ın, Tsubasa’nın ve Gandalf’ın ilgisizliğini hiç saymıyorum. Bu akıl dışı oyunu yalnızca biz oynuyoruz, biz insanlar! Hem de ne büyük heyecanla, ne büyük ihtiras ve şehvetle! Kıytırık bir mevzu için, sonu gelmez kıytırık mevzular için her gün, her saat, her an kendimizi, birbirimizi, hepimizi nasıl yiyip bitirdiğimizi, vaktimizi, enerjimizi, duygularımızı nasıl harcayıp tükettiğimizi hiç düşünmeden... Bu zokayı yutmayanımız, bu oltaya gelmeyenimiz yok! Durup biraz nefes alsak, bunca hararetle tartıştığımız meselenin bir kibrit tanesinin yakabileceği ateşten daha uzun ömürlü olmadığını görebileceğiz. Biraz sonra, sayılı saatler, hatta bazen dakikalar içinde, daha öfkemizin ateşi bile sönmeden üstünde çılgınca tartışıp didiştiğimiz mesele çoktan zaten olmayan önemini yitirip unutulmuş olacak. Çoktan yerini bir başka kavgaya müsait konu başlığı almış olacak. Yani ilgilenmeyen sadece üçümüz beşimiz değiliz, sadece gökteki yıldızlar, dağ taş, börtü böcek değil... Şüpheniz olmasın; az önce birbirine giren, karşılıklı hakaretler yağdıran, racon kesen, yargı dağıtan kim varsa onlar da bu mevzu ile ilgilenmez, onu önemsemez olacak. Onu orada bırakıp unutacak, sıradaki hararet vadeden mevzu neyse ona geçecekler toplu halde. İnanmayan, beklesin azıcık, gözlesin ve görsün.

“Nereye dalıp gittin böyle?” diye sordu yürüyenlerden biri. “Aksine, bunlar kendimi dalıp gitmekten kurtarabildiğim kısacık uyanık vakitler!” dedi derin bir nefes alarak diğeri.

Bizler, tabiri caiz değilse beni affedin, hızla önümüzden geçen bitimsiz bir trene bakıyoruz sürekli, böyle kötü bir alışkanlık edindik. Tren bir bitse, arkasında nasıl bir alem, nasıl uçsuz bucaksız bir hayatın yanı başımızdan sonsuza doğru uzanmakta olduğunu görebileceğiz. Ama tren bitmiyor ve ne yazık ki zihinlerimiz bu illüzyonun döngüsü içinde yitip gitmekten kendini kurtaramıyor.

Bilim tarihinin en matrak, en enteresan adamlarından biri herhalde Richard P. Feynman’dır. Ona fiziğin Woddy Allen’ı desek çok da acayip kaçmaz. Tadımlık olması için ‘Her Şeyin Anlamı’ kitabından birkaç satır: “Ve yine bütün dünyanın aynı atomlardan yapıldığı keşfedilmiş, hepimizin yıldızların yapıldığı malzemeden olduğumuz bulunmuştur. Şu durumda bizim hammaddemizin nereden geldiği bir soru haline gelir. Sadece yaşam değil, dünya nereden geldi, yaşamın ve dünyanın malzemesi nereden geldi? Görünüşe göre halihazırda patlayan bir yıldızdan fışkırdı. Bu toz yığını dört buçuk milyar yıl bekledi, evrildi ve değişti, ta ki tuhaf bir yaratık şurada ayakta durup kendini dinleyen tuhaf yaratıklara konuşana dek. Ne harika bir dünya ama!”

Bir de şunu düşünün; nice ipin nice zihni kendisi gibi çılgınca döndürdüğünü fark eden bir topaç ne hisseder?

“Düz yolda yürümek kolay sanırsın” dedi meczup, “onun aslı yolda düz yürüyebilmektir!”

Google+ WhatsApp