Birinci bölümün sonu…

Birinci bölümün sonu…


Tüm dünya gibi Türkiye’nin de merakla beklediği Haziran ayındaki NATO Liderler Zirvesi öncesinde, ABD-AB-NATO arasında ‘ortak zemin’ arayan öncül toplantılar yapılıyor…

Mesela, G-7 Dışişleri Bakanları Zirvesi (ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya) gerçekleşti. Misafir olarak da Hindistan, Güney Kore, Avustralya, Güney Afrika davet edilmişti. Bu coğrafi noktaların bir anlamı var elbette ama bulmaca çözmeye ihtiyac yok.

Amacı, Çin ve Rusya başta, jeopolitik bir gündemin ele alınmasıydı. Burada hazırlanan akıl, 11-13 Haziran’da G-7 Liderler Zirvesi’ne, oradan da NATO Liderler Zirvesi’ne aktarılacak. AB, NATO platformlarında aşağıdan yukarı buluşmalar hep o tarihe adresleniyor…

Gelgelelim hayat sade değil; ABD (Blinken) ve İngiltere (Raab) saf gösterdiler, Rusya-Çin’e yönelik ortak tutum belirlenmesinde-her iki hedefe farklı tonlarla da olsa-yöntem teklif ettiler…

Ancak Fransa ve Almanya burada da oyuna o kadar katılmadı. Fazladan, ‘mızıkçılık’ yapan iki ülkenin yalnız onlar olmadığı ortaya çıktı; İtalya ve Japonya’nın da özellikle Çin konusunda daha kontrollü durduğu görülüyor…

Hem Tokyo’nun hem Roma’nın Çin’le ticari yatırımları ve ekonomik projeleri var. Japonya fazladan Çin’le dalaşmak da istemiyor. Hâsılı, Türk ve dünya basınına her ne kadar “zirveden ‘ortak bir dil’, Rusya-Çin’e karşı kararlı duruş çıktı’ mealinde haberler hakim olsa da gerçek bu değil…

Asıl iş bu gerçekliğin NATO zirvesinde kendini nasıl/ne kadar göstereceğinde…

Çünkü başka toplantılar da var!..

***

Yine Haziran eksersizi sayabiliriz, Perşembe günü AB Savunma Bakanları toplantısı gerçekleşti. Bu da jeopolitik bir toplantıydı. Gündem başlıkları şöyle şekillendirilmişti; ‘AB Stratejik Pusulası’nın ele alınması, İrini Operasyonu, AB’nin ortak savunma projelerine üçüncü ülkelerin katılımı…

‘Stratejik Pusula’ denilen zaten, PESCO olarak bilinen, özünde Avrupa’nın kendine özgü/ait bir savunma yapısı arayışı. Yani, ‘Stratejik Özerklik’. Bu cümlenin ABD ve NATO’yu ne denli kaşındırdığını söylemeye gerek yok. Esasen Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar kurulmuş en alerjik cümle dahi denebilir. Ola ki varacağı yeri, transtlantik ittifak savunucularının anlaması da kabul etmesi de mümkün görünmüyor…

Nitekim bu toplantıda bir ilk adım ihtimali vardı; “ilk mukabele kuvveti” kurulması. “Hızlı müdahale kuvveti” hayata geçirilirse ilk etapta 5 bin kişilik güç oluşturulacak. Adı veya yüklenecek misyon ne olursa olsun, “ordu nüvesi” saymak gerekiyor. Bu yüzden karar vermekte yine en azından Haziran bağlanana kadar acele etmeyebilirler.

Toplantının ilgi çekici konularından biri, üçüncü ülkelere teklif çıkarılması fikriydi! Şimdiden ABD, Kanada, Norveç gibi ülkelere ‘siz de buyurmaz mısınız’ dendiği biliniyor. Bu da garip. Çünkü orada NATO duruyor ve ABD’ye ‘sen de bize katıl demek’, onların da ‘olur’ demesi, nereden bakarsanız düşündürücü hatta müstehzi bir tavır.

Tabi Avrupa güvenliğinin sağlanmasında AB üyesi olmayan ülkelerin üzerindeki sorumluluk anımsandığında Türkiye için bunun ne anlam ifade ettiği de akıl kurcalamalı…

***

Doğu’ya geçelim…

Bu belirsizlik/beklenti hali misliyle Ortadoğu’da yaşanıyor. Şurası kesin, Ortadoğu bir daha ‘transformasyon’ geçiriyor. Ve her zaman olduğu gibi derinliğine bir dönüşüm değil. Bukalemun aynı ama renk değişiyor…

Mısır-Türkiye ilişkilerindeki yeni faz, İsrail-İran, İsrail-Körfez İlişkileri, Suriye’de ‘seçime’ giden süreç öncesinde Riyad-Şam yakınlaşması, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arabistan Kralı, Putin ve Merkel’le yaptığı görüşmeler, ABD-İran ilişkileri ve neredeyse, ‘bu bölgede saatlerinizi artık İran’a göre ayarlayın’ imaları, Tahran’da kapıya yaklaşan seçim öncesi dünyanın önünde yapılan iç kavgalar, Kafkasya’nın yeni denklemi, Suriye ve Irak’tan atılma korkuları İran’ı daha tehlikeli bir ülke ve “komşu” yapma potansiyeli taşıyor.

Tabii bu durum, Türkiye’nin terörle mücadelesinin sınır aşan boyutlarını da artırıyor. Düne kadar terörün temizlenmesi konusunda Ankara ile el sıkışan, hatta bu yolda Erbil’le organize olan Bağdat şimdi Türkiye’ye nota vermeye başladı. Değişim elbette ABD ve İran’la rabıtalı…

‘Küre Koalisyonu’nun formunu kaybetmesinin ardından-ki bu değişimlerin tetikleyicisi Biden yönetiminin iktidara gelmesidir-bölge ülkelerinin biraz başı kesik tavuklar gibi birbirlerine çarparak, çaptıklarında da “nasıl yapsak” diye gagaladıkları bir sürece dönüştü gidiş…

Riyad, İran’a sıcak mesajlar gönderiyor ama bunun sonunun nereye varacağını kendisi de bilmiyor ve güvenmiyor. Bu yüzden Şam’a destek atıyor, Türkiye’yle temasta kalıyor, Mısır’la didişiyor. Ve daha ortada büyük oyuncuların etki analizleri yok. Lavrov, Ermenistan ziyaretinde ‘hat korumaya’ çalışıyor, Çin’in Pakistan ve İran’daki nüfuzu, Afganistan meselesi, hatta daha ileri giderek ABD’de kimi düşünce kuruluşlarının, “Çin’le Ortadoğu’da beraber çalışmakta sorun olmayabilir” türünden herkesi paniğe sürükleyen analizleri, vs, cabası…

***

Topladığınızda, Doğu-Batı kaygan zeminlerinin ortasında güçlü bir sabit olarak sadece Türkiye duruyor…

ABD, bu güçlü sabiti sulandırmak için bölgesel kumarın potunu yükseltiyor. Özellikle YPG ve İran konuları hassasiyete hatta müdehaleye muhtaç!

Irak’ın eski Genelkurmay Başkanı çıkıp diyor ki, “PKK-DAEŞ-Haşdi Şabi artık ortaktır”!..

Birleştirin gerisini…

Ankara’nın ‘yapılacaklar listesi’ hazır.. Ama Haziran’a endekslenmiş.

O da ikinci bölümün başı…

Google+ WhatsApp