‘Bir masaları ve üzerinde Amerikan bayrakları vardı’…

‘Bir masaları ve üzerinde Amerikan bayrakları vardı’…


Hafta sonu Rusya Devlet Başkanı Putin, 1990’ların ortalarından-yani SSCB’nin göçüşünden sadece bir kaç yıl sonra-CIA görevlilerinin Moskova’da, devletin resmi çalışanları, hükümetin danışmanları olacak kadar ülkeye nüfuz ettiklerini açıkladı…

 

‘Açıkladı’ yanlış.. Türkiye’de bu bilgiye pek şaşıranlar olsa da, 2000’li yılların başına kadar Kremlin’deki ‘süper gücün’ Amerika olduğunu anlatan, çok haber, film, belgesel yayınlandı. Yani, yeni bir şey değil…

 

Zamanında şaşırılması lazım gelen bir şeydi. Atlanınca bugüne kadar ham kaldı. Şaşırmadığımız için merak da etmedik; tüm ulusal güvenlik mimarisini, savaş düzenini, ‘efsanevi’ KGB’yi ABD’ye yöneltmiş ‘Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’, nasıl olur da bir kaç yıl içinde Amerikan uydusuna dönüşebilir?..

 

‘Devlet çöktüğü için, bugün Kremlin’in patronu olarak tanıdığımız KGB ajanları taksicilik yapıyordu da ondan’ diyerek, kara mizahı da barındıran doğru cevabı verebilirsiniz. Ama bu sadece Ruslara ders olur.

 

Bizim için soru daha kalındır…

 

Acaba aynı yıllarda, öncesi ve devamında, ‘Küçük Amerika’ diye kabul edilen Türkiye’de durum neydi?..

 

1940’ların ortalarından 2000’li yıllara, siyasi tarihimizde Türkiye-Batı ilişkileri kronolojisi büyük boşluklar taşısa da, elimizde ders çıkarmaya müsait hayli bilgi bulunduğu, bunlardan da akıllanmadığımız 15 Temmuz’da ortaya çıkmadı mı?..

 

***

 

Geçen 30 yıldan sonra Putin’in bu hesabı hatırlatmasının sebebi, o sınırların jiletle açılmış yaralar gibi bugün de kanamaya devam etmesi…

 

Bugün ABD/Batı-Rusya arasında yaşanan, Ukrayna merkezli Avrupa sınırları kavgası o günlerin mirası. Rusya diyor ki, “o gün ABD ve NATO söz verdiler, ‘Doğu Berlin’den daha Doğu’ya geçmeyeceğiz’ diye, geçmeye devam ediyorlar”. Amerika/Batı da diyor ki, ‘sözle olmaz o işler, geçti Bor’un pazarı’…

 

Kangren şu; ABD/NATO/Batı, ‘size söz ilerlemeyeceğiz’ diye kime söylüyordu? CIA’e işte. Putin’in söylediği asıl o. Kremlin’de ABD oturuyordu. Amerika güdümlü Rus liderleri oturuyordu. ‘Bir masaları ve üzerinde Amerikan bayrakları vardı. Hayatımızdaki her şey üzerinde hakimiyetleri vardı’…

 

Büyük dram.

 

Ah ‘danışmanlar’… Sovyetler’den Rusya Federasyonu’na geçiş az sancılı olsun numarasıyla Moskova’ya gönderilen CIA refakatçıları işin rezilliğini o denli çıkardılar ki, özelleştirmelere de ‘vaziyet ettikleri’ için ülkelerine döndüklerinde, ‘bu kadar da yenmez’ diye hapse atıldılar. İşte öyle nüfuz etmişlerdi…

 

Ve yine aynı, kahredici soru…

 

“Acaba aynı yıllarda, öncesi ve devamında, ‘Küçük Amerika’ diye kabul edilen Türkiye’de durum neydi”…

 

***

 

Bağdat, ‘ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine bağlı muharip kuvvetlerin Irak’taki görevinin sona erdiğini ve çekildiklerini’ duyurdu ya..

 

‘Çekilir, çekilmez, çekilirse nasıl kalır’ türünden ince ayarlar ayrı.. ‘20 yıllık hesabı ödemeden nereye’ diye sormuştuk bir evvel…

 

ABD’nin bıraktığı ekonomik, askeri, siyasi enkaz, parçalanmışlık bir tarafa, Irak Bağımsız Yüksek İnsan Hakları Komiserliği 2021 raporu, ülkede 5 milyon yetim olduğunu açıkladı. Tüm dünyadakinin yüzde 5’i. Saddam gittikten bu kadar sonra bunlar kimin yetimi?

 

Bu ‘miras’ yine ABD’nin ve ‘danışmanlar’ duruyor. Muharipler gitse de tahrip onların.

 

***

 

Pazartesi günü TBMM’de Dışişleri Bakanlığı bütçe görüşmeleri vardı. Parti temsilcileri, Ankara’nın dış politika tercih ve pratikleri üzerine eleştirilerini söylediler, hükümet de yanıtlarını verdi.

 

Fakat herhangi bir parti ne dünya ve bölgemizdeki ‘yeni gerçekleri’ nasıl anladıklarını anlattı ne de Türkiye’nin nasıl bir dış politikası olması gerektiğine ilişkin-sade suya tirit bir iki klişe dışında-cümle kurdu.

 

Sadece aktüel ve spesifik olayları kendi siyasi veçhelerinden hükümete gol atmak adına kritik ettiler, hükümet de aynı konular üzerinden karşılık verdi. Bu haliyle, akşam TV programlarındaki tartışmaların üzerine dahi çıkamadılar.

 

Oysa Dışişleri Bakanlığı görüşmeleri, örnekleri TBMM tarihinde çok görüldüğü üzere, dünyayı nasıl algıladığımız konusunda zorlayıcı derecede vizyoner, kavrayışlarımızı nasıl yenilediğimiz veya yenilememiz gerektiği konusunda ‘bilgelik gösterisi’ olmalıydı…

 

CHP başta TBMM’deki muhalif partiler, dünya ve bölgedeki gelişmeleri düz bir çizginin üzerinde akıyormuş gibi ele alıyorlar. Yani konjonktür/şartlar onlar için hep sabit…

 

‘Ermenistan ne gibi bir adım attı da, siz ilişkileri geliştirmek istiyorsunuz kardeşim’ diye muhalefet mi olur? Bakın nelerden habersiz olduğunuz mesajı verirsiniz…

 

Azerbaycan-Ermenistan savaşı, Ermenistan’ın yenildiği, Rusya’nın bu süreci desteklediği, ‘altılı’ formatın ortaya çıktığı, İran’ın Kafkasya dengesinin bozulduğu, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulduğu, Afganistan’da ABD’nin yenildiği, küresel karizmasında erime yaşandığı, olayların Çin-ABD rekabetinin ana ayağı ‘Bir Yol Bir Kuşak’ projesinin güzergâhında yaşandığı, Hazar ve Karadeniz’in stratejik boyutunun yükseldiği, enerji ve yollar üzerinden geçen politikanın öneminin arttığı gerçeklerini bilmediğiniz anlaşılır.

 

Aynı uzun paragrafı, Ukrayna özelinde Avrupa/Atlantik için, Tayvan özelinde Asya-Pasifik için yazabilir, nihayet, Doğu-Batı yüzleşmesi için hepsinden uzun analizler kurabiliriz…

 

İktidarın dış politika uygulamalarının tümden yanlış olduğunu varsayalım. Peki, muhalefetin yeni dünya tarifi ne? Türkiye’nin buradaki yaşamına ait projeksiyonu ne?

 

Genel Kurul’da söylenenlere bakarsanız yok. E, yok ise iktidara geldiğinizde size ‘danışman’ verirler!

Google+ WhatsApp