Bir günde 6 kadın cinayeti doğru mu?

Bir günde 6 kadın cinayeti doğru mu?


İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi üzerinden AK Parti’ye ve özellikle de Tayyip Erdoğan’a saldıran saldırana..

 

Rakamları çarpıtarak, ahlaksızca ithamlarda bulunan bulunana..

 

Nerede ise, “İstanbul Sözleşmesi feshedildi, cinayetler üç misli arttı bile” diyecekler..

 

Kafadan sallamıyorum.

 

“Bir günde 6 cinayet” diye haber yapıldı, bu ülkede..

 

Bakıyorsunuz.. 

 

Aynı gün mü cinayetler?

 

Ne gününü veriyorlar, ne ayrıntısını..

 

Salla gitsin, mantığı..

 

Nasıl olsa, hesabını soran kimse yok..

 

Sanki bu ülkede daha çok kadın öldürülürse, mutlu olacaklar..

 

Kaldı ki..

 

İktidarın görevi nedir?

 

Cinayetin işlenmemesi için tedbirleri almak..

 

Ama daha önemlisi..

 

Cinayeti işleyenin yakalanmasını ve hesap sorulmasını sağlamak..

 

Önümde bir araştırma var.

 

“Dünyada ve Türkiye’de kadın cinayetleri” başlığını taşıyor..

 

Coşkun Taştan ve Aslıhan Küçüker Yıldız kaleme almış, Polis Akademisi Yayınları’ndan basılmış..

 

Resmi rakamlardan bire bir oluşturulmuş istatistikler verilmiş.

 

2016, 2017, 2018 yılları üzerinden verilen rakamlara göre, Türkiye’deki kadın cinayetlerinin faillerinin yüzde 82.4’ü yakalanmış..

 

Yüzde 16,2’si, intihar etmiş..

 

Sadece yüzde 1,3’ü firari..

 

Faili meçhul hemen hemen yok gibi..

 

Devletin yapması gereken de, bu değil mi?

 

“Cinayet işlersen, cezasını çekersin” anlayışını tüm topluma hakim kılarak, insanları bu suçtan çekindirmek değil mi?

 

Failin tespiti noktasında, devlet üzerine düşeni yapmış, cinayeti faili meçhul olarak bırakmamış.

 

Yakalama noktasında gerekeni yapmış, firari katil sadece yüzde 1,3 oranında kalmış.

 

Belki araştırmayı derinleştirip, yüzde 82,4’lük yakalanan katillerin aldıkları cezaların da süreleri belirtilerek raporlanması gerekir..

 

Ama.. Bunun ötesinde..

 

Faillerin tespit edilip, yakalanması ve mahkum edilmesinin ötesinde, devletin yapabilecği ne var?

 

Mor Çatı’lar, diğer kadın dernekleri söyleseler de, devlet de öğrense..

 

Rakamlarda intihar oranı da çok dikkat çekici..

 

Üzerinde onlarca tez hazırlanması gereken ciddiyette..

 

100 kadın cinayetinden 16’sının katili, kendisini de öldürüyor..

 

Bu oran gösteriyor ki, insanlar rehabilite edilmeye muhtaç.

 

Yakınını, sonra da kendisini öldürecek kadar bir bunalım yaşayan insanların çoğalmaması, mümkün olduğunca rehabilite edilmeleri için, herkesin üzerine düşeni yapması lazım..

 

Rakamlarda dikkat çeken bir başka husus da, katillerin yüzde 86’sının sabıkasız olması.

 

Sadece % 13,5’inin faili, daha önceden sabıkası olan kişiler.

 

Bu neyi gösteriyor?

 

Sosyal hayatı, çevre şartlarını, aile kurumunu ve bileşenlerini iyi dizayn edebilirsek, bu cinayetlerin en az % 86’sını önleyebiliriz..

 

Hayatının birçok alanında, birçok kişi ile muhatap olmuş.. İş hayatında ayrı, okul hayatında ayrı, mahalle hayatında ayrı kişilerle muhatap olmuş insanlar..

 

Hayatlarının bu bölümlerinde hiçbir suç işlemedikleri halde..

 

Gelip de, kendi eşini öldürüyorsa.. Burada uzun uzun düşünülecek ve cinayetlerin azaltılması için ders çıkarılacak ayrıntılar var demektir..

 

Düşünün.. 

 

Hangimiz trafikte küçük küçük gerekçelerle, yol verdin, vermedin tartışmaları ile, küçük küçük de olsa suç işleyecek hale gelmiyoruz?

 

Her sürücü, potansiyel bir sabıkalı..

 

Ve 24 saat, yollarımız vızır vızır çalışıyor.

 

Buna rağmen.. 

 

Trafikten dolayı kaydımıza geçirilmeyen sabıka..

 

İş çevremizde, şu veya bu sebeple yaptığımız tartışmalar, anlaşmazlıklardan dolayı gitmek zorunda kalmadığımız karakol..

 

Okul hayatımızda düşmediğimiz mahkeme..

 

Aile hayatında insanları ilk defa sabıkalı hale getiriyorsa..

 

Aileye daha değişik açılardan bakmaya mecburuz, demektir..

 

Bir avuç feministin ve bir avuç baro yöneticisinin algılarına esir olmaksızın..

 

Ailede eşlere psikolojik destek verilmesi açısından mutlaka gerekli adımlar atılmalıdır.

 

Özellikle ihtilaf yaşayan eşler için, atacakları adımların tüm sonuçlarını, adım adım izah edecek hukukçular, psikologlar devrede tutulmalıdır..

 

Öyle örnekler görüyoruz ki, eşlere uzlaşmaları noktasında nasihatte bulunacaklarına..

 

İhtilafı içinden çıkılmaz hale dönüştüren..

 

“Sen bana vekalet ver, yüzüğüne kadar her şeyini alırım” diyen avukattan..

 

“Sen söyle, çocukların yüzünü bile göremez” diyenlere kadar..

 

Barış yönünde değil..

 

Kavgayı daha da çıkmaz noktalara taşıyacak adımlar atan hukukçulara şahit oluyoruz..

 

Affedersiniz ama.. PKK için bile.. “Barış.. Barış” diyen bir avuç solak baro yöneticisinin..

 

Konu yıllarca birbirine eşlik yapmış karı-kocaya geldiğinde..

 

“Boşanma davalarında kesinlikle uzlaşmacıya görev verilmemeli” demelerinde, kim azıcık bir vicdan izi görebilir?

 

Eli kanlı teröristlere bile, “pişmanlık” imkanı tanınırken..

 

Aile içinde ihtilaf yaşayanları, henüz hiçbir şiddet göstermemiş olanları.. Niye barıştırmayalım? 

 

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ile atılan adım, aileyi önceleyen diğer adımlarla taçlandırılmalı.

 

Aile kurumu, üç tane feministin oyuncağı olmaktan kurtarılmalıdır.

Google+ WhatsApp