Bindik bir alamete

Bindik bir alamete


Birilerinin daha iyi kazanmak için kurdukları ve bizleri daha iyi yaşayacağımıza inandırdıkları yeni dünya düzeninin yakıcı yan etkileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Hemen herkes olan bitenin vahametini görmekle birlikte, gelinen bu afallatıcı noktanın bu saatten sonra artık ‘geri dönülemez’ bir yer olduğuna inanıyor. Ne yapılabileceğine dair hiç kimsenin bir fikri yok. Yine de istikametin doğru, yapılanların yanlış olduğunu düşünmekte ısrar edenler var. Bir diğer yanda işin bilirkişileri, umumun bu sanısının aksine mevcut gidişatın sürdürülemez olduğunu söylüyor. Dünyanın genel dengesine dair verilere bakındığında bilir kişilerin haklı olduğu aşikar... Belli ki, yaşamakta olduğumuz ve fazlasıyla alıştığımız şeylerin en azından bir kısmından vazgeçmemiz gerekiyor. Ancak fazla istemeye, fazla harcamaya, fazla tüketmeye alışmış zihinler için, modern yönelişlerden bir kalemde vazgeçmeye yanaşan da pek yok. Bırakın vazgeçmeyi, bunu düşünmek bile istemiyor hiç kimse. Sorunlar her geçen gün büyüyor; ama o sorunları doğuran bariz sebepleri gündeme alıp tartışmayı bile henüz kabullenebilmiş değiliz.

Burada ilginç nokta zihniyet olarak kendini kadim inanışlara, sağlam geleneklere bağlı hissedenlerin, buna karşıt olarak oluşturulmuş modern seçenekleri bu kadar içselleştirmiş olması ve vazgeçmek noktasındaki inanılması güç isteksizlikleri... Dünyanın bugünkü istikametinin; kadim hakikate, insanın aslî hikayesine taban tabana zıt, hayatın tabii seyrine, karakterine, işleyişine temelden aykırı oluşuna hiç takılmadan yaşayıp gidebiliyor, bu gidişata kayda değer bir itiraz da geliştiremiyoruz. Belli ki bu yeni dünyanın nimetleri verdiği sarhoşlukla herkesin (inandığı değerlerin zıddına bir dünya öngörüyor bile olsa) iplerini az ya da çok eline geçirmiş durumda. O nimetlerin fazlasıyla tahripkar külfetleri ortaya çıktığında bile hiç kimse zihninin yakasını bu kötü ezberlerden kurtaramıyor.

Her inanışın bir insan modeli var. Bu devirde insanlar bir şeye inanıp, bir başka şeyi yaşamak imtihanından geçiyor. Bu çelişkinin içinde yarı şizofrenik bir halde yaşamak hepimizi zorluyor. İnandığımız dünya ile yaşadığımız dünya arasında tam bir zıtlık var. Yaşama pratiklerimizi sahiplenişimize bakılırsa, inandığımız değerleri yaşama fikrinden çoktan vazgeçmiş sayabiliriz kendimizi. Ama bu adını koymadığımız, buna yanaşmadığımız bir şey! Çünkü hiç kimse ne olursa olsun değerlerini kaybetmek istemiyor. Bunun için değerler dünyamız hayatımızın içi olmayan, hayatımızda karşılığı bulunmayan, kabuktan ibaret birtakım sözlerden, klişelerden, sloganlardan ibaret kalıyor.

Bu kadar tahripkar bir yaşama düzenine geçtiğimize göre hayatın tabiatına aykırı bir yol tutturmuşuz demektir. Eğer kadim hakikate inanmak, iman etmek bizim için vazgeçilmezse, insanlığın şu an gittiği yoldan, yaşama biçiminden, yeni hayatın nimet diye önümüze sürdüğü külfetlerden vazgeçmemiz gerekiyor. Aksi düşünülemez; çünkü iki zıttan bir uyumlu bütünlük çıkmaz. Modern dünya, kadim değerlerden vazgeçip yerine insana odaklı yeni bir değerler dünyası oluşturdu. Bu yeni değerlere inanıyorsanız, kadim hakikatten uzaklaşmayı zaten göze almış oluyorsunuz. Yaptığımız budur ve bugün gelinen noktada buradan geri dönüşün mümkün olmadığı fikrine hemen hepimiz teslim olmuş durumundayız. Bu değerler dünyamızın feshi anlamına gelir.

Bu mesele bugün karşılaştığımız en hayati meseledir; üstünde çok kafa yormalıyız ve buradan geri dönüşün bir yolunu, yollarını arayıp bulmalıyız. Aksi halde, inandığımızı söylediğimiz değerlerin dilimize pelesenk ettiğimiz boş tekerlemelerden öte bir anlamı ve değeri kalmayacak.

Google+ WhatsApp