Bildiri, FETÖ şantajı ile mi hazırlandı?

Bildiri, FETÖ şantajı ile mi hazırlandı?


28 Şubat’ta bunları çok yaşadık.

 

“Üst düzey general” diye başlarlar, dört dörtlük darbe suçunun işlendiği tehdit cümlelerini haber diye yazarlar..

 

“Biz haber verdik, ne yapalım, gizleyelim mi?” diye işin içinden çıkarlardı..

 

28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, “İşte 18 maddelik karar metni” diye, gizli olarak görüşülmesi gereken konuları madde madde yayınlamışlardı..

 

“MGK toplantıları gizli değil mi? Bu kararlar görüşülmüş olsa bile, gazete manşetlerinde nasıl çarşaf çarşaf yayınlanır?” diye sorup, MGK Genel Sekreterliği’nin suç duyurusu yapmasını istemiştik.

 

Onlar suç duyurusu yapmasa bile, savcıların re’sen soruşturma açmaları gerektiğini hatırlatmıştık.

 

Ama kime, ne diyorsun..

 

28 Şubat’ın darbeci generalleri, çaktırmadan MGK toplantılarının notlarını darbe destekçisi gazetecilere veriyor.

 

Onlar da manşetlere taşıyor..

 

Yapılmak istenen zaten, meşru hükümeti, gazete manşetleri üzerinden tehdit etmek, direnci kırmak..

 

“Bu tiyatro nedir? Kanunen gizli olması gereken MGK tutanağını, içerden birisi vermedikten sonra, kim ele geçirebilir ki? MGK toplantısının bilgileri gazetecilerin elinde dolaşıyorsa, kimbilir devletin daha hangi gizli bilgileri, hangi hain gazetecilerin elinde dolaşıyordur. Böyle rezillik olmaz” diyen bir savcı çıkmayınca..

 

“Gelsin Ertuğrul Özkök, ifadesini versin.. ‘Gerekirse silah bile kullanırız’ diyen üst düzey askeri yetkili kim? Böyle bir asker var ise, onu da çağıralım, soralım ‘Sen kime silah kullanıyorsun, kimden bu yetkiyi aldın?’ diye. Eğer ismi verilen asker iddiayı kabul etmezse, Ertuğrul Özkök’ü tıkalım içeriye.. Asker bu tehdidi yaptığını kabul ederse, ikisini birden tıkalım içeriye” diyen çıkmadığı için..

 

Olaylar derinlemesine soruşturulmadığı için..

 

28 Şubat’ı yutturdular bize..

 

Göz göre göre, meşru hükümeti tehditlerle, şantajlarla devirdiler. 

 

Öyle ki..

 

Sincan’da tankların yürütülmesi olayı için, komutanlar “Ben emri verdim” diye bir dönem cesaret gösterisi yaparken, bir diğeri “Yok yok. Siz ona bakmayın. Asıl emri veren benim. O kim ki, tank yürütsün? Tanklar, benim emrimle yürütüldü!” diyebiliyor iken..

 

Yıllar sonra.. Gün geldi.. 28 Şubat’çılara dava açılınca..

 

Hepsi sorumluluktan kaçıp, “Tankları yürüten ben değilim. O tarihte zaten ben o görevde değildim.. Aslına bakarsanız, tanklar meşru hükümete sopa göstermek için değil, normal bir tatbikat için, her zaman olduğu gibi tören alanına ulaşmak için Sincan caddelerinden geçmişti” kıvırtmaları ile karşımıza çıktılar..

 

Üzerinden yıllar geçtiği için de..

 

Kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor, net olarak yüzlerine vuramamıştık..

 

Son 104 amiralin bildiri yayınlaması olayı, bari bu tecrübelerden yararlanarak çözülsün.

 

İlk gün, cesaretle “Ben hazırladım. Ben hazırladım” diye öne çıkıp, sonra “Benim suçum yok. Ben bir şeyden haberdar değilim.. Bana yolladılar, ben ‘Bakayım’ dedim. Bir baktım imzamı koymuşlar bile” diyenleri görelim..

 

“Kamuoyuna duyuru” diye, bir talep mahiyetinde hazırlanan metnin başlığını, “Yüce Türk Milletine” şeklindeki, adeta darbeleri hatırlatır başlıkla değiştirenleri, görelim..

 

“Amirallerin bildirisi” diye ünlenen metnin içindeki bazı cümlelerin sonradan değiştirildiği iddialarının arka planını ve faillerini tanıyalım..

 

İyi niyetle bir metin hazırlanmış olsa bile, bunun geceyarısı, işbirliği içinde olunulan bir siteye yollanmasındaki amacı öğrenelim..

 

Yoksa..

 

28 Şubat’ta nasıl milletin aklı ile alay edilircesine, önce herkes “Ben yaptım, ben yaptım” diye ortalıkta gururla dolaşırken..

 

Sonrasında ise, “Ben yapmadım, ben yapmadım” diye kıvırdı ise..

 

Ve, aradan uzun yıllar geçtiği için, tam bir kanaate varamadı isek..

 

Amiraller muhtırasında da aynısını yaşarız.

 

Hatta daha vahimi..

 

28 Şubat’ı yapanların, “Nasıl olsa ceza verilmiyor. Önce üstleniyoruz. Sonra kıvırıyoruz. Ceza verilse bile, hepimiz tahliye oluyoruz” dedikleri gibi..

 

Ve onların tahliyelerinden cesaret alanlar, yeniden darbe yapmaya (15 Temmuz) kalkışıyorlarsa..

 

Ve şimdi de amiraller bildirisi yayınlanıyorsa..

 

Konu en ince ayrıntısına kadar incelenip, gerçek tüm netliği ile ortaya çıkarılmadığında..

 

Allah korusun, bu soruşturmayı hakkıyla sonuçlandırmadığımız için, belki yıllar sonra bile, yeni yeni muhtıralara, darbelere imza atacak kişilere cesaret vermiş oluruz..

 

Bildiriyi kim hazırlamış?

 

Hangi metinle yola çıkılmış?

 

Sonrasında kimler, ne eklemeleri yaptırmış?

 

Kimlere ulaşılmış, kimler imzalamayacağını söylemiş?

 

Reddedenlerin gerekçeleri neler?

 

Kabul edenler, dost ahbap hatırına mı imzalamışlar?

 

Yoksa, aktif bir görev de üstlenmişler mi?

 

“Yüce Türk Milleti”ne şeklindeki başlığı, son dakikada kim eklemiş?

 

Bildirinin yayınlanması düşünülen 6 Nisan’ın mesajı var mıydı?

 

4 Nisan’a çekilmesinin arka planında ne var?

 

Bildirinin gece yarısı yayınlanmasındaki amaç ne?

 

Sadece bir internet sitesine gönderilmesinin amacı ne?

 

O internet sitesinde kimler, bu amirallerden kimlerle irtibatlı?

 

Harp okullarına öğrenci alımında “irticai eğilim” engelinin yönetmelikten çıkarılmasına ilişkin değişikliğin, bildirinin hazırlanmasında esas sebep olduğu iddiaları ne kadar doğru?

 

Bildirideki Montrö ile ilgili ifadeler dandikten sebep, aslında esas dert “Namaz kılan subay ve yönetmelikten irtica gerekçesinin çıkarılması” mı?

 

İfadesi alınacak olan 14 amiralin içinde, daha önce FETÖ’nün hedef tahtasına koyduğu isimler kimler? Bu isimlerin herhangi bir şantaj sonucu bu bildiriyi hazırlama ve imzalatma görevini üstlendiği iddiasının doğruluk payı ne kadar?

 

Ve daha nice sorular..

 

Olay taze iken..

 

Olayın şahitleri tümü ile hayatta iken..

 

Araştırılmalı ve gerçeğe ulaşılmalıdır.

 

Ulaşılmalıdır ki, “Kendisini çok akıllı, ülke insanını da aptal yerine koyan”lar, yeni muhtıralara cesaret edemesin.

 

Darbelerin de, muhtıraların da “üst aklı” artık deşifre olduğunu anlasın..

 

Yeni darbelere cesaret edemesin!

Google+ WhatsApp