‘Beton diplomasisi’, çimento kafalar ve ‘kitap’…

‘Beton diplomasisi’, çimento kafalar ve ‘kitap’…


Cumhurbaşkanı aynı ifadeyi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yeniden kullanır mı bilmiyorum ama kaleme aldığı şudur: “Türkiye gibi ülkeler yaptıkları fedakârlıklarla tüm insanlığın onurunu kurtarıyor”…

 

Bu cümleyi, “dünya beşten büyüktür” çatısı altında kurduğunuzda, fedakârlık bir tarafa temel sorumluluklarını dahi yerine getirmekten kaçınan ülkelerin ‘onuru’ hakkında da bir şey söylemiş olursunuz…

 

Dünya gerçeklerine körleşmeden, özellikle son 10 yıllık dış politika ve dünya meselelerini kavrama formülü olarak kurulan ‘Dünya 5’ten büyüktür’ ilkesi üzerine çok yazmış, formülün entelektüel havzasını genişletmeye çalışmış, niteliksel katkı sunmuş, kamuya açık ortamlarda muhalifleri ile sık tartışmış biri olarak.. Birleşmiş Milletler oturumuna, ‘Daha Adil Bir Dünya Mümkün’ kitabıyla gitmeyi, Cem Karaca’nın, ‘ben feleğin tekerine çomak sokarım’ sözlerindeki ruha benzer bir itirazı düzenin kalbine saplamak sayarım…

 

Böylece, ‘Türk Evi’nden onurlanmak yerine ‘beton diplomasisi’ diye ülkesini küçültenlerin kafasına, bu ülkedeki tek çimentonun küçük beyinleri olduğu çakılmış olur…

 

Aradaki bağı anlayana konuşuyoruz tabii…

 

‘BİR KIVILCIMA BAKAR’!..

 

BM Güvenlik Konseyi’nin özneye yerleştirilerek cari düzene yöneltilen kritik, adalet ve ahlâk gibi, ne uluslararası ilişkiler teorilerinde pratik bulunan ne de dış politika pratiklerinde işe yarayacağı düşünülen, ezilerek unutturulmaya çalışılan bir anlayışı Türkiye eliyle küresel masaya sunuyor…

 

Şu da açıktır; Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kitabında manifestoya dönüştürülen, ‘daha adil bir dünya’ için ‘dünya 5’ten büyük olmalı’ önerisi, önce ABD’ye sonra Batı’ya yönelik ağır eleştiri getiriyor. Bu manada, ‘dünya ABD’den büyük’ demektir.

 

Yüzlerine söyleniyor; çok dile çevrilip ellerine verilmesi, Genel Kurul’da bahsedilecek olması budur…

 

Önce Amerika, sonra BMGK’nın diğer ülkeleri, ardından II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş uluslararası kuruluşlar-BM’den Dünya Bankası’na, Dünya Sağlık Örgütü’nden IMF’e kadar-açıkça ikaz ediliyor ve ‘işin sonunun hayır olmayacağı’, ‘bir kıvılcıma bakar’a kadar söyleniyor…

 

GÜVENMİYORSANIZ, MEŞRUİYETİ YOKTUR…

 

Muhatapların tek mazereti veya ‘iyi hal indirimi’ getirecek savunmaları bulunmuyor…

 

Mealen yazıyorum; 2003’te yalan söyleyerek ve dünyanın itirazına rağmen Irak’a yaptığınız müdahalenin getirdiği milyonlarca ölüm sizin elinizdendir.. Giderken geride bıraktığınız masum insanların dökülen kanı elinizdedir.. Ortaya çıkan terör örgütlerinin döktüğü kan elinizdedir.. Terör örgütleriyle sözde mücadele adına desteklediğiniz terör örgütlerinin döktüğü kan da sizin elinizdedir.. Şeklinde silsile halinde günümüze ulaşan, mesela göç/kaçış nedeniyle kıyılarımıza vuran bebeklerin de kanı elinizdedir.. diye okunabilecek metin, bunun gibi tüm örnekleri getirip BM’nin, GK’nın ve ABD’nin kapısının önüne yığıyor…

 

Bosna, Kosova, Ruanda, Suriye, Afganistan, Filistin, Ukrayna, daha sayısız örnek…

 

‘8 milyar insanın kaderini hesap dahi vermeyen beş ülkenin insafına, hırsına, çıkarına ve kaprisine terk ettiğinizde’ işte bunlar oluyor…

 

Bunlar ahlaki ve adil zaten değil ama.. ‘Sürdürülebilir de değil’.. Yani, ‘böyle gelmiş böyle gitmez’. Çünkü düzen güvenilir değilse meşruiyeti de yoktur!

 

Türkiye’nin önerdiği şudur; “Adaleti merkeze alan, küresel sistemin mevcut gerçekliğine körleşmeden sorunları çözmeye odaklı, ‘yeni zihinsel çerçeve’ ortaya koymak”…

 

Nedir?.. Önce BMGK üyelerinin ‘veto yetkisi’ kalkacak. Dünya yanarken, bir ülkenin çıkarı için ‘hayır’ dediği konu ‘canlı canlı’ gömülmeyecek…

 

Sonra.. BMGK’nın mevcut yapısı değişecek. Ankara’nın önerisi beş değil, BM Genel Kurulu tarafından seçilen/yenilenen 20 ülkeli bir GK’dır…

 

Ardından, BM’ye görev, sorumluluk, şeffaflık, hız ve çözüm getirme becerileri kazandırılacak. Düşünün ki, örgütün salgını gündeme alması aylar sürdü.. Bağlı Sağlık Örgütü uyarılarda bile bulunamadı.

 

DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ HAVA VAR…

 

Peki, bu iddianamenin karşılığı olarak teklif edilen ve ‘düzenin yeniden tarif edilmesi’ni gerektiren, Batı mayalı küresel mimarinin sütunları yıkılabilir veya yenilenebilir mi? Üstelik yine başta ABD dünyanın ‘süper’ ülkelerine rağmen?..

 

İşin püf noktası burada; Evet!.. Çünkü, uzun zamandır tartışılan küreselleşme, uluslararası düzen anlayışı ve politikaları artık daha çok sorgulanıyor! Üstelik bu hale kendileri getirdiler ve dönüp kendilerine bakmayı reddettikleri, başta demokrasi tüm dünyaya pazarladıkları ‘gerekçelerini’ terk ettikleri için dalga hepimizin gözleri önünde büyüyor…

 

193 devletli Genel Kurul’da yapılan tartışmalara dikkatli bir inceleme, ülkelerin %73’ünün BM’ye yönelik olumsuz bakış açısı taşıdığını gösteriyor. (Say: 63)

 

Salgın evvelinden başlayarak çığ gibi büyüyen politik ve ekonomik kriz (2008), Covid-19’la buluştuktan sonra çarpan etkisiyle yeni dünya dengeleri ve arayışları getirdi. Serpintileri nükleer küller gibi dünyanın üzerine yağıyor. Küresel güç dağılımı değişti. Gerçek bu. İstemeseler de yüzleşmek zorunda kalacaklar. Haşa, tanrı gibi taptıkları ‘reel politik’ onları kurtarmıyor…

 

Köhneyip köhnemediklerini Türkiye’nin teklifine verecekleri cevaptan anlayabilirsiniz. Kendilerine saldırı sayarlarsa, arkalarından el sallayabilirsiniz. BM’yi kurtarmaya çalıştığımızı görüyorlarsa, ümit var demektir…

 

Sorun sistemin kendisidir. Savaş riski üretiyor! Çünkü mevcut düzeni kuran Dünya Savaşı öncesi hava var…

Google+ WhatsApp