‘Berlin in Berlin’: Altılı masayı büyüklerin masasına oturtalım mı?

‘Berlin in Berlin’: Altılı masayı büyüklerin masasına oturtalım mı?


Şu sıralar, ‘Altılı masayı uluslararası masaya oturtsak ne olur’ başlıklı bir yazı kaleme almak gönlümden çok geçiyor ama.. Hem bizim yazı işleri, ‘yarım paragraflık köşe mi olur’ diye şaşırır hem okurlara ayıp…

 

Yine de içimdeki afacanı tutmak zorlaşıyor: Ne söyleyebilirler ki? Bugüne kadar Türk dış politikasını geçin, mesela Ukrayna krizi üzerine, doğru-yanlış fark etmez, dişe dokunur tek kelime etmişlikleri/fikirleri mi var…

 

Yaptıkları, taraflara itidal tavsiye etmek, üzerine de kuru barış konuşmaları. Ha bir de, ABD ve AB ne diyor onu takip etmek.

 

Herkes biliyor ki, dünya hallerine ilişkin ne gerçekçi bilgileri var ne de okumaları…

 

Mesela, Avrupa Birliği’nin lider ülkesi, bizim Batıcılların da çekim merkezi Almanya’da neler olduğunu anlıyorlar mı?..

 

Mâlum, Berlin’in bizim muhalefet üzerindeki etkisi hem yüksektir hem İstanbul aktarmalıdır. Şimdi tekrar gündemde!

 

Ülkede yeniden ‘militarizasyon’ kapılarının açılması ne anlama geliyor, 5 bin kasktan 100 milyar avroluk askerî yatırımlara nasıl yükseldiler, Berlin’deki Berlin nedir?..

 

***

 

Avrupa ve transatlantik ittifak için Almanya’nın rolü merkezidir. Brüksel (AB), Londra (finans), Roma (din) veya Washington’un (NATO) en derin mahfillerinde bile üzerine tartışma kabul edilemez…

 

II. Dünya Savaşı ertesi kurulu düzenin Almanya’dan talepleri Berlin tarafından her zaman coşkuyla karşılanmadı. Tezahürlerinden biri, Ukrayna krizi ile yeni aşamaya geçen, Türkiye’deki tartışmalarda da sık atıf yapılan, ‘Ostpolitik’tir.

 

En kaba tarifi, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği ile ilişkileri normalleştirmek amacıyla oluşturduğu politikadır (Willy Brandt, 1967).

 

Ancak politikanın ruhunda ülkedeki ABD egemenliğini kırmak arzusu yatar. Ostpolitik, iki adım ileri bir adım geri Berlin siyasetinde etkisini hep gösterir, hep yaşar. Çizgiyi geçtiği dönemlerde Washington tarafından hizaya çekilir. Örneğin, Yahudi soykırımı hatırlatılır. ‘Schindler’in Listesi’ güzel örnektir…

 

Ukrayna savaşı ile Şansölye Merkel’in emekli olması Ostpolitik’in yaşam alanını daralttı. Elbette Brexit, Fransa-Almanya’nın ‘eski çekirdek’in özerk Avrupa Savunma Mimarisi arayışları, ekonomik çöküntüler, pandemi gibi ağır süreçler de güç kaybını artırdı…

 

Bugün Berlin’de yeni bir hükümet (Eylül 2021), bu hükümetin daha kıvamda bileşenleri bulunuyor. ABD/İngiltere etkisine açık bir yönetim var. Bu yüzden Ostpolitik’e ne olduğunu anlamamız.. Ve Türkiye’nin bunu bilmesi gerekiyor!..

 

***

 

Rusya’ya yönelik ağır yaptırımlara –görülmedik biçimde– katılınmış olması, Mavi Akım-2 gibi hiçbir Berlin hükümetinin uluslararası tartışma konusu yapmadığı hayati projenin iptali, devasa ‘militarizasyon’ sürecinin başlatılması, bu misyonu koruyan son Şansölye’nin oyun dışı kalması Ostpolitik’in artık bittiği yönündeki deliller ve Almanya’nın Rusya ile zorlu koşullar altında dahi savunduğu ilişkileri baltalanmış görünüyor…

 

İşin bu noktaya gelmesinde Almanya ve Avrupa’nın, kangren olmuş uluslararası sorunları çözme yaklaşımları, çok taraflı girişimleri, müdahaleciliğe sonsuz isteksizlikleri, demokratik ve diplomatik dile sığınan eyyamcılıklarının rolünü muhakkak yargılamak gerekiyor.

 

En insanî sorunları dahi formatlara, süreçlere, dörtlülere, beşlilere, ‘plus’lara bağlayarak süründüren siyaset biçimi, sonunda Berlin’in de kapısına dayanmış görünüyor…

 

***

 

Bugün Berlin, özellikle ‘askerîleşme’ kararlarıyla apayrı ve tehlikeli bir yola çıkmış görünüyor…

 

Enerjide aşırı bağımlılık artı kolay/kısa çözümün bulunmaması, savaşın devamı halinde seneye Avrupa’yı hatta dünyayı vuracağı söylenen gıda krizi, orduyu da kapsayan ülke içi hassasiyetler.. Almanya’nın sadece majör dış politika değişimlerini değil, ABD’ye tam teslim olup-olmayacağını.. Ama bir yandan da Berlin dehlizlerinde yaşadığı bilinen “Almanya’nın ruhu”nun ortaya çıkıp çıkmayacağını izleyeceğiz…

 

Neonazi akımların ABD işbirliği ile gelişen iktidarlara yönelik etkileri sadece Ukrayna’da değil, Almanya’da hatta NATO karargâhına dönüşmüş Polonya’da da mevcudiyetlerini koruyor. ABD/NATO ile beslenmiş kanatları kadar Ostpolitik ile gelişmiş kanatları bulunuyor!

 

***

 

Almanya-Rusya-ABD ilişkilerine baştan ayar veren sürecin başlangıcına delil gösterilen yukarıdaki maddeler içinde ‘militarizasyon’ en kritik başlık demiştik. Öyle ve eğri büğrü de olsa bir Batı planının varlığına işaret ediyor. Fakat kontrolü kimde?..

 

Şu satırları siz bu köşede okudunuz.. 19 Aralık 2020’de!.

 

“… Benzer çok veri olmasına rağmen, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeir’in, ‘Bundeswehr’-Silahlı Kuvvetler’in kuruluş yıl dönümündeki sözleri daha anlamlı gelebilir; ‘Joe Biden döneminde bile Avrupa, ABD için eskisi kadar önemli olmayacak. Ülkemizi ikili bir sorumluluk ve göreve sahip görüyorum; Avrupa’da Alman liderliği ve NATO’da Berlin için daha güçlü bir rol! Askerlerimiz bu ülkenin kendilerine sağlayabileceği en iyi donanımla, siyasi alanın tanımladığı görevi yerine getirmelerini sağlayacak teçhizatla donatılma hakkına sahiptir’… (‘Eskiz’, Yeni Şafak.)

 

Tarihi tekrarlayım; 19 Aralık 2020!

 

Yani Ostpolitik varken. Yani Ukrayna krizi yokken.

 

Steinmeir’i de hatırladınız; bir hafta önce Kiev’e ziyareti engellenen cari Cumhurbaşkanı. Neden?..

 

Bu zıtların iç içe geçmişliğidir.

 

Ne dersiniz, bizim ‘altılıyı’ bu türden uluslararası masalara oturtalım mı?

 

Aslında.. ‘Otursunlar da görsünler’ diye insanın içinden geçmiyor değil. Geçiyor da.. Bahsimiz Türkiye…

Google+ WhatsApp