Bekle Kemal bey, saat 11’de geliyorum!

Bekle Kemal bey, saat 11’de geliyorum!


HP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TÜİK’in amiri değil, bir şey değil..

 

“Saat 11.00’de geliyorum” diyor ve TÜİK’e baskın düzenliyorsa..

 

Ben bir seçmen olarak..

 

Siyasi partilerin tek hedefinin seçmenden oy almak olması gerçeği karşısında, benim de oyuma talip olmaları gerektiğinden.

 

Bugün saat 11.00’de, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek üzere CHP Genel Merkezine gideceğim.

 

İçeri almazlar mı?

 

Kendileri bilir..

 

Bir seçmeni, isminde “halk” kelimesi olan partinin genel merkez binasına almamış olurlar..

 

Tabii ki şaka yapıyorum..

 

Randevu almadan nereye gideyim?

 

Nasıl gideyim?

 

Niye gideyim?

 

Adama “manyak mısın” diye sormazlar mı?

 

“Burası yol geçen hanı mı?” demezler mi?

 

İşin esprisi bir yana..

 

TÜİK’e baskın düzenleyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Akit’e mensup muhabirleri de, Ankara Temsilcisini de CHP Genel Merkezi’nin kapısından içeri, hem de tüm basın mensuplarını davet ettikleri toplantıda bile sokmadıklarını hatırlatsam, ne dersiniz?

 

Akit’in muhabirlerini bile sokmadıkları CHP binasına, şimdi onlarca ceza ve tazminat davası açtıkları beni mi sokacaklar?

 

Ama bir hayal kuralım..

 

Haftada yedi gün çalışan Tayyip Erdoğan’ın koltuğuna göz diken Kemal Kılıçdaroğlu’nun, pazar günü CHP Genel Merkezi’ne gelip gelmediğini sorgulamakla başlayıp..

 

Gerçekten CHP Genel Merkezi’nden içeri girebilsem, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşebilsem, kendisine soracağım soruları sıralayayım..

 

Gerçekten Kemal bey ile görüşebilsem..

 

En başta..

 

Mahalli seçimler öncesinde verdiği namus sözünden başlardım..

 

Tarih 18 Aralık 2018.

 

İki hafta sonra, tam 4 yıl dolmuş olacak..

 

Ne demiş Kemal bey?

 

İfadesi birebir şöyle:

 

“Bütün işçilere namus sözü ve garanti veriyorum. Kazandığımız bir belediyede, belediye başkanı haksız yere bir işçinin işine son verirse gelecek beni bulacak.” 

 

Kendisine inanılması için de..

 

O tarihte de, muhafazakar kesimi kafakola alma girişimlerine çoktan başlamış, Kemal bey.

 

Hak-İŞ’i ziyaret etmiş..

 

“Türkiye’nin, işçilerin sorunlarını görüştük” diye de, açıklama yapmış, görüşme sonrasında..

 

Diğer belediyeleri bir kenara bırakalım..

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda çalışan işçilerden 13 bin kadarının işine son verildiği gerçeğini hatırlatıp, Kemal beye sorardım:

 

“Namus sözünüz ne oldu?”

 

Bir işçi, 10 işçi demiyorum..

 

14 bine kadar çıkanlar da var ama..

 

Ben 13 bin diyorum..

 

13 bin defa, Kemal beyin namus sözü çiğnenmiş..

 

Tık var mı, Kemal beyde?

 

O tarihte sarf ettiği gibi, bir tek işçinin bile kendisini ziyaret etmesine fırsat verip, sözünün gereğini yerine getirmiş mi?

 

 “Eğer kazandığımız bir belediyede, belediye başkanı haksız yere bir işçinin işine son verirse, gelecek beni bulacak. Ben onun önüne düşeceğim, onun işini tekrar eski konumuna getireceğim ve eski işinde çalışma ortamını ona yaratacağım” dediği halde..

 

13 bin işine son verilen işçiden bir tanesini bile, işine döndürebilmiş mi?

 

Biz kimden ne bekliyoruz?

 

Helalleşme deyince, hemen tuzu alıp koşanları gördükçe..

 

13 bin işine son verilen işçiden ise, hiç bahsetmeyen muhafazakar geçinen siyasi partileri gördükçe..

 

Saç baş yoluyoruz.

 

Kemal bey ile görüşme imkanım olsa idi..

 

Şunu da sorardım..

 

Sizin partinizden kaç milletvekilinin, gayrı ahlaki yaşantısı sebebi ile mahkemelere intikal eden davaları var?

 

Lütfen, “özel hayat” numarası çekmesinler..

 

CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat’ın açıklaması, mahkeme kayıtlarında duruyor..

 

Gayri ahlaki ilişki içinde olduğu kadınla bir odada çekilen görüntülerinin kamuoyuna sızdırılacağı şantajı ile İBB’de çok önemli bir göreve kendi adamlarının getirilmesi, bu milletvekilinden istenmiş..

 

Bu, özel hayat mı oluyor?

 

İBB’deki şu makama, bu makama, uçkuruna sahip çıkamayan adamlara yapılacak şantaj ile adam atanması, özel hayat olabilir mi?

 

Özgür Karabat tekil bir olay değil..

 

CHP Denizli milletvekili de, aynı şekilde bir ahlaksız ilişkinin merkezinde.

 

Eşcinsel bir ilişkisi videoya çekilip, bu milletvekiline de şantaj yapılmış..

 

Buna da mı “özel hayat” diyeceksiniz..

 

Affedersiniz, sizin milletvekillerinizin ne çok “özel hayat” vakası, ceza mahkemelerine yansımış?

 

TÜİK’de şov yapmak kolay da..

 

CHP milletvekillerinin şantaj istatistiklerini tutmak zor..

 

Verdiğimiz iki örnek, yakın tarihten..

 

Ve milletvekillerinden..

 

İl başkanlarına, belediye başkanlarına geçtiğimizde..

 

Taciz-tecavüzden geçilmiyor..

 

Tam bu noktada, aklıma şu soru geliyor:

 

Bayram değil, seyran değil, Kemal beyin TÜİK’e baskın düzenlemesinin arkasında, CHP’lilerin cinsel suçları ile ilgili istatistiki çalışmalarını önleme niyeti olmasın, sakın..

 

Öyle ya.

 

TÜİK, her şeyin istatistiğini tutuyor..

 

Üç yıl önce, işsizlik oranı ne imiş, enflasyon ne imiş, internet sitesine girip, bakıyor, öğreniyoruz..

 

Resmi rakamları toplayan TÜİK, iş alanını genişletip, siyasi partilerdeki cinsel suçların istatistiğini de tutmaya karar vermiş de, CHP Genel Başkanı da, bunu önlemek için, TÜİK’e baskın düzenlemiş olmasın, sakın..

 

Gerçekten de..

 

Bu tür adli vakaları, “ha” deyince hemen bulup, çıkaramıyorsunuz..

 

Ancak kendi arşivinizi tutarsanız..

 

Sıkı takip ederseniz, o da ulaşabildiklerinizin kayıtları ile yetinerek, gerçekleri kamuoyu ile paylaşabiliyorsunuz..

 

Ama.

 

TÜİK bu işi üstlense..

 

Milletvekillerinin cinsel suçlarından bu işe başlasa..

 

Parti bazında..

 

Hangi partide, kaç cinsel suç işlendiğini.

 

Kaç kişinin cinsel odaklı ihtilaflarda rol aldığını rakamları ile belgelendirse..

 

Adalet Bakanlığı ile eşgüdümlü bir çalışma ile raporlasa.

 

Ne güzel olur..

 

Halk, ülkeyi yönetmeye aday partileri böylece daha iyi tanımış olur.

 

Halk kendisini yönetecekleri, yakınen öğrenmiş olur..

 

Kimler ülkeyi yönetmeye..

 

Kimler de, onun-bunun eşine kızına sarkmaya aday oluyor, herkes bilse..

Google+ WhatsApp