Batı’ya ‘bir daha deneyelim’ mi dedik?..

Batı’ya ‘bir daha deneyelim’ mi dedik?..


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Türkiye büyükelçileri ile yaptığı toplantıda, “Coğrafi, tarihî ve beşeri olarak Avrupa Kıtası’nın bir parçası olan Türkiye, elbette Avrupa Birliği tam üyelik hedefine bağlıdır. Maruz kaldığımız onca adetsizliğe rağmen, Avrupa Birliği bizim stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor” dedi…

 

Bunun Ankara hükümetinin zaman zaman Batı’ya yönelik, ‘diplomatik/politik/konjonktürel’ açıklamalardan farklı olabileceği, elçilerin konuşma boyunca kafalarını kaldırmadan hararetle not almalarından ya da şimdi neden böyle bir buluşmaya ihtiyaç duyulduğu sorusundan dahi anlaşılabilir…

 

Konuşmanın bütününe baktığınızda ters istikamete yönelebilirsiniz. Çünkü, ‘Türkiye maruz kaldığı onca adaletsizliğe rağmen’ başlığı altında sayılan haksızlıklar sıralanıp, vurgulu serzenişlerde bulunulduğundan, AB’nin ‘fırçalandığı’ hissiyatına bile kapılabilirsiniz…

 

Ancak Ankara şu sıralar, Türkiye’nin Rusya ve NATO/ABD arasındaki gerilimde alacağı pozisyonun her zamankinden daha hayati, ittifakın vazgeçilmez üyesi olarak tüm taraflar için stratejik ortak olduğunu düşünüyor olabilir. Bu haritaya ‘elbette’ Avrupa Birliği de dahil…

 

***

 

Aynı bağlama oturtulabilecek diğer gelişme, hafta başında Washington’un Avrupa’ya Doğu Akdeniz’den doğal gaz sağlamak için tasarlanmış denizaltı hattı olan EastMed projesinden gönlünün geçtiğine dair haberlerin çıkmasıdır. Ankara’daki beklentilerini yükseltmiş olabilir…

 

Yani, Türkiye’nin deniz alanlarını istismar eden projeye karşı koymaktan vazgeçmeyeceği zaten açıkken, ABD’nin ‘dönüşüne’ siyasi anlam yüklemesi normal sayılabilir. Hele İsrail’in projedeki varlığına rağmen Washington’un geri adımı düşünüldüğünde karar gerçekten de önemlidir.

 

Türk kamuoyunda pek ümit bağlanmasa da, ABD ile “ortak mekanizma”nın da canlandırılması, Ankara’nın içinde bulunduğumuz yıldan itibaren NATO ve AB müttefiki olarak büyük talep göreceğine dair okumasına ek yapılabilir…

 

Son ay içinde Sayın İbrahim Kalın ile ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan’ın sıklaşan görüşmeleri de listeye dahil edilebilir. Keza, bir seri ülkeyle yaşanan ‘normalleşme’ süreçlerine de aynı gözle bakılabilir, Ukrayna krizinde-Rusya’yı üzmek pahasına-alınan rol de ipucu verebilir…

 

‘Brüksel’ merkezli Euobserver gazetesinde dün atılan başlık şöyleydi; ‘NATO ve AB’nin Türkiye’ye eskisinden daha çok ihtiyacı var’…

 

Cumhurbaşkanı’nın Büyükelçilere kurduğu, “AB’nin karşı karşıya olduğu tehditlerin aşılmasında anahtar ülke Türkiye’dir” cümlesiyle uyumludur.

 

Sonuç olarak Türkiye’nin, NATO, AB, ABD ve dahi Rusya’nın Ankara’ya daha çok başvuracağını kıymetlendirmesi, Batı’yla ilişkilerin ‘normalleştirilmesi’ yolunda kulvar açmayı uygun görmesini getirmiş olabilir…

 

Bu doğru bir karar mı? Veya 2023 seçim güzergâhını daha düz ayak yürüme ayarlamaları mı ayrı tartışmalardır. Emareleri takip edeceğiz…

 

HERKES NEDEN ÇİN’E GİDİYOR?..

 

Batı’yla durum buyken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Çin ziyareti biraz gölgede kaldı. Zamanlaması ve değeri konusunda daha meraklı olmak gerekiyor. Çünkü ziyaretin konjonktürü; İran, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve Bahreyn’in –üstelik beş günlük– Pekin ziyaretiyle neredeyse aynı saatlere denk düşüyor…

 

Çinli uzmanlara göre, ABD’nin Ortadoğu’da ‘azaldığı’ bir dönemde bu ziyaretlerin anlamı var. Çünkü Pekin, İran ve Türkiye ile birlikte Körfez ülkelerini Ortadoğu’nun güçlü oyuncuları olarak kabul ediyor ve şimdi üst üste ağırlanmaları ülkenin bölgedeki ağırlığını artırma politikasının sonucu…

 

Bu görüş hem medya okumalarında alenen hem de resmi ağızlarda zımnen yakalanabiliyor. Kısaca Türkiye-Çin ilişkilerinde, adı geçen diğer ülkelerle beraber yeni bir boyutun aktif hale getirilmek istendiği anlaşılıyor…

 

Hatta Çin ileri giderek bu üç ülke/bölge arasında bir takım anlaşmazlıkların varlığını bildiğini, bunların aşılması için üzerine bir şey düşerse hazır olduğunu da vurguluyor.

 

Ankara-Pekin ilişkilerinde çok başlık var. Bir tanesi işte bu üç Ortadoğu odağı arasındaki potansiyel. Bir diğeri, Afganistan-Pakistan-İran çizgisi. Bir başkası kuşkusuz Bir Kuşak Bir Yol’daki Türkiye katkısı. Pekin, Türkiye’nin ekonomik zorluklarını Çin’le konuşabilmesini de yapıcı, önemli buluyor. Ticari ilişkilerin yükselişini parlak buluyor. Rakamlar da bu görüşü doğruluyor…

 

Yine Çin Türkiye’yi, Kafkaslar’da, Orta Asya’da, Ortadoğu ve Afrika’da, etkili güç odağı olarak tarif ediyor. Her birinde işbirliğine hazır olduğunu vurguluyor. Anlaşmazlık konuları da var; malûm, Uygur Türkleri meselesi bunlardan biri. Fakat konuşulabiliyor ve son ziyarette de Türkiye hassasiyetini muhatabının yüzüne söyledi. Çözüm de Amerika üzerinden değil bu yoldan aranmalı zaten. Kazakistan zaten konuşuldu. Bir de, ‘Türk Devletleri Teşkilatı’ gündeme getirildi mi, onu araştıracağız…

 

Nihayet Çin, Kış olimpiyatlarına çok önem verdiği dönemden geçiyor. Etkinliği sakatlayacak gelişmeler istemiyor. Bu mânada Türkiye’ye ne söylediğini-sporcularımızın katılacağını biliyoruz ama üst seviyede katılım için davet alındı mı, cevap verildi mi-merak ediyoruz…

 

Neyse.. Stratejik tarafta kalalım; ABD’nin azaldığı Ortadoğu coğrafyasından eş zamanlı bu ziyaretler, Rusya ve ABD ile çetrefilli/özel ilişkileri bulunan Ankara’nın, dünyanın yeniden düzenlendiği sürece daha alıcı gözle bakmasını gerektiren panorama sunuyor…

Google+ WhatsApp