Barışa kaç km var: Muharebe alanının gerçek durumu…

Barışa kaç km var: Muharebe alanının gerçek durumu…


Sahaya inmeden evvel içeride azıcık turlayalım mı…

 

Ukrayna krizinin getirdiği stratejik süreç, Türkiye-Batı temaslarının yoğunlaşmasına sebep oldu. İzliyorsunuz, herkes geliyor. Bu da, uzun zamandır sesleri çıkmayan ‘Batıcılların’ göç mevsiminden dönen kuşlar gibi arz-ı endam etmelerine sebep oldu…

 

Kimi ekran ve gazetelerde, Türkiye’nin Batı’ya dönüşünün festivalleri yapılıyor. Artık ne analizler ne analizler…

 

Bize yakın ama yetkinliği sınırlı bir grup da bunları dinliyor. Hatta adamların, ‘bakın siz de rahatladınız, hükümet öyle diyor diye destekliyordunuz, şimdi iş doğrusuna gelince siz de ferahladınız’ türünden günah çıkartma davetlerine sessiz kalarak diz çöküyorlar…

 

Oysa basit… Türk dış politikasının küresel ve bölgesel meseleleri ele alış biçimi artı kimi ana oyuncuların siyasi karakterindeki değişiklikler buluştu.

 

Hepsi bu…

 

Yani Türkiye bir yere dönmüyor! Onlar geliyor.

 

Yoksa ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın, “S-400’ler konusunu düşünebiliriz” veya Almanya Şansölyesi’nin, “AB üyelik sürecini ısıtalım” mealindeki açıklamalarına inanan mı var?

 

Hadi Batıcıllar inandı diyelim. Ankara inanır mı? Ha, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini ‘şu sıralar’ sorunsuz götürme siyaseti anlaşılabilir. Onun takvimi var ve o takvim içerisi için!..

 

Şimdi köşelere, “Türkiye geri dönüyor” veya “Ukrayna savaşı ve Batı ile ilişkileri düzeltme ihtiyacı” diye başlıklar çekiliyor ama.. 24 saat evvel bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın, Birleşmiş Milletler’in ‘iflasını ilan ettiği’ unutuluyor…

 

Sayın Bahçeli’nin son grup toplantısındaki sözleri de şu; “Bu ülke ne çektiyse, Amerikalılardan daha Amerikancı olanlardan, NATO’dan daha çok NATO’cu davrananlardan, AB’den çok AB’ci olanlardan çekti. Hâlâ da çekiyor”…

 

Tozunu almış olalım.. Bunlarla daha uğraşacağız!..

 

***

 

İnelim sahaya…

 

Rusya ve Ukrayna arasında şu sıralar ‘çevirim içi’ yürütülen müzakerelere katılan kimi temsilciler, bir uzlaşıya yakın olunduğuna ilişin açıklamalar yapıyorlar…

 

Hatta Putin’in ağzından görüşmelerde olumlu gelişmeler yaşandığına ilişkin hafta sonu yapılmış duyurular var…

 

Fakat Paris ve Berlin’e bakarsanız, Devlet Başkanı Putin’in Cumhurbaşkanı Macron ve Şansölye Scholz ile yaptığı görüşmelerde hiç öyle bir hava bulunmuyor. Bu ‘resmi sızıntılara’ göre, Putin “ateşkes” kelimesini ağzına bile almamış…

 

Moskova’nın resmi açıklaması ise, Putin’in muhataplarını ‘sahadaki gerçek durum’ hakkında bilgilendirdiğiyle sınırlı.

 

***

 

Türk ‘uzmanların’ ve genel olarak Batı’nın algısı baştan bu yana askerî harekâtı ‘istila’ olarak tanımlamasıydı. Oysa harita/zaman çizelgesine özenli bakan mütevazı gözler bile, Rus manevrasının kendine has dinamiğini fark edebilir…

 

Askerin eline harekât öncesi verilen nihai hedefleri neler olabilir; talep ettikleri güvenlik garantileri elde edilene kadar baskıyı artırmak, Ukrayna’nın tarafsızlığını garantilemek, devlette etkin aşırı milliyetçi grupları ‘etkisiz hale getirmek’…

 

Hal böyle olunca ‘Batılı askeri analizciler’ tahminlerini tutturmakta zorlanıyor. İşin doğrusu, Rus ordusunun Kiev’i ele geçirmek isteyip istemediği konusunda bile kesin fikre sahip değiller. Kiev’de Rusya’ya daha yaslanan bir yeni yönetim veya ikna edilmiş cari yönetimin bulunması, müzakerelerde uzlaşı çıkması halinde askeri harekâtın başkente ilerleyişine ihtiyaç kalır mı yine bilinmiyor. Zaten üzerinde uzun uzadıya kafa patlatılan 65 km’lik konvoy da mevzilere yedirilmiş durumda…

 

***

 

Donbass bölgesindeki Lugansk ve Donetsk sınırlarının restorasyonu, Kırım-Donbass arasında ve Moldova’ya yakın Rus üssü arasında bağlantı kurulması üzerinde çalışılıyor. Ülke merkezindeki Dnipro kentine yönelik operasyon da bekleniyor. Bu şehir, Kiev kuşatması için kilit önemde.

 

Doğuda, Rus kuvvetleri Harkov’u darlıyor ve güneyde, Rus kuvvetleri liman kenti Mariupol’un yakasını ele geçirdi. Düşerse dönüm noktası olacak. Rusların Kiev’e güney yaklaşımlarını kontrol eden Dinyeper nehrinin temel taşı Dnipro’ya ilerleyişinin önü açılacak.

 

Her iki şehrin çevre hâkimiyeti açısından stratejik önemi açık. Kıymetli bir yerleşim olan Odessa’nın adı çok zikrediliyor ama o yöne hareketlenme henüz yok. Genel kanaat, oraya da yürüneceği yönünde…

 

Ateşkes umutlarını öteleyen bir başka konu da, Ukrayna’ya silah taşıyan Batılı konvoyların vurulabileceğine ilişkin Rus ikazı ile geçtiğimiz hafta sonu Rus füzelerinin, neredeyse Polonya sınırında bulunan ve yüzlerce yabancıyı eğitmek için kullanılan askeri üssü vurmasıydı…

 

Nihayet, Batı’nın aksine, Rusya’nın ilerlemeye devam etmekten başka seçeneği yok. Nedenleri çok anlattık; varoluşsal…

 

***

 

Barış için mayıs söyleniyor ama en azından ateşkes?.. Kremlin açıklamaları, harekâtın bir zamanlaması olduğunu ima ediyor. İstila değil, ‘kuşatmalar’ söz konusu olan ve zamanın anlamı orada. Şartların kesin kabulü hariç, durması imkânsız görünüyor…

 

Irak savaşı 40 gün sürmüştü (2003). İnanılmaz çapta hava gücü ve 200 bin askerin performansıydı bu. Yani takvim kıyası için az-çok müsait ve akılda tutulabilir.

 

Neticede, sahadaki gidişat tüm Batı başkentlerinde fark ediliyor…

 

Macron pazartesi günü şöyle diyordu: “Avrupa, Rusya ile diyaloğa girmezse güvende olamaz. Bu bizim tarihimiz, bizim coğrafyamız. Bu nedenle önümüzdeki saatlerde Başkan Putin ile görüşmeyi planlıyorum. Barışın koşullarını şimdiden hazırlamak gerekiyor”…

 

Bundan sonra Amerikalılar ve Ruslar konuşmaya başlayacak!..

Google+ WhatsApp