“Baas merkezli” çözüm mümkün mü?

“Baas merkezli” çözüm mümkün mü?


Bir hastaya; “Senin hastalığının tedavisi yok, bununla birlikte yaşamak zorundasın!” demek bir çözüm bulma şekli değildir. Ya da bir tamirciye sürekli sorun çıkaran, seni yolda bırakan arabanı götürdüğün zaman; “Senin arabanın tamiri mümkün değil artık bu şekilde kullanmak zorundasın!” derse sizin meselenizi halletmiş olmaz. 

 

Suriye’de de, diktatör Esed’in sultasının garanti edilmesini ve Baas zulmünün sürmesini kabullenen formüllerin hiçbiri bu ülkedeki soruna çözüm bulunması anlamına gelmez. Çünkü sorunun asıl sebebi bizzat Esed zulmü ve onun zulmünün zeminini oluşturan Baas saltanatıdır. 

 

Peki, “Artık bu sorunun bir çözümünün olamayacağı ortaya çıkmıştır; dolayısıyla onunla birlikte yaşamanın yollarını araştırmak gerekir” tarzındaki bir izah ve bu izaha dayandırılan formüller ne kadar gerçekçi ve tutarlı olabilir? 

 

Yukarıda verdiğimiz örneklerde doktorun veya tamircinin söylediklerinin gerçekten doğru olması mümkündür. Ama eğer bu iddialarını hiçbir çözüm üretme çabası göstermeden, ellerini taşın altına koymayı ve vicdani sorumluluklarını yerine getirmeyi düşünmeden ortaya atmışlarsa yaptıkları ahlaki değerlere uygun olmayacağı gibi tutarlı da olamaz. Önce çözümü üretmenin bütün yollarını araştırmaları ve imkan dahilinde olan bütün ihtimalleri tüketmiş olmaları gerekir. 

 

Bugün bazı çevrelerin, Suriye’de bütün çözüm yollarının tükendiği ve Baas’ı bir vakıa olarak kabul, dolayısıyla onunla ilişkileri normalleştirmeyi esas almak, Suriye halkını da bu sorunla birlikte yaşamaya mecbur etmek gerektiği düşüncesine dayalı politikalar ve formüller öne sürmeleri de aslında bir bitirme çabası değil sorumluluktan kaçma yolunu tercih etmedir. 

 

Siyasi çıkarları gereği Baas saltanatının devam etmesi için ona destek veren, yanında savaşan dış güçlerin, Suriye’de Esed’siz ve Baas saltanatını kabul esasına dayalı bir çözüm formülünden başka herhangi bir formülü hayata geçirmenin imkansızlığı kanaati oluşturmaya çalıştığı aleni bir durumdur. O yüzden, ateşkes anlaşmalarını da hiçe sayarak saldırılarını sürdürüyor, savunmasız sivil insanları katletmeye devam ediyorlar. Fakat sonucu belirleyen tek etkenin sadece onların tavırları ve politikaları olmaması gerekir. Yani eğer insanlık Suriye’de gerçekten bir çözüm üretmek istiyorsa, asıl sebebi ortadan kaldırmayı esas alan formüller üretilmesi konusunda ihtimaller, imkanlar tamamen tükenmiş değildir. İhtimallerin tükendiği imajı oluşturulması biraz Baas’ın arkasındaki güçler karşısında teslimiyeti kabul etmek gerektiği ön yargısından kaynaklanıyor. 

 

Bu konuda Filistin’de yaşanan tecrübeden ders çıkarılması gerekir. FKÖ, siyonist işgali kabullenme ve onun verdiklerine razı olarak anlaşma temelli bir formüle razı olmadan çözüm üretilmesinin artık imkanı olmadığı, bunun dışındaki tüm ihtimallerin tükendiği fikrine razı edildikten sonra Oslo süreci başlatıldı ve 1993’te Oslo İlkeler Anlaşması imzalandı. Sonrasında da bunu esas alan muhtelif anlaşmalar imzalandı. 

 

Oysa Filistin’de yaşanan sorunun ana sebebi ve kaynağı siyonist işgaldi ve bu işgal son bulmadan burada yaşanan soruna çözüm bulunması imkanı yoktu. 

 

Oslo İlkeler Anlaşması’nın üzerinden geçen 28 yıl içinde Filistin meselesine masa başı görüşmeler yoluyla ve işgalcinin insafına sığınma anlayışına dayalı olarak yürütülen çalışmalar vasıtasıyla nihai çözüm bulunması konusunda bir santim bile ilerleme kaydedilmiş değildir ve söz konusu anlaşmalara dayalı olarak oluşturulan Filistin Yönetimi’nin yetkileri de bu halkın haklarına sahip çıkma gücünden tamamen yoksundur. 

 

Suriye’de Baas’ı merkeze oturtan ve onun sultasını bir vakıa olarak kabul etme anlayışına dayalı olarak oluşturulacak formül de hiçbir çözüm üretmeyecektir. Bu rejimle uzlaşmayı kabul etmeyen kesim özgürlük mücadelesi konusunda elinden geleni yapmaya, Baas zulmü yüzünden ülkelerine dönemeyen mülteciler de aynı korkuyu taşımaya devam edeceklerdir. Baas diktatörlüğünün hakimiyetindeki bölgelerde de zulüm kesintisiz bir şekilde sürecektir. 

Google+ WhatsApp