Ayrımcılık insanlık suçudur

Ayrımcılık insanlık suçudur


Bir insanı renginden, ırkından, konumundan dolayı dışlamak, insanlık camiasının taşrasında tutmaya çalışmak, ayrımcılık çıkmazına saplanmaktır. Bir ülkenin hukuk sisteminde ayrımcılık yapana yoksa verilecek bir ceza; bilinsin ki, o ülkenin hukuk sisteminin kendisi bir eza!

 

Batıda ortaya çıkmış her sosyal ve siyasal sistem, hak, hukuk, hürriyet ve eşitlik ilkelerini bayraklaştırmasının sebebi, batıda bunların hiçbirisinin olmamasıdır. İslâm’ın hürriyetleri karşısında demokratik, oligarşik ve monarşik rejimler, “hürriyeti yok etme hürriyetini” temsil ederler. İslâm’ın dışında neyle idare olunursanız olun, her halükârda hürriyetleri elinden alınmış esirlersiniz.

 

Bütün zamanlarda ve mekânlarda Peygamber (sav)’in tarifini yaptığı Müslüman, insanlığın emniyet adasıdır. Firavunlardan firar ederek toprağına ve gönlüne sığınmış mazlumları kapı dışarı etmek isteyenin rütbesi, makamı ne olursa olsun, o insanlığın baş belâsıdır. Ayrımcılık, inkârcılık ve ırkçılık fıtratımızda yok bunların hepsi sonradan. İnsan diye yaratmış hepimizi Yaradan!

 

“O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’am Sûresi/ 165)

 

Beşeri sistemlerde insan insanın kurdu, İslâm’da ise insan insanın yurdu. Görüldüğü gibi, Rabbimiz insanın insana muhtaç olduğunu ferman buyurdu. Muhtaçları hesaba katmayanların hesaplarını Allahû Teâla başlarına çalar. Amacına ulaşmak için her yolu meşru sayan ve başkalarının duygularına karşı duyarsız psikopatlar, toplumda ayrımcılık yapanlardır.

 

Bu topraklarda varlıkları belâ, maksadları ise kerbela olanlar, evlad-ı Rasûle su vermeyen bugünün Yezidleridir. Yezid üreten toplumlar ebterdir. Bugünün Yezid’i tarihteki Yezid’den beterdir.

 

Su üzerinden insanları tehdit etmek, Yezid’liktir. Böyle Yezid’lere sessiz ve tepkisiz kalanların gelecekleri ise rezilliktir. Maskeler düşmüştür; güzeli ve çirkini aynı kefeye koyma. Güzelin kaynağında sakın güzele doyma!

 

Batı sevdalısı maymundan kendisine miras kalmış bir kıl ile kuyruk. Allah’ın hükmünü beğenmez hep kendi başına buyruk. Ayrımcılığı, inkârcılığı ve ırkçılığı savunanın dini; Allah’ın dini değil, tamamen uyduruk. Uydurulmuş olana tabi olanın uyanması için başına inmesi gerek hukuk denilen yumruk!

 

Halkı Müslüman ülkeleri sarmış Yezid’den miras kalan bir zillet. Vicdanlar taş kesilmiş, zamanın firavunlarından firar eden mazlumlara çok görülüyor bir bardak su, ne hak var, ne hukuk ve ne de adalet. Gözler kör olmuş gerçeği görmüyor millet. Hakkı eziyor şerefsiz olan bu mimsiz medeniyet!

 

Ayrımcılık; inkârcılık ve ırkçılığın bir versiyonudur. Başka bir ifadeyle toplumda ayrımcılığı besleyen ve destekleyen inkârcılık ve ırkçılıktır. Keyiflerini kanun haline getirip hukuk diye dayatanlar, inkârcı ve ayrımcıdırlar. Kendisinden başka kimseye yaşam hakkı tanımayan ırkçı, ayrımcı zihniyete karşı koymak, Nemruda, Firavuna karşı koymak gibidir.

 

Ayrımcılık, ırkçılık, dinli bir hayatın değil, dinsiz bir hayatın malzemesidir. İbn Ömer (ra)’den nakledildiğine göre, Rasûlüllah (sav), Mekke’nin fethi günü insanlara bir hutbe vererek şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Allah sizden cahiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr, bedbaht, Allah katında değersiz kişi. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır. Ve Allah Âdem’i topraktan yaratmıştır…” (Sünen-i Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 49; Sünen-i Ebû Dâvûd, Edeb, 110-111) Asrımızda Müslümanlar olarak düşmanlarımızın propagandalarıyla birbirinin yarasını saran değil, yarasına hançer sallayan kimseler olduk. Bir kısmımız ırkçılığı din edindik. Rahmet sunması gereken farklılığı, düşmanlığın nirengi noktası yaptık. Başkasının iyisini görmedik. Bizim kötümüzü başkasının iyisinden iyi gördük. Benim ırkımdandır, memleketimdendir, ailemdendir diye en şer olanı “insan harikası” olarak taktim ettik. Onun için elimiz kana bulaşmasa da katillerden de ayrı düşmedik. 

 

Ayrımcılık, devr-i cahiliyeye dönüşü ifade eden bir mürtecilik alâmetidir. Bir toplumun ayrımcıları, ırkçıları, o toplumun mürtecileridir. Cündeb b. Abdullah el-Becelî (ra)den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim ırkçılık propagandası yaparak veya kabileciliğe/ırkçılığa destek vererek yoldan çıkmış bir topluluğun bayrağı altında öldürülürse, onun ölümü câhiliye ehlinin ölümü gibidir.” (Sahih-i Müslim, İmâre, 57) Biz Allah’a dilekçe vererek dünyaya gelmedik. Bil ve inan ki; Allah bizi babamızdan, annemizden, aşiretimizden, ırkımızdan, dilimizden, doğduğumuz şehirden, yüzümüzün şeklinden, rengimizden, cinsiyetimizden sorgulamayacaktır. Biz tek bir ümmetiz. Ayrımcılık ve ırkçılık yapamayız. Bunlardan biri dinimizi, biri de insanlığımızı ortadan kaldırır. Ayrımcılık ve ırkçılık yapanlar ne Müslümanlardan ve ne de insanlardan sayılırlar. Onlar dört ayaklı hayvanlardan daha aşağıdırlar.

Google+ WhatsApp