Ayasofya’nın İlk Semeresi

Ayasofya’nın İlk Semeresi


Ayasofya Cami baş imamı görevinden istifa etti ya da azledildi. Yandaş medyaya sorarsanız, sadece “görevine geri döndü.”

 

Prof. Mehmet Boynukalın’ın kısa ömürlü Ayasofya imamlığı ibretlik sahnelerle dolu. Allah buyuruyor ya: Fa’tebirû yâ uli’l-ebsâr… “İbret alın ey basiret sahipleri!”

 

İbret alır mıyız? Allah’tan umut kesilmez.

 

İmam efendi sanırım iki hata yaptı. Birisi, bila-ücret görev yaptığı, temsilî değeri en yüksek caminin imamı olmakla, öyle şeriat, kadın cinayetleri, Cumhuriyetin fabrika ayarları gibi lafları kolayına sarf ederim sanmasıydı. Laiklik piskoposlarını rahatsız edecek çıkışlardan dolayı ilk zılgıtı, laikliğin hali hazırdaki bekçisi, kendini Ayasofya’ya atayan Parti/Hükümet’in bayan yetkililerinden yiyeceğini hiç aklına getirmemiş olmalıydı. Sıkma başlı bayan siyasetçiler Boynukalın’a siyaset dersi verirken, aslında başörtüsünün temsil ettiği değerler bütününün neresine düştüklerini de tam anlatmış oluyorlardı: Herkes kendi işini yapsın!

 

Boynukalın’ın ikinci ve asıl yanılgısı şuydu: Zat-ı alilerini Ayasofya’ya memur tayin eden siyasi irade, orada İslam’ın ilahî ayarlarından bahsetmesi için değil; halkı mest edecek Kur’an okusun, iç tüzüğe uygun namaz kıldırsın, ölen nüfuzlulara “hakka yürüdü” desin, virüs, deprem, terör saldırısı gibi hallerde profesyonel dualar yapsın diye görevlendirdi.

 

Ayasofya görevlisi Boynukalın, fabrika ayarları muhabbetini tam idrak edemedi. Bu memlekette sizin amiriniz olan müftüler, onların da amiri olan Diyanet İşleri Başkanı, onun bağlı olduğu Cumhurbaşkanı dahi halkı yeni bir din olarak bu ayarlara titizlikle uymaya yöneltmekten başka bir yetkiye haiz değilken, sizin konumunuz nedir ki? Tanrıya dahi siyasetten el çektiren bir ideoloji, bir cami görevlisini mi takacak?

 

Mehmet Boynukalın hadisesi İslam-laiklik ilişkisi, devlet-camiler, siyaset-din ilişkisi konusunda son derece ufuk açıcı bir tecrübedir. Laikliğin egemen olduğu ülkede dinin toplumu oluşturan unsurlardan biri olduğu, bunun dışında dinin hiçbir etkisi ve yetkisinin bulunmadığı bir kere daha ayan-beyan görülmüştür. Muhafazakâr demokrat toplum tabi ki laikliğin din ve vicdan hürriyeti olduğu zokasını yutmaya devam edecek.

 

Laiklik dine ve vicdana hürriyet getiriyormuş… Acep Din’in hürriyetine ne olmuştu ki?

Google+ WhatsApp