Asırlık Yaslar Ve Bitmeyen Esaret

Asırlık Yaslar Ve Bitmeyen Esaret


Adam evlilik aşamasında olduğu kadından 20 yıl önce ayrılmış. Sorulduğunda hüzünleniyor ve o günlere gidip, duygularını şöyle anlatıyor: “Ayrılmayı hiç istememiştim ama düğünümüze iki ay kala aldatıldığımı fark ettim eğer geri adım atsaydı affedebilirdim ama olmadı, yollarımızı ayırdık” diyor ve ekliyor: “Daha evlenemem, nişanlımın hayali ile yaşıyorum, aklımdan hiç çıkmıyor, bu şekilde evlensem zaten mutlu olamam. Ama 55 yılı geride bıraktım, yaşıtlarım torun sahibi oldular benimse hayallerim kül olup gitti…” Adam nişanlısından ayrılalı neredeyse yarım asır olmuş fakat yasını tutup hayatına yeni bir sayfa açamamış, adam bağımlı hale geldiği kişi ile bağlarını koparamamış ve özgürleşmekten hep kaçınmış.

 

Sigara ve madde bağımlılığını sık sık duyarız ve bağımlılığı sadece bununla sınırla zannederiz. Oysa insan yaşadığı mekâna, çalıştığı iş ortamına, eşyalarına, arkadaşlarına ve duygusal bağ kurduğu kişilere de bağımlı olabilir ki, bu aslında onun hayatını kısıtlayan ve özgürlüğünü elinden alan bir sorundur. Nitekim kişi bağımlı hale geldiği insan ya da nesneden fiziki olarak ayrılsa da duygusal bağlarını koparamıyor ve esarete rıza gösteriyor.

 

Acı, hüzün ve bağımlılık bazı insanlarımızın nazarında artı bir puan olarak değerlendirilir ve bağımlı kişiler adeta ödüllendirilirler. Nitekim yirmi yıl önce ihanetine şahit olup yollarını ayırdığı kadına saplantılı hale gelen ve hayatı kendine zindan eden bu kişiyi dinleyenlerin çoğu inanıyorum ki adam ne kadar duygusal, aşkına ne kadar vefalı, ne kadar doğru bir insan diyeceklerdir. Oysa bu kişi aslında kendine acı çektirmekten, kendini cezalandırmaktan haz alır hale gelmiş ve kanadı kırılmış, özgürleşememiş bir kişidir. Bir adamın ayrıldığı bir kadının yarım asır boyunca yasını tutması ve ölünceye kadar da bu şekilde yaşayacağını ifade etmesi aşk değildir, vefa değildir, bu bir bağımlılıktır ve her iki tarafa da zarar getirmektedir.

 

Yakınlık duyduğunuz kişi ya da nesnelere karşı duygusal bir yatırım yapar ve bağ kurarsınız bu doğal bir durumdur. Uzun süre ikamet ettiğiniz evinizi satıp taşınmış olsanız yüreğinizin en derin noktasında bir sızı belirir ve kendinizi kötü hissedersiniz. Ev bir can değildir ki size karşılık versin, size baksın, size seslensin. Ama bu mekânla bir bağ kurmuş ve burada yaşadığınız sürece bu bağı sürdürmüşsünüzdür. Uzun süre yaşadığınız mekâna doğal olarak hatıralarınız, hüzün ve neşeniz bulaşmıştır ve hatıralarınızla bütünleşen ev sizden bir parça haline gelmiştir. Bir dostunuzla bir yakınınızla yollarınızı ayırdığınızda ise yasınız daha da kuvvetli olur ve hüzne gömülürsünüz. Fakat zor da yasınızı tutar ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz…

 

Ruh hekimleri sevilen bir kişiden ya da nesneden ayrılmanın yası kaçınılmaz kıldığını ifade eder ve yas tutulmalıdır derler. Ancak sağlıklı bir insan için bu ancak 6 ay ya da bir yıl devam edebilir, yarım asır devam eden bir yas süreci ise ciddi bir sorundur ve bu kişinin destek alması gerekir.

 

Uzmanlar 3-6 yaş döneminde gerçekleşen güvenli bağlanmanın önemli olduğunu vurgular, bu dönem yaşanan sorunların ise kişinin gelecek yaşantısını olumsuz yönde etkileyeceğini ifade ederler. Anne bebeğin ihtiyaçlarına vaktinde karşılık verip, onun eli, ayağı, gözü, kulağı olduğunda bebekte güvenli bağlanma gerçekleşir. Ve bebek gelecek yaşantısında insanlarla güven eksenli iletişim kurabilir.

 

Ruh hekimleri insanın kendi türüyle kurduğu ilişkilerde çocukluk döneminde ebeveyni ile kurduğu bu bağın etkili olduğunu ifade ediyor ve çocuğun ihtiyacına vaktinde cevap verilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Fakat vaktinde sevgi görmedim, güvenli bağ kuramadım deyip esarete boyun eğemeyiz, hattı zatında insan değişmeye müsaittir, şartlar ne olursa olsun kişi istediği takdirde bu esarete son verip hayatını normal şekilde sürdürebilir. Normal olan da zaten budur.

Google+ WhatsApp