Arkada çalsın…

Arkada çalsın…


Dünyanın önde gelen uluslararası şirketlerinin CEO’ları ile buluştuğu oturumda Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle diyor; “Sayın Biden’le NATO Zirvesi’nde gerçekleştireceğimiz görüşmenin yeni dönemin habercisi olacağına inanıyorum”…

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu inancını iki ülke ilişkilerinin “daha ne kadar düşebilir ki” halinde, her biri çıkmaz sokaklara bağlanmış anlaşmazlıkların ‘yükleri’ altında belirtiyor…

Demek ‘bilmediklerimiz’ var…

Mesela bu toplantı yapılırken, ABD Hava Kuvvetleri Bakanlığı’na oturacak Frank Kendall Senato’da neler yapacağını anlatırken, “Türkiye’deki mevcut durumu göz önünde bulundurduğumuzda orada F-35 parçası üretmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bunu hemen durduracağım” diyordu…

Bu artık önemli mi?..

Türkiye’nin ‘düşünce yolunu’ anlamak için önemli; “Mevcut İHA’larımızın üst versiyonu olan Akıncı da devreye girdiğinde, bu tablo sarsıcı şekilde değişecektir”…

Hangi tablo? ‘Savaş stratejilerinin baştan yazılmasını gerektirecek sonuçlar üreten SİHA tablosu’…

Yani?..

“Böylece dünyanın hâlen peşinde koştuğu beşinci nesil savaş uçaklarının da ötesinde bir seviyeye ulaşacağız”…

‘F-35’leri çöpe atabilirler, parçalarınızı da alıp kullanabilirler’ demektir. Dahası, fikri sürüklediğinizde, Türkiye’nin F-35’ler konusundaki tereddütünün S-400 kriziyle ortaya çıkmadığını, eski olduğunu da hissediyorsunuz…

Ama buradan çıkarılacak ders o değil; ABD, ‘uçakları zaten vermiyorum ama parçalarını da artık yaptırmayacağım’ türünden konvansiyonel kulak çekmelere tevessül ederken, Ankara şöyle diyor; “Kendi uçaklarımızı yapma yolunda –o dönemde– geldiğimiz aşamanın önü 1949’da dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından, ‘Amerika’dan bedavaya alınacak uçaklar’ bahanesiyle tamamen kesilmiştir. Bu şekilde kapatılan Türk Hava Kurumu fabrikası, uçak yerine dikiş kutusu üreten atölyeye dönüştürülmüştür”…

Polonya Cumhurbaşkanı’nın ziyareti vesilesiyle kurulan bu cümleyle verdiğimiz ilk misal ile birleştirildiğinde, ‘Türkiye’nin savaş stratejilerini değiştirecek boyutta ve son kuşak savaş uçaklarını tersleyen bir savunma sanayi dönüşümü gerçekleştirmesinin ilk adımı olarak, ABD ve Batı’nın bu ülkenin kalkınmasındaki kötü tohumlarını sökerek işe başladığı anlaşılıyor…

***

Madem ‘en yüksek teknoloji savaş ‘makinaları’nı çöpe gönderebilecek stratejik dönüşümden bahsediyoruz, yani ürünlerden değil, akıldan; Polonya’ya, ilk kez bir NATO ve AB ülkesine stratejik silah satmışken.. Ukrayna gibi iki süper güç ve Avrupa’yı kavurma ihtimali bulunan ‘aradaki’ ülkeyle yine askerî ve stratejik anlaşmalar yapmışken.. Macaristan ve belki Romanya’yı kucaklarken..

Polonya Cumhurbaşkanı’nın, “Türkiye, ‘Bükreş Dokuzlusu’nu düşünmeli” teklifini de ‘siyaseten’ de ele almayalım mı?..

Bükreş Dokuzlusu şu; Polonya, Romanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya ve Slovakya. Haritada bu ülkeleri farklı renge boyayıp, şöyle geri çekilip baktığınızda, bir yandan Rusya’yı kepçelediğini diğer yandan Avrupa’ya sırt verdiğini görürsünüz. NATO’nun içine ‘kama’ gibi girer.

Bu bölge hem iç hem dış politik ilişkilerinin karışıklığıyla meşhurdur. Ama Türkiye’nin her biri ile müktesebatı vardır ve ‘kimseyi delirtmeden’ koza dönüştürülebilir. Ruslar’ın buna bozulacağı kesindir. Lavrov’un, ‘Türkiye’nin, Kiev ve Kırım çizgisini düzeltmesi gerekiyor’ mealindeki çıkışı odur. Dokuzlunun ‘amacı’ başka bir şey ama ülkeler tek tek ele alınarak NATO bağlamındaki yerine ağırlık verilebilir. Kremlin bunu anlayacaktır.

Berlin’le birlikte Varşova, NATO-ABD için Soğuk Savaş’taki sembol ve ‘yeri belli’ başkent olmasına rağmen Türkiye ile kurduğu özel ilişki sağlamasıdır…

Haziran’daki NATO zirvesi ve Erdoğan-Biden buluşmasına yapılan ‘kritik’ vurgusu hesap edildiğinde, bu da işte o ‘bilmediklerimizdendir’…

***

Akıl üzerine akıl oyunları kuruyoruz ve ‘altılıyı’ da hatırlıyoruz; Kafkasya’da Azerbaycan-Ermenistan savaşından sonra ortaya çıkan bir başka ‘ideal’ haritadır; Türkiye-Rusya-Azerbaycan-İran-Gürcistan ve akıl edebilirse Ermenistan…

ABD ve İsrail’in ‘aklını alan’ bir hattır bu. Yine atlas üzerinde farklı renge boyayıp uzaktan baktığınızda, iki parmağınızla büyütüp Avrupa’daki hatla senkronizasyonuna baktığınızda, bu sefer dünyayı parantezlediğini görürsünüz.

Bu da ‘bilmediklerimizdendir’…

Aynı kamburlu zorluklar burada da geçerlidir. Daha şimdiden Batı Asya’da, Afganistan, İran gibi ülkeleri bu hattı sulandırma, gedik noktalarına dönüştürme ataklarını izliyoruz.

Uçak fabrikalarında dikiş kutusu yaptırılacak kadar kötürümleştirilen ülke dünya savaş stratejilerini dönüştürecek işler yapıyorsa bunu da evriltebilir. İş zihinsel değişimde. Ayağınızı sağlam basın yeter. Zaman dostunuz olur…

***

Almanya ve Fransa, “Moskova’ya fazla abanıyorsun, bizim onlarla işimiz var” diye hayıflanırken ABD’nin Avrupa’nın enerjisini besleyecek ve Rusya’ya bağımlılığını artıracağını düşündüğü Kuzey Akım-2 itirazını geri çekerek, “Tamam, siz Ruslarla ticari çıkarlarınızı koruyun ama stratejik açıdan benim yanımda durun” demesinin, öte uçta Akdeniz enerji havzası üzerinden kurulan planları nasıl vurduğu, buradan Türkiye’ye çıkacak avantajlar da aynıdır…

Şu an bölgede bizim karşımızda görünen ülkelerin, Avrupa’ya bağlanmayacak ama herkesi ‘doyurabilecek’ işbirliği için Türkiye’yle buluşma ihtimalini tetikler…

Burayı da farklı renge boyayıp, diğer ikisiyle beraber büyük haritada nasıl göründüğüne bir bakın yine…

Parantezlerden çember böyle yapılır.

Bunu da ‘bilmiyoruz’…

Öyleyse, sahneye bakanlar devam etsin, bunlar da arkada çalsın…

Google+ WhatsApp