Arınç ile başladım, Babacan-Biden derken, Mahmut ile bitirdik!

Arınç ile başladım, Babacan-Biden derken, Mahmut ile bitirdik!


Oturdum, Bülent Arınç’ı yazacaktım..

 

Oğlunu, ne kerameti var ise AK Parti’den milletvekili seçtirten, ama “CHP’nin oyları artıyor” açıklaması ile gündeme gelen Bülent Arınç’ın, yıllardır Yüksek İstişare Kurulu üyeliği de yapıyor olmasına rağmen (yakın tarihde istifa etmek zorunda kaldı) sarfettiği şu sözleri yorumlayacaktım..

 

“2015 sonrasında olmadığım için hiçbir mesuliyet kabul etmiyorum!”

 

Kendisine, “2015 öncesi dört dörtlük idi de, 2015 sonrasında hangi mesuliyetler oluştu ki, kabul etmiyorsun” diye soracaktım..

 

“Sayın Arınç, ‘Hangi mesuliyetler’den bahsediyorsunuz? Ama sakın lafından  dönme.. Yakın tarihde yaptığın gibi, ‘Ben CHP’nin oyları artıyor dedim. AK Parti’nin oyları azalıyor demedim ki!’ kıvırtmasındaki gibi, lafı çevirip, ‘Mesuliyet varsa anlamında söyledim’ deme?” uyarısında bulunacaktım.

 

Bülent Arınç ile ilgili hazırlığı yaparken..

 

Ali Babacan’ın açıklamalarına gözüm dikildi..

 

Tayyip Erdoğan sayesinde genç yaşta çok önemli bakanlık koltuklarına oturan Ali Babacan demiş ki, “Sayın Erdoğan’ın Soros’la en az iki üç defa yüz yüze görüşmüşlüğü var. Bir tanesinde ben de vardım, hatırladığım kadarıyla.”

 

İnsan da merak ediyor, “Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki iktidarı sandıkda yenecek gücü yokmuş da, Soros’tan yardım mı istemiş” diye..

 

Ali Babacan kendisi itiraf ediyor, görüşmenin içeriğini: “Türkiye’ye yatırım yapın, türü görüşmeler bunlar.”

 

Soracaktım Babacan’a, “Bugün sandıktan çıkan iktidarı ayak oyunları ile değiştirmek isteyen Sorosculara karşı sorgulama yapıldığında, sandıktan çıkan Erndoğan’ın yaptığı görüşmeyi, niye önümüze koyuyorsun?”

 

Kavala ile ilgili olarak “Hem kendi Anayasa Mahkememiz hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tespit etmiş durumda. Burada bir şahsi inatlaşma var” sözlerini alıp, “Sen Anayasa Mahkemesi’nin kararını bilmiyorsun. Ekonomiyi de böyle bilmeden yönetti isen, bugünkü sıkıntıların müsebbibi de, senin o araştırma yapmadan fikir serdetmedeki hazırlopçuluğun olmalı” diye eleştirip, hatırlatmalarda bulunacaktım..

 

Çoğu gün bir konu bile bulamadığımızın tam aksine, iki konu birden önümüzde bizi beklerken..

 

İlaveten, “Biden ile Erdoğan’ın görüşmesi topu topu 20 dakika olarak ayarlandı” dedikoduları sitelerde gündeme getirilmeye başlandı.. (Biden ile uzun görüşmeden dolayı, gurur duyacak olmasam da.. Böyle bir ezikliği Müslümanlığıma yakıştırmayacak olsam da..)

 

Birileri, görüşme öncesinde “Topu topu 20 dakika” diye algı oluşturmak isterken..

 

Nevşin Mengü’nün yıllar önce sergilediği rezil tavır, şimdi “Bağımsız Türkiye” sloganları atan sol medya tarafından, Türkiye aleyhtarı ve rezilce bir şekilde tekrar dillendirildiği gerçeği üzerinden, bir yazı konusu daha önüme adeta pişmiş şekilde geldi.

 

Ben üç konudan birisini tercih etmekte zorlanır iken..

 

Son gününü kaçırmamak için (genelde adetim olduğu üzere), ayağımın hemen yanına gelecek şekilde yere koyarak, otururken kalkarken hep gözüme ilişmesini ve unutmamayı amaçladığım resmi tebliğatlara gözlerim takıldı.

 

En üstte, Basın İlan Kurumu’ndan gelen, “savunma istemli yazı” vardı..

 

Haydi şimdi, Bülent Arınç’a cevap verin.

 

Ali Babacan’a hatırlatmalar yapın..

 

Biden ile Erdoğan görüşmesinin 20 dakika olarak planlansa da, 1 saat 10 dakika sürdüğünü, yani düşünülenden üç misli fazla sürdüğünü yazın..

 

Ne mümkün?

 

Vakit yok; hem yazıyı yetiştireceğiz, hem "özgürlükler kısıtlanıyor" söylemi ile sürekli algı operasyonu yürüten CHP milletvekili Mahmut Tanal’ın, “Kesin şu akit’in resmi ilanlarını, ceza verin. Susturun” talepli Basın İlan Kurumu’na yaptığı şikayete cevabı bitireceğiz.. 

 

Ve günlerden pazar..

 

Mecburen, Mahmut Tanal’ın şikayet dilekçesine gitti elim..

 

Hem savunma hazırlarız, hem de okurlarımızı, bu basın düşmanı Mahmut Tanal hakkında bilgilendirmiş oluruz düşüncesi ile.

 

Diğer konuları askıya almak zorunda kaldım.

 

Mahmut Tanal’ın şikayetinin sebebi ne imiş?

 

Cumhuriyet gazetesinin, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, evinin yanı başındaki arsada basit şömine için yaptığı gibi..

 

Biz de..

 

Mahmut Tanal’ın Üsküdar’daki villasının fotoğrafını çekip, “Ahan bak imara aykırı bölümler” diye, öyle basit şömine de değil, ayan beyan imara aykırı bölümlerin fotolarını mı gazeteye basmışız?

 

Yooo.

 

“Bu nasıl bir kazanç Mahmut? Fakir fukaradan bahsediyorsun. Dar gelirlilerden bahsediyorsun ama.. İstanbul’da, taşınmazın olmayan bir ilçe söyleyebilir misin?” diyerek, CHP’li Mahmut Tanal’ın sahibi olduğu gayrimenkullerin çarşaf çarşaf listesini mi yayınlamışız?

 

Yooo.

 

“Türkiye’de her şeyi berbat etti” diye suçladığı AK Parti döneminde sahibi olduğu onlarca taşınmazdan Kadıköy’dekinin adresini verip, mahkemelere intikal eden hukuk ihtilafları üzerinden, gerçekleri kamuoyu ile mi paylaşmışız?

 

Yoo.

 

 Peki ne yapmışız da, Mahmut Tanal, “Kesin şunların resmi ilanların” diye şikayetçi olmuş?

 

Kendi dilekçesinden aktarayım:

 

“CHP milletvekili olarak TBMM’de 4 dönemdir milletvekiliyim.”

 

Dakika bir, gol bir..

 

Ne bu Mahmut?

 

Dört dönem ne demek?

 

İktidarda değilsiniz, bir şey değilsiniz.

 

Bu ülkede padişahlar bile, sizin kadar devletin maaşını almamıştır..

 

Saltanat diyorsunuz.

 

CHP’de saltanatı kurmuş, gidiyorsunuz..

 

Her neyse..

 

Görünen o ki, biz işin özüne giremeyeceğiz.

 

Yine de gayret edelim..

 

Dilekçeden aktaralım:

 

"Yeni akit gazetesi tarafından 19.11.2020 tarihinde internet sitesi üzerinden ‘Elma dersem çık, armut dersek çıkma Mahmut! Ha PKK cenazesi, ha Öcalan şemsiyesi’ başlıklı bir haber yayınlanmıştır."

 

Eee. Gazete bu. Haber yayınlamayıp da, Mahmut’un avukat eşinin hangi davalara girdiğini mi yazacak? Artık aktüalitesi kalmamış, Gürsel Tekin’in belediyedeki yolsuzluktan yargılandığı dosyasını Yargıtay’da kaybettirmek için yaptığı girişimleri mi tekrar tekrar yazacak..

 

TBMM’de görüşme için Mahmut randevu vermiş.

 

Gelenler, TBMM’de olay çıkarmış.

 

Biz de haber yapmışız..

 

Ne var bunda, Mahmut?

 

Dikkat etti iseniz, birden konuya atladım.

 

Yerim kalmadı çünkü..

 

Basın özgürlüğü diye ter ter tepinenlerin, dilekçelerindeki her ayrıntıyı size vermek isterdim ama..

 

Ben savunmayı hazırlamaya geçeyim. 

 

Sonra bir ara, olayın tüm ayrıntılarını sizinle de paylaşırız.

 

Son söyleyeceğim şu ki: Basın özgürlüğü diyenler, işte görüyorsunuz: ‘akit’i susturun’ diye dilekçeler veriyorlar..  

 

Arınç abimiz ne diyordu: “2015’ten sonraki mesuliyetleri kabul etmem..”

 

Tamam Bülent abi, 2015’den önce akit’e Basın İlan Kurumu tarafından (Gelişigüzel söylemiyorum, bilerek söylüyorum.. Bülent abinin atadığı adamlar, solcuların/laikçilerin/darbecilerin şikayeti üzerine, akit’e ceza vermişlerdi.) verilen cezaların mesuliyetini kabul et, biz de senin gündeme gelmek için sarf ettiğin sözlerine itiraz etmeyelim!

Google+ WhatsApp