Arap Birliği’nin hedefinde Türkiye

Arap Birliği’nin hedefinde Türkiye


Arap Birliği (Arap Ligi) Dış İşleri Bakanları Konseyi’nin 3 Mart Çarşamba günü Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlediği toplantıda alınan kararlarda yine Türkiye hedefe yerleştirildi. 

 

Kararlarda Türkiye’nin bazı Arap ülkelerinin iç işlerine karıştığı iddiasında bulunulmuş ve Türkiye’nin Irak, Suriye ve Libya gibi ülkelerdeki askeri güçlerini çekmesi, bölgede güvenlik ve istikrarı tehdit eden provokatif faaliyetlere son vermesi istenmişti. 

 

Türkiye Dış İşleri Bakanlığı Arap Birliği Dış İşleri Bakanları Konseyi’nin açıklamalarına ve kararlarına tepki gösterdi. Cevabi açıklamasında şu ifadelere yer verildi: 

 

“Bazı Arap Ligi ülkelerinin kendi yıkıcı faaliyetlerini örtmek amacıyla ülkemize yönelik kalıplaşmış ithamlarını sürdürmekte ısrar etmesinin, dost ve kardeş Arap halkları nezdinde karşılığı bulunmadığını esasen Arap Ligi üyeleri de gayet iyi bilmektedir.

 

Üye ülkeler arasında şeffaf bir müzakere süreci yürütülmeksizin, çeşitli çevrelerin empoze etmesi sonucunda kabul edilen bu tür kararlara bazı Arap Ligi üyelerinin de karşı çıktığı veya şerh koyduğu görülmektedir.

 

Türkiye, ilkeli ve kararlı tutumuyla bölgesinde ve dünyada güvenlik, istikrar ve huzurun tesisi için en fazla çaba gösteren ülkelerden biridir. Arap ülkelerinin egemenlik ve toprak bütünlüklerinin korunması ile siyasi birliklerinin tesisi bölgeye yönelik en önemli önceliklerimiz arasında yer almaktadır.”

 

Arap Birliği’nin Türkiye karşıtı tutumu 3 Mart Kahire toplantısıyla başlamadı. Bundan önce de muhtelif toplantılarında özellikle Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yaptı. 

 

Bu teşkilat Arap dünyasının temel meselesi olan Filistin davası lehine şu ana kadar elle tutulur hiçbir şey ortaya koymuş değildir. Bilakis son dönemde eski ABD başkanı Trump’ın işaretleriyle işgalci siyonist rejimle ilişkilerin normalleştirilmesi kampanyasını desteklemiş, işgalci saldırganların cinayetleri, yıkımları ve yahudileştirme faaliyetleri karşısında ise hep sessiz kalmayı tercih etmiştir. 

 

Suriye halkının özgürlük mücadelesine karşı bu ülkeye fiili müdahalede bulunan İran ve Rusya karşısında sinerken Türkiye’nin, oluşan boşluktan yararlanarak tehdit oluşturan terör örgütü PKK/PYD’yi sınırlarından uzaklaştırmak için düzenlediği operasyonu ve mağdur Suriye halkına yardımını Suriye’nin iç işlerine müdahale olarak niteleyip karşı çıktı. 

 

Libya’da yıllardan beri Halife Hafter fitnesini besleyenlerin yaptıklarını normal ama bu fitne karşısında Türkiye’den destek isteyen Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) bu talebine Ankara’nın olumlu karşılık vermesini Libya’nın iç işlerine müdahale olarak niteledi. 

 

Bir ülkenin, komşusunun topraklarının kendisine yönelik terör saldırılarının üssü olarak kullanılmasına sessiz kalması beklenemeyeceği gibi Irak topraklarının PKK’nın üssü olarak kullanılmasına Türkiye’nin sessiz kalması da beklenemez ve bu gerçeği artık Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) de Bağdat yönetimi de kabul ediyor. Türkiye’nin yaptığı Irak’ın iç işlerine müdahale değil kendisine yönelen terörün önüne geçme faaliyetidir. Türkiye’nin bu faaliyetine itiraz eden Arap Birliği’nin buna son verilmesini talep etmeye hakkının olması için kendisinin bu terör faaliyetlerine engel olması gerekir. Aksi takdirde bu terör faaliyetlerine imkan sağlamanın sorumluluğunu yüklenmek zorunda kalır. 

 

Aslında bu teşkilatın adı her ne kadar Arap Birliği olsa da gerçekte Arap dünyasının birliğini temsil etmekten son derece uzaktır. Küresel emperyalizmin Müslüman toplumları parçalamak amacıyla enjekte ettiği ayrımcı politikaların Arapçı versiyonunu temel alarak kurdurulduğu ve bu anlayış da Osmanlı hakimiyetini işgal olarak tanımladığı için angaje olduğu kini, düşmanca tutumu bir resmi siyaset haline getirmiştir. Fakat bu siyaset Arap dünyasındaki baskıcı totaliter dikta rejimlerini, cunta yönetimlerini ve halklarından tamamen uzak saltanatları temsil eder. Kesinlikle İslam coğrafyasının güç birliğinin hasreti içindeki toplumları temsil etmez.

Google+ WhatsApp