‘Arada’ bir yerlerde…

‘Arada’ bir yerlerde…


Azerbaycan-Ermenistan çatışması Bakü lehine gelişmeye devam ediyor ve hem sahada hem dış oyuncular kulvarında avantajlar korunuyor…

Anlıyoruz ki, sağdan soldan duyulan, dış oyunculardan gelen kimi çatlak sesler de çarpıtılmış yankılardan ibaret. Henüz masa yok. Bir süre daha olmaması gerekiyor. Ateşkes davetlerine Bakü’nün bizzat İlham Aliyev ağzından getirdiği şartlar yerinde ve bunlar karşılandığında zaten eski hesap kapatılma yoluna giriyor. Yine Bakü liderinin Türkiye’nin masadaki rolüne yaptığı vurgu da elbette not edilmeli…

Erivan’da etkin olduğu bilinen güçlerin pozisyonları da bu vektörü izler gibi. Rusya’nın tavrı elbette yakından gözlemleniyor; hem Paşinyan’ın aramalarına “verdiği yanıtlar” hem birçoğu kozmetik döküm havası veren resmî açıklamalar ve hem de Ermenistan’la temasları takip ediliyor.

Bu baptan, Minsk Üçlüsü üzerinden daha detaylı açıklamalar yapılacağı duyurusu, Rus-Ermenistan Dışişleri Bakanları arasında yapılan görüşme ve nihayet içinde Savunma Bakanı’nın da bulunduğu üst düzey bir Rus heyetinin Erivan’a gittiği ve nasihat temasları yaptığı duyumları ayrıca önem ihtiva ediyor.

Kimilerine göre, teslim demeyelim ama ikna şartları tanımlanıyor kimilerine göre yukarıda bahsettiğimiz Minsk Üçlüsü açıklamalarına zemin döşeniyor…

Daha ilk anlarında yazdık, Azerbaycan’ın kazanacağı bir süreç gelişti. Şu an yürüyor ve umalım ki, bağlandığı yer de kardeş ülkemizin tüm arzularının yerli yerine geldiği bir final olsun…

***

İlk kurşunun atıldığı andan bugüne kadar Azerbaycan-Ermenistan krizi ya alandaki gelişmelerin okunması/takibi ve Ankara’nın kuvvetli desteği özelinde takip edildi veya bölgede çıkar ve ilgileri bulunan dış oyuncuların duruşları/pozisyonlarını gösteren okumalar üzerinden izlendi…

Hiç kuşkusuz diğer bölgeler ve küresel denklemlerle beraber ele almaya çalışan denemelere de-sınırlı da olsa-şahit olduk ve kıymetlidir.

‘Kafkasya ya da Orta Asya’daki gelişmeler; Ukrayna, Belarus, Doğu Akdeniz, Suriye, Irak, İsrail ve yancı ülkeleri, Libya krizlerinden bağımsız veya tesadüfi olabilir mi’ diye sormuştuk ve cevaplar hep sorunun içindeydi…

Bu satırların yazıldığı günün erken saatlerinde Kırgızistan’da yaşanan dalgalanmalar, başkent Bişkek’te alevlen ve genişleyen gösteriler, nihayet öğle saatlerinde Kırgızistan Merkez Seçim Komisyonu’nun 4 Ekim yapılan parlamento seçim sonuçlarını iptal ettiği haberleri ile Devlet Başkanı Ceenbekov’un “ülkede darbe girişimi gerçekleşti” açıklaması da bu genel kavrayışa/akışa eklenebilecek gelişmelerden sayılabilir mi?..

En azından sürpriz olmadığını biliyoruz! Çünkü daha 30 Eylül’de, Türkiye gündeminin herhangi bir yerinde adı geçmezken, “alıcı gözler için”, “bakalım Kırgızistan Rusya’ya nasıl katılacak” diye Bişkek’de bir şeyler olacağının işaretini düştük. (‘Dünyanın kalpgahında iki devlet bir millet’, 30/09, Yeni Şafak.)

Şimdi ikisi arasındaki yerden, yani Azerbaycan ve Ermenistan’ın etrafındaki ilk/yakın kuşaktan bakarak da dosyaya küresel anlam yüklemeliyiz…

O zaman bu krizin en başında ilk kez vurguladığımız, ‘namütenahi Türkiye-Azerbaycan ekseni’nin çapı, niteliği, etkisi, süper güçler dahil “diğerleri” ile ilişkileri adına kısa vadede gündeme gelecek değerlendirmeler için altyapı döşeyebiliriz…

***

Orta Asya ve Kafkasya’daki kimi ülkelerin, bölgesel ve küresel kümelenmelerdeki gelişmelerden bağımsız veya değil özel süreçlerden geçtiğini söyleyebiliriz. Bu süreçler bölge dışından özenle takip ediliyor ve hepsinin sorduğu şu, “bizim için avantajlı bir düzlem ortaya çıkabilir mi” veya “bölgede çıkar çatışması içinde bulunduğumuz ülkelere avantaj veya dezavantaj” üretir mi?..

Bölge ülkeleri üzerinde kalem kalem etkilerini dökmek mümkün olsa da, genel olarak ABD, Rusya, İngiltere ve Çin’in bu coğrafyada küresel düzene ilişkin hamle ve beklentilerinin diğerlerine kıyasla yoğun olduğunu yazabiliriz.

Bölgedeki en kalabalık ülkeler, Azerbaycan, Özbekistan ve Kazakistan hem kritik/jeopolitik konumlara sahipler hem de içlerinde kapsamları kendi mizaçlarıyla şekillenen reformlar yürütüyorlar.

Kazakistan, Rusya ve Çin çıkarlarının kesiştiği noktada bulunuyor ve dahi bu kafi. Kilit konumda bir ülke. Özbekistan’ın önemi büyük nüfusundan ve Afganistan’a yakınlığından. Afganistan’a yakın olmak demek, kuzey-güney hattında “uzun” bir jeopolitiğe etki edebilmek demek.

Azerbaycan içlerinde en kıymetlisi. Gürcistan’ı da katarak söylersek, tüm Batı için Hazar ve Orta Asya’ya tek gerçekçi erişim yolu diyebiliriz. İran, Türkiye ve Rusya ile sınırı olan tek ülkedir! Avrupa-Çin hattının merkezindedir. Ortadoğu’daki Batı çıkarlarını etkileyecek konumdadır. İsrail’le ilişkisi zaten biliniyor. Ama en büyük ve son yıllarda neredeyse ilmek ilmek baştan örülmüş temel ilişkisi Türkiye iledir. Sonuçlarını görüyoruz. Başlangıçtır. Enerji konusunu hiç söylemiyorum bile..

Bu ülkeler, uzun zamandır büyük güçlerin kendi ülkelerindeki etkisini, ayak oyunlarını ve düzenlerini nasıl bozduklarını, yine bozabileceklerini gözlemlediler. Bu yüzden bölgede daha etkili iç işlerinde daha güçlü olmayı arzu ediyorlar.

Avrasya jeopolitiğini de, Çin-ABD arasında kalan konumlarını anlıyorlar. Bu anlayış hiç şüphesiz başta saydığımız kriz noktalarını da birleştiriyor. Nihayet, Azerbaycan-Ermenistan krizini de bu pota içinde anlamlandırmaya çalışıyorlar.

‘Yerimizin müsade ettiği kadar’ izaha çalıştığımız kuşağın küresel stratejik serpintilerden etkilenmemesi zor. Umarız başarılı olurlar çünkü yeni dünya düzeni büyük eksenler değil küçük ama muhkem eksenlerin işlevini keskinleştiriyor…

Google+ WhatsApp