Antisemitizm?

Antisemitizm?


Diyanet İslâm Ansiklopedisi’nde -herkesin en kolay ulaşabileceği Türkçe kaynaklardan biri olması hasebiyle buraya işaret ediyorum- “Sâmî” ırklarının kim olduklarına ve kökenlerine ilişkin şu bilgi verilmiş:

“Sâmî (Semitic) terimi başta Arabistan, Suriye, Irak ve Afrika’nın bazı bölgeleri olmak üzere geniş bir coğrafyada, benzer özelliklere sahip diller konuşan Akkadlar, Bâbilliler, Asurîler, Amurîler (Amurrular), Ârâmîler, Süryânîler, Ken‘ânîler, Nabatîler, Fenikeliler, İbrânîler, Araplar ve Habeşler gibi kavimleri kapsar. Günümüzde dünyadaki en kalabalık Sâmî kavmi Araplar’dır. Tevrat’a dayandırılan terim (Tekvîn, 10/1, 21) Batı’da ilk defa Semitic şeklinde 1781’de Avusturyalı bilim adamı August Ludwig Schlözer tarafından kullanılmıştır. Hz. Peygamber de bir hadisinde Araplar’ın babasının Sâm olduğunu söyler (Müsned, V, 9-11; Tirmizî, “Tefsîr”, 37; “Menâḳıb”, 69). Sâmîlik kavramı esasen kültürel çevreyi ifade eder. Bu sebeple Sâmî toplulukları arasındaki yakınlık, daha çok konuştukları diller ve kültürleri arasındaki benzerliklerle açıklanmaya çalışılmıştır.”

Sâmî ırklarının günümüzde varlıklarını hâlâ sürdüren başlıca temsilcileri Araplar, Yahudiler, Süryânîler ve Etiyopyalılar. Buradan hareketle, “Sâmî ırklarına düşmanca ve önyargılı biçimde yaklaşan, onlara cephe alan” anlamındaki “antisemitizm” ifadesi de tüm bu ırkların hepsini aynı anda kapsıyor. Daha doğrusu kapsaması gerekir(di). Ancak Siyonizm’in dünya çapında kopardığı örgütlü yaygara nedeniyle, “antisemitizm” denince, artık akla sadece “Yahudi düşmanlığı” geliyor. Kavramın içinin boşaltılması ve yeniden doldurulmasının ise ilginç bir öyküsü var:

Yahudilerin Almanya’nın ekonomik ve sosyal hayatını işgal ettiğini ve hepsinin ülkeden sürülmesi gerektiğini savunan Alman yazar Friedrich Wilhelm Marr (1819-1904), bu düşüncelerini sistematik hale getirmek için “Almanlığın Yahudiliğe Karşı Zafer Kazanmasının Yolu” adlı bir kitap kaleme almıştı. 1879 tarihli bu metinde “antisemitizm”i taraftar olduğu Yahudi karşıtlığına işaret için kullanan Marr, sonraki süreçte Siyonistlerin eline en büyük propaganda kozlarından birini verdiğinden elbette habersizdi. İlk Siyonist Kongre’nin 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde toplanmasından itibaren başlatılan kapsamlı kampanyalarla “antisemitizm” yalnızca “Yahudi karşıtlığı”na indirgendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uygulanan kıyım da (yalnızca Yahudileri hedef almamasına rağmen), Siyonistlerin dünyanın tepesinde antisemitizm bozası pişirmesine yardımcı oldu.

1948’de İsrail kurulduktan sonra, bu defa İsrail’in Filistin halkına yönelik işgal, tehcir ve soykırım politikalarını eleştiren herkesi “antisemitist” diye damgalamak modası başladı. İsrail’i eleştirmek, artık “Yahudi düşmanlığı”na eşitti. İsrail’e herhangi bir itirazda bulunduğunuzda, aslında “Yahudileri yok etmek istiyorsunuz”du. Böylece esas anlamı Sâmî ırklarından herhangi birine düşmanlık olan “antisemitizm” kavramı, İsrail’in varlığını veya siyasetini sorgulayan herkesin suçlandığı bir şantaj malzemesine dönüştürüldü. Arap düşmanlığının da antisemitizm olarak tanımlanması gerektiği, Arap düşmanlığı genlerine işlemiş bulunan Siyonistlerin günümüzde dünyanın en büyük antisemitistleri olduğu gerçeği gözlerden ustaca kaçırıldı ve kaçırılıyor.

Siyonizm’i çok farklı şekillerde tanımlamak mümkün. Benim tercih ettiğim tanımlardan biri şudur: Tahrif hareketi. Tarihin, coğrafyanın, kavramların, sembollerin, zihinlerin… tahrifi. Siyonizm’in bütün stratejileri tahrif üzerine kuruludur.

Örneğin, İsrail’in adı, Hz. Yakub’un Kur’ân’daki unvanıdır. İsrail’in bayrağındaki altı köşeli yıldız, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın mühürleridir. “Filistin’de ve Kudüs’te daha önce biz vardık” cümlesinde geçen “biz”, İslâm’ın muazzez peygamberlerinin o dönemdeki ümmetleri, yani o zamanın Müslümanlarıdır. “Topraksız bir halka, halksız bir toprak verdik” derken, yüz binlerce insana uygulanan katliamlar gözden kaçırılmaktadır. Keza yukarıda misalini verdiğim antisemitizm, aslında Siyonizm’in kendisinin işlediği bir suçtur. Liste uzayıp gider.

Siyonizm, toprak gaspını ve masum sivillere tatbik ettiği soykırımı tarihin, coğrafyanın, kavramların, sembollerin ve zihinlerin tahrifi üzerinden ve bu tahriflerin gölgesinde gerçekleştiriyor. Bu nedenle, içinden geçtiğimiz dönemde “enformasyon savaşı”, mücadelenin en önemli cüzlerinden birini oluşturuyor. Vicdanı ve bilgisi olan herkesin, mantıklı ve tutarlı biçimde yürütmesi gereken bir savaş bu.

Google+ WhatsApp