Antalya zirvesi, İsrail ziyareti, Biden telefonu…

Antalya zirvesi, İsrail ziyareti, Biden telefonu…


Devamı da var.. Azerbaycan lideri Aliyev ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında 3 saatlik görüşme ilgi çekici. Almanya Şansölyesi’nin Türkiye ziyareti keza. Fasulyeden saymayın, Yunanistan Başbakanı’nın gelişini de listeye ekleyebilirsiniz…

 

Kuşkusuz bunların toplamı, Türk dış politikasının oyunu nasıl kurup, nasıl oynadığına ilişkin fikir veriyor. Saha şimdi bize dönüyor. Yani ‘evimizde’ oynayacağımız kadar rahat alana erişmek üzere olduğumuz, bu ‘akının’ asıl işaret ettiği noktadır…

 

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba’nın, Sayın Çavuşoğlu nezaretinde bir araya gelmesi, dış politikanın şekil-şart analizlerinde tepe noktalardan biridir. Şıktır. Ve diplomasi bunu arar. Klas gösterir…

 

İki ülkenin savaşı, üstelik çatışma coğrafyasını çok aşan süper güç katkılı çatışması, Doğu-Batı kırışması olarak tarif edilirken bunun başarılması kâfidir…

 

Evet, içeriği temennileri karşılamadı ve karşılaması da beklenmiyordu. Sürpriz bir çıktı, kısa süreli dahi olsa ateşkes daha göz doldururdu. Ama bunun sorumluluğu Türkiye’nin değil…

 

Rusya-Ukrayna müzakereleri Belarus üzerinden yürüyor, Kremlin’in tercihi de doğal olarak orası. O masada kendilerine uygun ilerlemeler var. Bu yüzden Lavrov daha ilk adımında bunu belirtti ve tarafların Türkiye’ye saygısını/güvenini toplantıya katılarak gösterdiklerini işaret etti.

 

Ateşkes ise Lavrov’un ‘yetkisini’ gerçekten aşabilir. O işlere Şoygu bakıyor! Tam şu sıralarda bir ateşkese kapı açması aşırı iyimserlik olur. Çünkü sahadan anladığımız kadarıyla Rus ordusu bir kırılma noktası yaratma anında olduğunu düşünüyor. Baskıyı ve muharebe alanını genişletmek, Kiev’e daha sokulmak aşamasında…

 

***

 

Zirvenin Türkiye açısından başarısını diğer ülkelerin ilgisinden anlayabiliriz. Sadece ‘Antalya Diplomasi Forumu’na gösterilen yüksek katılımdan bahsetmiyorum…

 

ABD Başkanı Biden’ın bu zirvenin gerçekleştiği günün akşamında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek istemesi, krizi yönlendirebilecek güçte bir ülkenin lideri olarak Erdoğan’ın ismini ağzına bile almayan ABD için önemli bir geri adım…

 

Biden-Erdoğan görüşmesinde neler konuşulmuş olabilir? Kuşkusuz ana başlık -hatta tek konu- Ukrayna’ydı. Washington, Antalya zirvesinden krizi bitirecek sonuç çıkmayacağını kestirememiş olamaz. Yine de bu görüşmeye ihtiyaç duyulması, Türkiye’ye bir şey söylemek ihtiyacından kaynaklanıyor…

 

O ‘şey’ muhtemelen, “Ukrayna’nın aklını karıştırmayın, suyu bulandırmayın’ mealinde bir mesaj. Moskova’nın Zelenski’nin önüne sürdüğü, “Kırım ve Donbas’ı tanıyın, NATO’ya girmeyeceğinizi ilan edin” maddeleri, Kiev tarafından ‘neredeyse’ kabul edilmiş durumda. “NATO’dan soğudum” diyen bir Ukrayna liderliği var ortada…

 

Yani Zelenski yönetimi Rusya’nın beklentileri açısından ‘kıvama’ gelmek üzere. Bu zamanlamada Antalya buluşması, ABD’nin istemediği, en azından erken bulduğu bir tokalaşma atmosferini pekiştirmiş oluyor. ABD’nin Ankara’yı aramasını kuvvetle teşvik etmiş olabilir. Son tahlilde, ABD ve İngiltere’nin bu savaşın ‘hemen’ bitmesini istemediğini biliyoruz…

 

Nitekim Dışişleri Bakanı Lavrov’ın cümlelerine odaklanmak benzer ipuçlarını veriyor; “Ukrayna bizi anlamaya başladı” ifadesi bu demek…

 

Yine Lavrov’un, “Biz Kiev hükümetini düşürmek istemiyoruz” cümlesi de Zelenski’ye selam anlamına geliyor. Çünkü Rusya’nın nihai hedeflerine ilişkin kesin kabul de, Ukrayna liderliğinde ya kendi adamlarının veya Kremlin’e yüzünü dönmüş/teslim olmuş bir liderin oturması.

 

Kısaca, Biden’ın telefonunu bu bağlama oturtarak ele almak sağlıklı olur…

 

***

 

İsrail Cumhurbaşkanı’nın 13 yıl sonra gerçekleşen Ankara ziyaretine gelince…

 

İki ülke ilişkilerinin ılıman iklime kavuşması, Ukrayna krizinin farklı boyutuyla rabıtalı olmakla birlikte, stratejik şümulü de geniş. Rusya-Ukrayna savaşı, özünde Doğu-Batı gerilimi ama İsrail-Türkiye yakınlaşması, aynı haritanın en kritik parsellerinden birini oluşturuyor. Ortadoğu-Akdeniz-Kafkasya-Körfez hattını belirleyecek kapasiteye sahip.

 

Herzog’un, “İki ülke birçok alanda bölgemizi çarpıcı biçimde etkileyecek bir işbirliği yapabilir ve yapmalıdır” açıklamasının/okumasının anlamı bu…

 

Körfez bölgesi ülkelerinin ABD ile ilişkilerinin Biden’la birlikte zayıflaması, Çin’le ilişkilerinin somut adımlar üretmeye başlaması, yine Çin desteğine sahip İran’a ilişkin İsrail kaygıları, nükleer bazlı Viyana görüşmelerindeki durum, ABD’nin EASTMED’in arkasından çekilip, sanki, “Avrupa’yı Rusya bağımlılığından kurtaracak enerji buradan gelecek” demiş olması, Ankara ve Tel Aviv’in Bakü ile ilişkileri, artı İsrail-Rusya ilişkileri İsrail’i Türkiye’yle yakınlaşmaya teşvik eden gerçekler…

 

İki ülke ilişkilerinin daha da gelişeceğini söylemek artık feraset gerektirmiyor. Ancak Irak, Mısır, Libya, Yunanistan, Kıbrıs konularının da aynı dosya içinde daha özenli takip edilmesini gerektiriyor. Örneğin, Rusya’nın Akdeniz enerjisini Avrupa’ya nakledecek böylesi bir akla nasıl bakacağını daha çok düşünmemiz gerekiyor…

 

Tabii Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Kafkasya ve Orta Asya haritalarını da daha detaylı takip şart.

 

“Türkiye’ye akış” debisinin Avrupa bağlamında da artacağı aşikâr. İster İsrail’le ister ABD/Avrupa ile ilişkiler olsun Ankara konuyu iki kılavuz eşliğinde geliştirmeli; Bir; bu ülkelerle geçmiş tecrübelerini unutmadan.. Ve iki; bunun küresel değişim sürecinin sonuçlarından olduğunu unutmadan!..

Google+ WhatsApp