Annem-Babam Hacı Lakin Ben Faşistim

Annem-Babam Hacı Lakin Ben Faşistim


Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da kamuoyunda infiale sebep olan bütün çirkin sözlerinin, edepsiz ve provokatif davranışlarının ardından kendini temize çıkarmak üzere o bildik klişeye sarıldı: "Annem babam hacı!"

 

Suçüstü yakalananların, alışkanlık edindiği kabahatleriyle iyice rezil duruma düşenlerin bir taraftan masumiyetlerini diğer taraftan İslami sembol ve değerlerle barışık olduğunu göstermek üzere sarıldığı bahanelere Tanju Özcan gibi ırkçı-faşist bir kasaba politikacısının sarılmaması düşünülemezdi zaten. Tanju bey eşzamanlı olarak "cami temeli atmış biriyim" cümleleriyle tesettürlü bir kadın hakkında geçen hafta sarf ettiği skandal niteliğindeki beyanlarını temize çıkarmaya girişmiş. Arka arkaya sökün eden rezaletlere paralel bir biçimde İslami sembol ve değerlere yönelik aidiyet vurgularına yüklenilmesi her zaman olduğu gibi bu sefer de fena halde sırıtıyor, fena halde mide bulandırıyor.

 

Kurnazlık ve Utanmazlık Yarış Halinde

 

Tanju bey; demek anneniz tesettürlü, anne babanız da hacıymış. Üstelik cami temeli de atmışsınız. Lakin bunların hiç ama hiçbiri sizin en temel ahlak ve hukuk kurallarını bile pervasızca çiğnediğiniz gerçeğini değiştirmiyor elbette. Bilakis bütün bunlar sizin bile isteye ve inatla insanlığa karşı suç işlemeyi, toplumu kin ve nefretle Suriyeli ve Afganistanlı mültecilere karşı kışkırtmayı vazife edindiğinizi ispatlıyor. İnançlı bir ailenin laik çocuğu, Kemalist cephenin cami banisi bir yerel yöneticisi türü perdeleme operasyonlarıyla hiçbir şey olmamış gibi yola devam etme kurnazlığı utanmazca dikilmiş karşımıza. Özeleştiri yok, samimi bir pişmanlık beyanına yanaşmak yok fakat işledikleri bütün cürümleri tepeden tırnağa riyakarlık kokan üç-beş cümleyle hikmetli ve ufuk açıcı ameller gibi algılamamızı bekliyorlar. 

 

Kamuoyu partiniz CHP'nin sizi "uyarma" amaçlı Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk etmesinin “dostlar alışverişte görsün” kabilinden taktik bir hamle olduğunu görüyor tabii ki. Partiniz CHP'nin sık sık tekrarladığı  "ırkçı değiliz" ve "kadınlara pozitif ayrımcılık" söylemlerinin basit bir imaj çalışmasından ibaret olduğunu sizin suçlarınıza karşı takınılan edilgen tavırlardan rahatlıkla anlıyor. Sizin mahalledeki mekanizma, basitçe söyleyecek olursak “körler sağırlar birbirini ağırlar” misali işliyor. 

 

Sıklıkla vurguladığınız üzere sizin Atatürkçü ve Türk milliyetçisi çizginizden asla taviz vermeyeceğiniz kimseye sır değil. Serde bu ırkçı-faşist mantık çivi gibi çakılıyken, karakterinize işlemiş iffet düşmanı alaycı tavırlarınız her fırsatta tezahür ederken Atatürkçü olduğunuzu, Türk milliyetçisi olduğunuzu daha sık ve daha yüksek sesle vurgulayın. “Görünen köy kılavuz istemez” ama idrak zorluğu olanlar için izah sadedinde malumu ilam edelim: Annenizin tesettüründen, anne babanızın hac farizasını yerine getirmiş olmasından veya cami temeli altmış olmaktan ötürü size hayır ve güzellik, doğruluk ve iyilik zerre miktarı olsun sirayet etmemiş, bu saatten sonra da etmez. Irkçı-faşist ideolojiniz, edep ve iffet düşmanı söylemlerinizi temize çekmek için o kirli ağzınızı, o çirkin el ve dilinizi İslami değerlere doğru uzatmayın lütfen. 

 

Konjonktürel gerekçelerle partiniz ne kadar rahatsız ve tedirgin olsa da size diş geçiremeyeceğini gördüğünüz için oldukça rahatsınız. İşte tam da bu sebeple “sığınmacılarla ilgili sözlerimden pişman değilim” derken ideolojik misyon ve provokatif çizginizin köklerini “Atatürk’ün CHP’sinin neferiyim!” cümlesiyle itiraf ediyordunuz. Utanma duygularından, ahlak ve hukuk normlarından bütünüyle nasipsiz olduğunuz için “FETÖ’cülerin lincine uğruyorum” pişkinliğini sergilemeniz tahmin edileceği üzere kimseyi şaşırtmıyor.

 

Siz İslami sembol ve değerlere sahip olduğunuz için değil bilakis Atatürkçülük adına İslami sembol ve değerlere düşmanlık yükselttiğiniz için Neo-Nazilere öykünüyor, ırkçı-ayrımcı politikalardan medet umuyorsunuz. Kulak verip vermemek size kalmış ama biz yine de hatırlatalım: Şeytanın adımlarını izlemekte inat edenlerin, büyük günahları ve etnik-mezhebi düşmanlıkları teşvik edenlerin annesi babası değil “hacı-hoca” peygamber olsa dahi dünya ve ahirette rezil bir azabın içine düşmekten kurtulamazlar asla.

 

Somali’ye Yardım, İstanbul’a Teneke Okul

 

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 39 ilçe başkanı, il yöneticileri ve bazı milletvekilleriyle beraber okulların açılmasından üç gün önce Bayrampaşa’daki bir ortaokulun önünde kapsamlı bir eğitim öğretim değerlendirmesi yaptı. Veli dernekleri ve eğitim sendikalarıyla yapılan toplantılara ve bilimsel okumalara işaret eden Kaftancıoğlu okulların temizliği meselesinden kantinci esnafın yaşadığı zorluklara kadar epeyce konuya değiniyor. Can sıkıcı nitelikte doğrular da var vurgularında, yanlış veya eksik olanlar da var.

 

Ancak Kaftancıoğlu’nun kalabalık bir heyetle birlikte yaptığı basın açıklamasında eğitim-öğretim konusunu aşıp doğrudan ahlaka ve hukuka daha doğrusu temel insani değerlere dair iki vurgu var ki hassaten bamteli ve turnusol kâğıdı işlevi görüyor. İlk vurguda deprem sebebiyle yıkım ya da tadilat kararı alınan fakat eğitim-öğretime hazır hale getirilemediği iddia edilen 15 okul için suçluyu “Somali’ye gönderilen yardım paraları” olarak işaretliyordu. Evet, uzun bir aradan sonra yüz yüze eğitime adım atılacağı günlerde öğrenci ve veliler başta olmak üzere eğitim-öğretimde yaşanan sıkıntıların müsebbibini gıda krizi ve salgın hastalıklarla boğuşan Somali’ye yardım gönderilmesini işaretleyen bir hanım doktor, bir sosyal demokrat siyasetçi duruyor karşımızda. Suriye ve Afganistan’dan gelen mültecilere karşı kışkırtılan nefret ve düşmanlık hisleri şimdi dünyanın en yoksul ülkesine, Somali’ye doğru iteklenmekteydi. Evet, 5 yaş altı 800 binden fazla çocuğun beslenme yetersizliği sebebiyle ölümle burun buruna olduğu bir ülke Türkiye’de tadilatı tamamlanamayan birkaç okulu sıkıntıya sokmakla eşitleniyordu. Somali’ye merhametle bakmanın, kardeşlik duygularıyla yönelmenin Kemalist-sol cephede gördüğü muamele bundan ibaret.

 

Bir öğrenci velisinin ağzından Pazartesi gününden itibaren çocukların kışın donacağı, yazı (sıcaktan) öleceği  “Tahtakale’de teneke okul” skandalını da konuşmasının ardına ekliyordu Dr. Canan hanım. İddiayı ispat veya tekzip etmek çok kolay çünkü Tahtakale, Eminönü hatta Fatih hepi-topu birkaç km’2’lik bir alan. Her noktası yürüme mesafesi, bütün sokakları gözler önünde. Nerede bu “teneke okul”? “Şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi” mi desek yoksa “şeytan kurdu-tasarladı, piyasaya sürdü müşterileri bekliyor” mu desek? 3 Eylülden bu yana Canan Hanımın bahsettiği “teneke okul”u arıyorum, bilenlerin görenlerin insaniyet namına haber vermelerini rica ediyorum?

Google+ WhatsApp