Ankara’nın küresel krizlerdeki rolü oyunu artırıyor mu?

Ankara’nın küresel krizlerdeki rolü oyunu artırıyor mu?


Yerküre çapında bir krizi yönetme/yönlendirme performansı ve kondisyonu, Ankara hükümetinin iç siyasetteki popülaritesine katkı yaptı mı?..

 

Dış politika, ileri giderek ulusal güvenlik konularının kamuoyu tarafından yoğun ilgi görmediği, buradan doğan artıların ‘sayılmadığı’ yönünde bir intiba/klişe vardı…

 

Esasen, hem bölgemizin hem dünyanın yaşadığı değişimlerin Türkiye’yi daha ilgilendirir/etkiler hale gelmesi, iletişim yoğunluğu, ama en çok Ankara’nın küresel meselelere daha vaziyet eder olması, nihayet çatışma ve savaşların yakın coğrafyalarda yaşanması, kamuoyunun kendini yönetenlerin bu meseleleri ele alma biçimlerine ilgisini katladı…

 

Ukrayna savaşında TV kanallarının rating/izlenme oranları, dijital yollarına yoğun talep bunu ispatlıyor…

 

Tabii tüm muhalif kesimlerin/partilerin bu konulara ilgi göstermemesi, neredeyse ortasından çatlayan dünyaya ilgisiz kalması, bu yolda siyaset sahnesine, halkın önüne sürebilecek ‘kanaat önderi, entelektüel, politikacı’ nitelik ve niceliklerinde kısırlığı daha göze batmaya başladı…

 

Kaldı ki, muhalefet partilerinin milli güvenlik başlıkları dahil sıklıkla ‘yanlış tarafları ve konuları’ tutması/savunması da genel bir iğretilik etiketini üzerlerine yapıştırdı…

 

Ankara’nın çatışmanın tarafları kadar ‘doğu-batı’ cephelerindeki tüm oyuncuların ilgi ve övgüsüne mazhar olması, üstüne, krizin ürettiği riskleri elerken, fırsatların içinde Türkiye’nin küresel rolünü stratejik olarak yükseltebilecek imkânları bulması da beğeniyi artırdı…

 

Sonuç olarak, hükümetin karmaşık ve stratejik sorunları aşma, bunlardan ülke yararına, kısa vadede toplumun refahına da katkı sağlayacak çıktılar elde etme yöntemi, ‘güvenilirlik ve tecrübe’nin takdir edilmesine yol açıyor, hayatın günlük akışı içinde gözlemlenebiliyor!..

 

Ve daha başlangıçtayız…

 

***

 

İlerleyelim…

 

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, ABD’nin Ukrayna konusunda bazı ülkeler üzerinde baskı yaptığını açıkladı; Çin, Hindistan, Türkiye isimlerini zikretti.

 

Uluslararası alan uzmanları, Almanya ve Fransa’yı da listeye dahil ediyorlar. S. Arabistan başta, Körfez ülkeleri ve İsrail de sıralamada yer buluyor. Adı geçen ülkelere ABD’nin nasıl ve hangi yollarla baskı yaptığını maddelendirebiliyoruz. Ancak Ankara üzerindeki baskı kalemlerini tahmin etmek mümkünse de, somut maddeler gözle görülmüyor…

 

Tersine, Ankara’nın davranışlarından elinin rahatlığı izlenebiliyor. İlaveten, ABD’den S-400/F-35 açmazının çözülmesi yönünde-saçma sapan öneriler-ve AB’den de ‘üyelik’ konusunda-inandırıcılığı şüpheli-sıcak mesajlar geliyor.

 

Ama Türkiye’ye Rusya’ya yönelik ‘yaptırımlar’ için ‘fazlasını yap’ denemiyor. Şimdiye kadar da dişli bir talep gelmedi. Alınacak cevabın olumlu olmayacağını biliyorlar. Küresel sahnede terslenme görüntüsü vermek istemiyorlar.

 

Asıl iş ise ‘liste’nin kendisi…

 

***

 

Turpun büyüğünden başlayalım…

 

ABD-Çin ilişkileri, Ukrayna özelinde yeni aşamaya geçiyor. Pekin bugüne kadar, Ukrayna krizini Tayvan meselesiyle irtibatlandırmadı. Onlara göre bu Çin’in iç meselesiydi. Rusya’nın haklı gerekçelerini anlıyor, Batı’yı uyarıyor ama aynı zamanda Ukrayna’yı egemen bir ülke olarak görüyordu…

 

Ancak son zamanlarda Ukrayna ve uzantısı Avrasya gerilimlerinin Hint-Pasifik’le ‘benzerliği olduğu’ fikrine kaymaya başladı!

 

Pekin yönetimi, NATO genişlemesinin Ukrayna krizinin ana nedeni/başlangıcı olduğunu zaten kabul ediyor. Şimdi, ABD’nin Asya’daki müstakbel eylemlerinin fragmanı olabileceği üzerinde daha çok düşünmeye başladı. NATO genişlemesinin durmayacağı ve Asya’ya yürüyeceği konusunda artık daha tedirgin…

 

Tabii adı ‘NATO’ değil; AUKUS, QUAD, Beş Göz, Hint-Pasifik Stratejisi, ne derseniz. Çin bunların hepsini, NATO benzeri modeller olarak görüyor. Bugüne kadar, ‘Çin sıranın kendisine geleceğini biliyor’ olarak ifade edilen bu okuma, son Biden-Xi Jinping görüşmesinden sonra saha gerçekleri planlamasına evrilebilir…

 

O andan itibaren de, Çin-ABD arasında bir keskin krizin yaşanmasını engellediği savunulan, ekonomik ilişkiler/bağımlılıklar ikincil düzeye iner…

 

ABD, Rusya’ya uyguladığı ekonomik yaptırımları Pekin’e uygulayabilir mi veya Çin bundan çekinir mi soruları cari hale gelir. Benim açımdan ilk sorunun yanıtı ‘evet’tir. Ama ikinci sorunun yanıtı ‘hayır’dır. Bu da işte gerçek küresel obruğun nasıl gerçekleşebileceğini herkese göstermeli!..

 

***

 

Batı ittifakının Avrupa tarafı ise Çin’le orta-uzun vadeli jeopolitik çıkar görüyor. Bir anlaşmazlığı yok. ABD ile dayanışması ise kırılgan…

 

Buradan Almanya’ya geliyoruz. Berlin’inyeniden militarizasyonu başlı başına jeo-politik meseledir. Üzerine çok düşünmek gerekiyor. Almanya ve Japonya aynada birbirlerine bakıyor gibiler. Tokyo da baştan askerileşiyor. İkisi de bölgelerindeki tansiyonu besliyor.

 

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı şöyle diyor; “Ukrayna krizi, Asya-Pasifik’teki durumu gözlemlememiz için bize bir mercek sağlıyor. ‘Asya-Pasifik’te böyle bir krizin yaşanmasını nasıl önleyebiliriz’ diye sormadan edemiyoruz”…

 

Bu açıklama Başkan Xi Jinping ve Başkan Biden arasında saatler süren görüşmenin ardından geliyor. ABD nasıl Rusya’nın stratejik alanını daraltıyorsa, aynısı Çin için gelişiyor…

 

Daha tehlikeli ihtimal de var. Özellikle ABD için. Çin, ‘şu an’ın, Tayvan sorununu çözmek için bir fırsat, ‘önleyici adım’ olduğunu düşünebilir…

 

‘Baskı yapılanlar’ listesindeki diğer ülkelerin aklından geçenleri de sırayla yazacağız…

Google+ WhatsApp