Anıtkabir, Taksim, Roma!

Anıtkabir, Taksim, Roma!


Her ne kadar Tayyip Erdoğan’ın koşturmasıyla yarışacak halimiz olmasa da..

 

Ki.. Hatırlatalım..

 

Önceki gün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı idi.

 

Kendileri diktatör ya.. Emredip, doktorlardan birisinden 7 günlük bir rapor alıp..

 

“Bugün canım Anıtkabir’e gitmek istemiyor” diyebilir iken..

 

“Gerçekten diktatör ise rapora ne ihtiyacı var ki” derseniz..

 

O da kabulüm.

 

Ama ne rapor alarak, ne raporsuz protokolü terketmemiş.. Anıtkabir’e gitmiş..

 

29 Ekim sabahı, Anıtkabir’de, muhalefetin bazı liderleri ile birlikte yol yürümüş..

 

Törene katılmış. Defteri imzalamış.

 

Anıtkabir faslından sonra..

 

Resmi protokol çerçevesinde, Külliye’de tebrikleri kabul etmiş.

 

Tebrikler kabul edilirken, ben diyeyim bir saat..

 

Siz artık ne derseniz deyin..

 

Ayakta durur vaziyette, gelenleri karşılamış..

 

Anıtkabir’deki törene katılan anamuhalefet lideri bu tebrik törenine katılmamış.

 

Ankara’daki öğle sonrasına taşan bu resmi görevlerin devamında..

 

Akşam İstanbul’a gelmiş.

 

İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nin açılışını yapmış..

 

(Bu arada Sayın Erdoğan, Cumhuriyet Bayramı tebrikleri ile, akşam programı arasında başka bir organizasyona da katılmış olabilir. Ben atlamış olabilirim. Ne muhabirler yetişebiliyor Cumhurbaşkanı’nın temposuna, ne ajanslar.. Dolayısı ile, atlamış isem, o etkinlik yok demek değildir.. Biz, çok bilinenleri zikretmişiz demektir..) 

 

AKM’nin açılışında konuşma yapmış..

 

Ertesi sabah (yani dün sabah) ajans haberlerine bakarken bir de ne göreyim?

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, G-20 zirvesi için, Roma’da imiş!

 

Afedersiniz, akşam AKM’deki törenden sonra, hangi arada, hangi derede İtalya’ya gittiniz?..

 

Bakıyorum, AA’nın haber girişi şöyle:

 

“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere özel uçak ‘TC-TUR’ ile TSİ 00.10’da İtalya’nın başkenti Roma’ya geldi.”

 

İsrafa karşı olsam da..

 

Devletin işleyişinde bazı harcamalardan da kaçınmamak gerektiğini işte bu hızlı tempo sebebi ile makul görüyor, aslında ortada “israf” değil, “zorunluluk” olduğunu söylüyorum.

 

Ve dün akşam saatlerine kadar takip ediyoruz, şu devlet başkanı ile ayaküstü görüşme..

 

Bu devlet başkanı ile sohbet..

 

Türkiye’nin haklarını korumak, takip etmek için, ısrarlı bir mücadele..

 

Değil Türkiye’de, dünyada kaç kişi bu tempoda çalışıyor, gösterecek birisi  varsa, köşem kendisine açık.

 

Dolayısı ile, herkes gibi ben de rahatlıkla söyleyebilirim: “Cumhurbaşkanı’nın temposuna yetişemeyiz.”

 

Yetişemesek de, gayret ediyoruz.

 

Haftada yedi gün yazmaya çalışıyoruz.

 

Gördüklerimizi, bildiklerimizi okurlarımıza aktarmaya çalışıyoruz.

 

Yazılarımız aracılığı ile okurlarımızla buluşmayı  arzuladığımıza göre, okurlarımız ne düşünüyor, onlara da bir kulak vermemiz lazım..

 

Ben çok büyük çoğunluğunu okuyorum ama. Bugün ilaveten, okurlarımızın yorumlarını sizlerle de paylaşalım..

 

Örneğin dünkü yazımla ilgili, www.yeniakit.com.tr sitemizde, yazımın altına gelen yorumlarda, neler denmiş, bende bıraktığı izlenim nedir, kısa kısa temas edelim..

 

Bize nazire edercesine, “Bu ülkeyi Atatürk kurdu” diyen Eren Can..

 

Adının Mehmet olduğunu yazan ve “o büyük insan olmasaydı düşündün mü (ne gezer) adın ne olurdu, okuyun biraz okuyun, beyniniz gelişsin” diyen Atatürkçü okurumuz..

 

“Mahmut” ismi ile yazan ve “Atatürk, rüyalarınıza giriyor, ödünüz kopuyor, titriyorsunuz” diyen bir başka okurumuz..

 

Gerçekten, ne kadar ayrı dünyaların insanlarıyız biz..

 

Yok yok.. “Köşe benim, şimdi size öyle ağır hakaret dolu ifadeler kullanacağım ki..” düşüncesinde değilim..

 

Onun girizgahını yapıyor değilim..

 

Sadece merak ediyorum.

 

“Atatürk olmasaydı, adın ne olurdu” diyen okurum.. 

 

Suudi Arabistan’ın Atatürk’ü mü var ki, adları Ahmet, Mehmet, Mahmut, Ali?

 

Hem sizler değil misiniz, bu isimler yerine “Deniz, Yağmur, Çiçek” vs. isimlerini çocuklarına koyanlar?..

 

Hem sizin alkışladığınız darbeci generaller değil mi; kızlarını, oğullarını İngilizlerle, İtalyanlarla, Almanlarla evlendiren ve torunlarına Andrew, George isimlerini verdirenler?

 

Ve “Bir Müslüman kadın, Hristiyan/Yahudi erkekle evlenebilir mi?” diye sorguladığımızda..

 

“Atatürk Türkiyesi’nde bu ne yobaz kafa” diyenler, siz değil misiniz?

 

Eeee?

 

Adım Ali İhsan ise, niye Atatürkçülere borçlu olacakmışım?

 

Niye, rüyamda gördüklerimden ödüm kopacakmış?

 

Bizim, gerçek dünyada gördüğümüz Atatürkçülerden ödümüz kopmuyor ki.. Rüyamızda gördüğümüzden de kopsun..

 

Batuhan ve Kadri isimli okurlarımız ise, “Yollara, hastanelere itiraz yok” diye girip, “İnsanların gücüne giden geçiş garantisi verilmesi, bir de dolar üzerinden, bir de hep aynı kişilere davet usulü ihale verilmesi” diyorlar..

 

O zaman ben de derim ki, geçiş garantisiz teklif verecek Koç’lar, Sabancı’lar, Zorlu’lar vardı da.. Trafiğine bile yetişemediğimiz Erdoğan, “İlla da illa. Ben ihaleyi şu müteahhide vereceğim” mi dedi?

 

Kaldı ki.. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü işleten şirket, geçtiğimiz yıl işi devretmek istedi. Osmangazi Köprüsü’nü işleten hakeza.. Kimse talip çıkmadı..

 

Ama her iki köprünün de, garantili geçiş sayılarını tutturması, önümüzdeki yıl ortasında sağlanacak gibi..

 

Geçtiğimiz yıllarda garanti sebebi ile ödediklerimizi, önümüzdeki 3-4 yılda çıkartınca, köprüler bedavaya gelmiş olacak.. 

 

Saadet Partili olduğunu sandığım bazı okurlarımız ise, kendi partilerinin CHP’ye, Atatürkçülere nasıl koltuk değneği olduğunu unutmuşlar, “Onlara yaranmak için yapılacak herşey boşadır” demişler.

 

Ben de aynı kanaatteyim ama..

 

CHP kafalılara yaranmayan kimse yok ki, onları tercih edelim..

 

Saadet’te bir tane CHP eleştirisi yok. İyi Parti, “CHP ile resmi ittifakımız var” diyor..

 

Eee?

 

Sabahtan akşama kadar Kemal Kılıçdaroğlu eleştirisi yapan AK Parti’ye “CHP’ye yaranıyor” deyip, o parti ile ittifak yapan SP’yi mi yoksa İP’i mi öveceğiz? 

 

Okurlarımızın yorumları bitmedi, yerim bitti.. 

 

Ara ara, yine böyle hasbihaller yapmak umuduyla..

Google+ WhatsApp