Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan ‘Küresel büyük birader’ vurgusu

Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan ‘Küresel büyük birader’ vurgusu

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Özel Hayata Saygı Hakkı sempozyumundaki konuşmasında “1984” kitabına ve yazarı Orwell’a atıf yaparak, “Bugün yaşasaydı, ‘Küresel büyük birader’in ortaya çıktığını görmekten dolayı dehşete düşerdi” dedi.

“Mesleki Hayat Bağlamında Özel Hayata Saygı Hakkı” sempozyumu yapıldı. Sempozyuma Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Anayasa Mahkemesi üyeleri, yüksek yargı çalışanları, akademisyenler ve hukukçular katıldı.
 
George Orwell ve 1984 hatırlatması!
 
Sempozyumda konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, “Hukuk devletinde adaletin yegane adresi mahkemelerdir. Mahkemelerin adalet arayışına cevap veremediği, bağımsız ve tarafsız yargılama ilkelerine uygun bir şekilde uyuşmazlıklara çözüm üretemediği bir yerde hukuk dışı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır” dedi.
 
Özel hayatın gizliliği yönündeki tartışmaların birçok ülkede sürdüğünü vurgulayan Arslan, “İngiliz George Orwell, 1984 adlı romanında distopik bir dünyanın korkutucu tasvirini yapmıştır. Orwell gözetimin bir anlamda içselleştirilmesini şöyle dile getirmiştir: ‘Çıkardığınız sesin işitildiği, karanlıkta olmadığınız sürece, her hareketinizin izlendiği varsayımı, içgüdüsel bir alışkanlık haline dönüşmüştü, bununla yaşamanız gerekiyordu- yaşıyordunuz’. Orwell’e göre ‘büyük birader’ iktidarının en etkili gözetleme aracı televizyondur. Televizyonun “hem alıcı hem verici olarak kullanılmasını sağlayan teknik gelişmeler, özel hayata son verdi”. Orwell, kitabını tamamladığı 1948 yılından iki yıl sonra, yani internetin ve akıllı cep telefonlarının icadından çok önce aramızdan ayrıldı. Bugün yaşasaydı, kitabında tasvir ettiği distopik dünyanın kusursuz şekilde gerçekleştiğini, hatta aşıldığını hayretle gözlemlerdi. Muhtemelen de dijital çağ olarak ifade edilen bugünlerde neredeyse adım başı rastlanan kameralarla karanlıkta olanları bile izleyebilen, yazılımlarla konumları takip edebilen, görünmeden gören, her yerde hazır ve nâzır bir ‘küresel büyük birader’in ortaya çıktığını görmekten dolayı dehşete düşerdi” ifadelerini kullandı.
 
Özel hayatın korunması
 
İçinde yaşanılan internet çağında ve gözetim toplumunda, kişilerin özel hayatlarının korunmasının çok daha zorlaştığına işaret eden Başkan Arslan, buna paralel olarak da özel hayata saygı hakkını korumaya yönelik anayasal ve yasal güvencelerin etkili şekilde hayata geçirilmesinin daha önemli hale geldiğini vurguladı.
 
Arslan, Anayasa’nın 20’nci maddesinde belirtilen, “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.” ifadelerini hatırlatarak, Anayasa koyucunun, “özel hayatın gizliliğine dokunulamaz” şeklinde kesin bir dille, özel hayatın mahremiyetinin önemine işaret ettiğini söyledi.
 
Anayasa Mahkemesinin de gerek norm denetiminde gerekse bireysel başvuruda, eksiksiz bir tanımı bulunmayan özel hayat kavramının, kişiye ait oldukça geniş bir alanı kapsadığını ifade ettiğini aktaran Arslan, kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasından, kişisel verilerinin işlenmesine, başkalarıyla mahrem ilişkilerinden, mesleki hayatına müdahalelere kadar bir dizi konunun, özel hayata saygı kapsamına girdiğini belirtti.
 
Başkan Zühtü Arslan, özel hayata saygı hakkının kapsamına giren konulardan birinin de kişilerin mesleki hayatlarını etkileyen müdahaleler olduğunu ifade ederek, Anayasa Mahkemesinin, bu kapsamda yapılan bazı müdahaleleri, Anayasa’nın 20’nci maddesi kapsamında ele aldığını anlattı.
 
Bu kapsamda, Anayasa’nın 129’uncu maddesinde belirtilen “sadakat yükümlülüğü” kavramının önem taşıdığını dile getiren Arslan, “Bu madde gereğince, memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdür. Devlet, bu yükümlülüğe aykırı davranan kamu personeli hakkında idari tedbirler alabilmektedir.” dedi.
 
Arslan, sadakat yükümlülüğü kapsamında devletin hem kamu hizmetine almada hem de çıkarma sürecinde değerlendirme yetkisine sahip olduğunu belirtti.
 
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
 
Kamuya alınacak olanlara yönelik güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması konusunu değerlendiren Arslan, “Bu durum devlete sadakat ve bağlılık çerçevesinde kamu görevinden çıkarma konusunda da evleviyetle geçerlidir. Başka bir ifadeyle devlet, anayasal sadakat yükümlülüğüne aykırı tutum ve davranış içinde olduğunu tespit ettiği kamu görevlilerinin görevden çıkarılmaları veya başka türlü idari yaptırıma tabi tutulmaları yönünde işlem yapabilecektir. Bu anlamda kamu görevinden çıkarma, mesleki hayat ile özel hayat arasındaki yakın ilişkiden dolayı sebep ve/veya sonuca dayalı olarak kişinin özel hayata saygı hakkına müdahale olarak nitelendirilebilmektedir” ifadelerini kullandı.
 
Zühtü Arslan şunları söyledi: “Özel hayata saygı hakkının ve mahremiyetin güvence altına alınması, bireyin maddi ve manevi varlığının, özerklik ve özgürlüğünün korunması ve geliştirilmesi bakımından son derece önemlidir. Bunun yanında unutmamak gerekir ki, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, hukuk güvenliğinin sağlandığı bir hukuk devleti aynı zamanda refah devletinin de olmazsa olmaz şartıdır.
 
Esasen güneşin altındaki diğer sözler gibi bu söz de yeni değildir. Osmanlı Devletinde bir dönem sadrazamlık da yapmış olan Tunuslu Hayreddin Paşa yıllar önce bu tespiti yapmış ve yazdığı kitapla bunu bize aktarmıştır. Kanun-î Esasi’nin ilanından sekiz yıl önce yayınladığı kitabında Avrupa’da gezdiği ülkelerin kurumlarına dair gözlemlerini paylaşan Tunuslu Hayreddin Paşa’ya göre ‘en yüksek refah mertebelerine ulaşan ülkeler, hürriyetin ilkelerini ve siyasi tanzimata denk gelen anayasayı yerine oturtan ülkelerdir’.
 
Kuşkusuz dün olduğu gibi, bugün de hürriyet ilkelerini ve Anayasa’yı yerine oturtma konusunda en büyük görev yargıya düşmektedir. Bu görev hakkıyla yerine getirildiğinde yargıya güven de arzu edilen düzeye yükselecektir. Bu nedenle yargı mensupları olarak sürekli bir özeleştiri ve muhasebe içinde kendimizi gözden geçirmek ve yenilemek durumundayız. Bu bizim hukuka, adalete ve son kertede mensubu bulunduğumuz milletimize olan vicdan borcumuzdur.

Google+ WhatsApp