Ana yüreğimizi ısıtan kadındır

Ana yüreğimizi ısıtan kadındır


Ana kavramı kutuplardan ıssız sahralara kadar bütün kültürlerde saygı uyandıran özel  bir değerdir. Ana, topluma nesil yetiştiren bir eğitmen, bir  sanatkar, bir güçtür. Analık, insanlık tarihinde itibarını hiç kaybetmeyen bir dinamiktir ancak her doğuran ana değildir. Dünyaya bir çocuk getirmiş fakat çocuğu şiddete maruz bırakmış, onu zevklerinin, şatafatlı hayatının önünde bir engel olarak görüp yalnızlığa terk etmiş, zerre kadar sevgi verememiş, eleştirmiş, aşağılamış, değersiz bir eşya gibi görüp rencide etmiş bir kişiyi ana olarak tanımlamak, hayatımızda özel bir yere sahip olan bu değeri itibarsızlaştırmak, yermek demektir ki, bunu hiç birimiz arzu etmeyiz.

 

Geçtiğimiz gün, çocuklarını cinsel istismara zorlayan bir kadının ve bir adamın utanç verici tavırlarına hep beraber tanık olduk. Şimdi siz bu kadını analık unvanı ile nasıl özdeşleştirebilirsiniz? Çocuğun duygularını örseleyen ve kirlenmemiş düşüncelerini zehirleyen bir kadını anne olarak nasıl taltif edebilirsiniz. Çocukları hain planlarına alet eden kadınlar annelik maskesini takarak onların masumiyetini katleder ve yedi kat düşmanın yapmayacağı kötülüğü doğurdukları çocuklara reva görürler. Bunları doğuran olarak tanımlayabilirsiniz ancak ana olarak göremezsiniz.

 

İki çocuğun dram kokan hikayesini yüreklerimiz kanayarak izledik… Öz anne ve üvey babaları tarafından masumiyetleri ayaklar altına alınan çocuklar çaresizliği resmetmiş ve dört tarafı dikenli tellerle çevrilmiş bir kapandan çıkma hayalleri kurmuş, bunun için çareler aramışlar. Çocukların çaresizliğini anlayabiliyor musunuz? Bir tarafta kendilerini terk eden bir baba, diğer tarafta çocuklarını hain planlarına alet eden bir anne ve bir adam… Ne yapabilirler ki? Kanatları kırılmış çocukların, umutları sönmüş, hayalleri çalınmış ve masumiyetleri öz anneleri tarafından katledilmiş. Mağdur edilen iki çocuğun hikayesi bize her doğuranın ana olamayacağını açıkça gösterdi ve olayı şaşkınlıkla takip ettik.

 

Zira toplumda anne deyince akar sular durur ve onun çocuğuna zarar verebileceğine kimse ihtimal vermez, veremez. Ama istisna da olsa suyu bulandıran bir kir var, bunu göz ardı edemeyiz.

 

Günümüzde çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından ana-babalık okulu, aile içi iletişim ve anne çocuk ilişkisini güçlendirmeye yönelik eğitim programlar yapılıyor, seminerler düzenleniyor ve konuyla ilgili önemli eserler hazırlanıyor. Fakat ne yazık ki aile ile iletişim sorunu yaşayan, evden kaçan, suça bulaşan çocukların sayıları her geçen gün artmaya devam ediyor. Burada konuyla alakalı olan herkes kendine dönmeli ve nerede hata yaptık ya da ne yapmamız gerekirdi de ihmal ettik sorusunu sormalıdırlar.

 

Anne baba içgüdüsel olarak çocukla yakınlık kurar ve onu hayata hazırlarken kendileri de gelişir, sevmeyi, fedakarlığı, sabrı, tahammül göstermeyi, affetmeyi, empati yapmayı doğal yollardan öğrenirler. Eğer bir anne baba çocuğuna ulaşamıyor, onunla sevgide buluşamıyorsa ihtiyaç olan yakınlığı ve sevgi bağını kuramamış demektir ki, bu her iki taraf için de bir kayıptır.

 

Allah annenin fıtratına çocuğa yetecek miktarda sevgi, şefkat, anlayış, empati ve sabır gücü bahşetmiştir ve anne bahşedilen bu değerler üzerinden çocuğu ile özel bir bağ kurar.  Zira anne seçilmiştir, anne özeldir ve anne bütün toplumlarda itibar gören ve bütün canlıların buluştuğu müşterek bir değerdir. Anne çocuğun aynasıdır, annede çocuğu çocukta anneyi görebilirsiniz.

Google+ WhatsApp