“Amerika Yenilmedi, Taliban Kazanamadı” Kurgusu Neye Hizmet Ediyor?

“Amerika Yenilmedi, Taliban Kazanamadı” Kurgusu Neye Hizmet Ediyor?


Askeri alandan başlayıp siyasi ekonomik alanda cereyan eden somut olaylara hatta sistematik bir biçimde ilerleyen somut olgulara rağmen olup biten her şeyin hayalden, senaryodan ve çözümlenmesi de kurtulunması da imkânsız bir tuzaktan ibaret olduğu üzerine çok sayıda söylem piyasada revaç buluyor. Adeta “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” türü derin ve kronik bir septisizm sarmalamış toplumu. Hakikate meydan okumak, olay ve olgulara rest çekip test edilmesi imkânsız önermelere, uzak geleceğe dair gizli planlara işaret etmek çok makbul ve muteber bir tutum olarak karşılanıyor maalesef. Siyasal çözümlemeler de stratejik öngörüler de Matrix formatında işleyen bir “gerçeğin çölüne hoş geldin” davetiyesine göre tanzim ediliyor. 

 

Hemen her meseleyi olduğu gibi Afganistan meselesini de Amerika öncülüğündeki NATO ordularının 20 yıllık işgal sürecini de doğru bilgi, sağlıklı bir kronoloji ve sağlam bir perspektif üzerinde çözümlememiz gerekiyor. 11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kuleler’e yapılan uçaklı saldırıların akabinde Amerika Birleşik Devletleri hem Afganistan’a hem de Irak’a yönelik ağır bir işgal süreci başlatırken “tarihin sonu”nu ilan etmiş, bu sürecin “medeniyetler çatışması”nın bir tezahürü ve terörle mücadele konsepti şeklinde tanımlamıştı. Tek kutuplu bir dünyadan dahası “Amerikan Yüzyılı” projesinin hayata geçirildiği resmen ilan edilmişti. Amerika ve müttefikleri el birliği marifetiyle hiç gecikmeksizin Irak’ta demokrasi, Afganistan’da modern bir ulus inşa edilecekti! Ancak bu inşa süreci öncelikle modern silahların gölgesine, savaş uçaklarından fırlatılan füzelerin yakıcı ve yıkıcı ateş gücüne yaslanıyordu.

 

Tarihin Sonu Ne Zaman İlan Edilmişti?

 

Irak şöyle ya da böyle dünyanın gündemindeydi; İşgal ve katliamlara yönelik haberlerden Ebu Gureyb hapishanesinden fışkıran barbarca işkence görüntülerine değin Amerika ve müttefiklerine karşı haklı olarak öfke ve nefreti büyütüyordu. Lakin Afganistan’daki 20 yıllık işgal ve katliamlar adeta rutin bir biçimde işliyor, hemen hiç kimsenin ilgi ve tepkisine dahi sebep olmuyordu. Neticede ne kadar emperyalist olsa da Amerika ve NATO, Afganistan’da Taliban ve El Kaide gibi radikal İslamcı örgütlerle, kadın ve çocuklara hayatı zindan eden gerici-yobaz dincilerle savaşıyordu. Böylesi bir işgalin, bu amaçla girişilen katliamlar zincirinin makul ve meşru zeminleri de kolayca üretiliyordu. Tam da bu gerekçelerle Amerika ve NATO ile iş birliği yapmak, Amerika ve NATO saflarında Taliban’a karşı savaşmak aydınlanma ve ilerlemenin, özellikle kadınların eğitim-öğretim, çalışma, sanat ve siyaset özgürlüğünü teminat altına almanın ilk şartı sayıldı. İngiltere tarafından Hindistan’ın işgalini meşru ve zaruri sayan Karl Marks’tan Afganistan’ın işgalini meşru sayan Kemalist ve sosyalist çevrelere kadar en önemli ortak payda “ilerleme-modernleşme” olgusuydu.

 

Sabahtan akşama, akademiden medyaya, sokaktan kahvehaneye değin Taliban dehşetini konuşmak üzere adeta bütün toplum seferber edildi. Nasıl kanlı bir iç savaşın çıkacağından kuaför ve güzellik salonlarından mahrum olacak kadınların geleceğe ilişkin korkularına uzanan felaket senaryolarının diri diğerine eklenip duruyor. NATO ve Amerika’nın devasa orduları ahlaken ve hukuken yanlış yaptıklarını idrak ettikleri ya da yaşattıkları onca acı sonucunda insafa geldikleri için Afganistan’dan çekilmediler. Daha büyük bir plan kuracak, daha kapsamlı bir bölge projesine girişecek ne cesaretleri ne de imkanları olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Amerika ve NATO 20 yıllık ağır işgal şartlarında yapamadığı neyi yapabilir ki bundan sonra? Amerikan Rüyası Hollywood filmlerinde anlatıldığı gibi tatlı ve kolay zafer bahşetmedi Amerikan ordusuna, fena halde duvara tosladılar. Hesapları, projeleri iflas etti çünkü Amerika ve NATO orduları bütünüyle haksızdılar, Afganistan’da işgalci ve Afgan halkının karşısında katildiler.

 

Amerika ile Birlikte Hüzne Boğulanlar

 

Saçına sakalına bakıp beğenmedikleri, ayağındaki terliklerle alay ettikleri, gerici ve yobaz saydıkları Afganistan halkı Taliban öncülüğünde 20 yıllık bir dirençle zafere yürüdü. Taliban’ın arkasındaki Pakistan’ın desteği neden saçma sapan komplo teorilerine bahis yapılıyor? Elbette Pakistan devleti kardeşlik ve komşuluk hukuku gereği Taliban’ı destekleyecek, eğitip donatacaktı, bunda tuhaf veya yanlış olan nedir? Eğer Türkiye ile Azerbaycan arasında askeri anlaşma ve iş birliği olmasaydı 30 yıllık Dağlık Karabağ işgali sona erer miydi? İşgale, katliama ve tehcire karşı çıkıp seferber olmak yerine seyirci kalmak mı öneriliyor yoksa? Mesnetsiz ama daha önemlisi akıldışı tezlere sarılanlar en basit rekabet ve savaş şartlarını dahi görmezden geliyorlar. 

 

Taliban karşı cepheyi küçültecek ama kendi cephesini genişletecek hemen bütün hamleleri çok öncesinde ustaca zamana yayarak usulca gerçekleştirdi. Mareşal Dostum gibi bir dönem Sovyetler Birliği daha sonrasında Amerika ve NATO hesabına savaşan lejyonerlerin kendi dar çevrelerinde bile tutunamayacak kadar yolsuzluk, hırsızlık, cinayet, rüşvet ve şantaja karıştığını gördüğü için Kabil’i kuzeyden Özbek ve Tacik bölgelerinden kuşattı. Bu meyanda piyasaya sürülen “Peştunistan” söylemleri milliyetçi çevrelerin biricik kahramanı Mareşal Dostum öncülüğündeki ittifakın çöküşüne duyulan bir öfkeden daha ötesini teşkil etmiyor.

 

Taliban refah ve güvenlik tesisi adına neler yapabilir, halkı ne kadar kucaklayabilir? Savaşan bir örgütün ülke yönetmesi, kamu güvenliğini, eğitim ve sağlık sistemini kurup işletmesi, ulaşım ve ticareti geliştirmesi ne zaman ve ne kadar mümkün olur? Bütün bunlar Taliban’ın önünde duran devasa ve girift problemler. Bu problemleri aşma yolunda halka telkin edeceği güven, adalet ve ufuk onu ya başarılı ya da başarısız kılacak. Afganistan meselesini Batı’nın kaygı ve öncelikleriyle, işgalci Amerika ve NATO’nun perspektifinden veya militan Kemalist cephenin korku ve düşmanlık söylemlerine göre çözümlemeye kalkışmak en baştan iflas tablosuna razı olmaktır. Abartılı coşku ve zafer söylemleri gibi abartılı hatta kronik korku ve öfke söylemlerine sarılmak da saplantılı bir durumun işaretidir. Doğru, iyi ve güzelin hayat bulması için uzak yakın demeden ıslah etmeye, inşa etmeye, hakkı ve sabrı tavsiye etmeye sebat etmek gerekiyor.

Google+ WhatsApp