Allah rızasına uygunluk

Allah rızasına uygunluk


İnsan, sorumlu varlık. Bilinçli varlık.

 

Bilinç ile duyarlık insanı farklı bir konuma yükseltiyor. Bilinç ise insanın seçkinliğini oluşturuyor. Allah katında insanın yücelmesinin vesilesi. İnsanı değerli kılan ise onun yaşama tarzı, idealleri ve sahih olan hedefleri.

 

İnsanın kendisiyle olan çatışması, seçkinlik ile karşıtı arasında oluşu. Bu, insana bir bocalama getiriyor. Çünkü… İnsanın yönelim ve eğilimlerini kışkırtan birçok şey var.

 

Allah’ın insandan beklentileri mi var? Yarattığı varlığın nasıl olmasını dilediğinin gerekçeleri bulunuyor. Akıl ve kalp, insanın en özgünlükleri. Onların ise arınma ve yücelme nedenleri olduğu gibi onu oluşturan hâller bulunuyor. İyi ve güzellerin yerine getirilmesi Allah’ın rızasına uygunluk sağlar.

 

Yakaran, dileyen, senada bulunan insan. Kendisini çok güçlü gördüğü zamanlarda bile bir anda bir sığınış gereksinimi duyar. Çünkü insan, yaratılan ve bir kadere bağlı olan bir varlık. Kendisinin üzerindeki büyük güce bağlılık. İnsanı yücelten, bağlılığa dair olan yaşama tarzıdır.

 

İslâm inancında, olması ve olmaması gerekenlerin kesin çizgileri var. Diğer kültürlere benzemiyor. Çünkü ilk belirleyişler ve kurallar merkez oluşturduğundan onun etrafında ve sonradan olan oluşlar o merkeze bağlıdır. Aykırı düşmez. Çünkü kesinleyici ve belirleyici ve esas olan Kur’an’dır. Hayatın ana ilkeleri ve sınırları orada belirlenmiştir. Sonrasında ise gerek müfessirlerin, âlimlerin ve gerek düşünürlerin yaptığı şey öze bağlı yorum ve açılımlardır. Bir Müslüman’ın aklı İlâhî iradeye bağlı işler, yorumlar. Yanlışa ve yalana sapılmayanlar üzerindeki düşünüşlerin bir sakıncası yok. Allah, insana sınırsız düşünme alanı açmış, bunun içinde hakikate ermesini sağlamış. Buyruk da buna işarettir. Düşünmeye, akletmeye ve anlamaya, yorumlamaya çalışmak.

 

Allah rızası diye tanımlanan da budur. Şeytanın ve insan aklının aklını put hâline getirdiği ve sapkınlıklara yönelttiği ve ittiği inanışlardan ve yaşama tarzından sakınma. Bu da insan için asıl ve gerekli olandır.

 

Hıristiyan kültüründe, kurallar zamanla konuluyor. Çünkü elde mevcut olmayan hakiki İncil ve onun kurallarının, emirlerinin ve hükümlerinin olmayışı başlıca bir sorun. İnciller, evet İnciller… Çünkü tek bir İncil elde mevcut değildir. İnciller birbirinden farklıdır. Hıristiyanlar Müslümanlar ile yüzleştikleri andan itibaren kurallar oluşturmak için şiddetle gereksinim duyuyorlar. Kiliseler ve sürekli artan tarikatler, papazlar kendilerine göre kurallar koyuyorlar. Bu da onların, grupların veya bölgesel rahiplerin çatışmalarına neden oluyor.

 

Bir hareket oluşturan papaz ve papazlara karşı hareketler başlıyor, bunlar da kanlı çatışmalara neden oluyor.

 

Müslümanlardaki farklılıklar özden çok kimi ayrıntılarla ilgilidir. Bunlar ciddî anlamda çatışmalara neden olabilecek hâller değildir. Bir da Allah rızasına uygunluk içindeki bir yarışma hâli oluşuyor. Ki bu da bu düşüncenin zenginliği anlamına geliyor.

 

Üslup ve tarzlar güzel olan içindeki bir rekabet oluşuyor âdeta. Daha iyi ve daha güzelini yapma çabası ve düşüncesi.

 

Namaz kılanların tarzları, şekil olarak asla farklı değil. Ama titizlik, daha ağırbaşlılık ve kendini tam anlamıyla teslim ediş hâli kişiden kişiye farklılık oluşturuyor.

 

Oruç ibadeti sadece iç dünyada yaşanıyor. Sakınım ve konumların sınırları zaten bellidir. Kişi oruç tutuyorsa hâl ve davranışlarıyla kendini belli ediyor. İftar saatine kadar sabır gösterdiğinden renginin kaçması, dudaklarının kuruması, yorgunluk ve halsizlik belirtileriyle.

 

Allah rıza insanın kendisinden razılığıdır. Kişi kendisinden razıysa ve gönül rahatlığı içindeyse Allah’ın rızasını da kazanmış demektir. Elbette bu, sahih inanmış Müslümanlar için geçerlidir. Vicdan azabı çekmeme duygusunun oluşumudur. Kur’an’ın ve Sünnet’in belirlediği hayat tarz ve anlayışı zaten bunun göstergesidir. Rıza ve razı oluş.

Google+ WhatsApp