‘Alıklar konfederasyonu’…

‘Alıklar konfederasyonu’…


İngiltere-Avrupa Birliği arasında ‘anlaşmalı’ boşanma, önce Londra-Ankara, ardından da AB-İngiltere ticari anlaşmalarını getirdi. Hepsi kritik anlaşmalardır. Ancak, AB-Çin arasındaki, 27 Avrupa ülkesinin onayladığı ‘Kapsamlı Yatırım Anlaşması’ bunların hepsinin üstünde, hatta diğerlerini de ‘kapsayacak’ çaptadır. Hazırlıkları haylidir sürdürülen (7 yıl) bu anlaşma, Çin’in oldukça toleranslı davrandığı son sürecin ardından bağlandı. Çok açık, küresel politik ve ekonomi için stratejik gelişmedir…

Nihayetinde dünyanın en büyük üç ekonomik gücünden ikisi arasında imzalanan bir anlaşmanın ne anlattığını, Biden tam da işe başlarken kavramamız gerekiyor. Bu evsafta bir mutabakatın, ABD-Avrupa ‘transatlantik ittifakının’ onarılıp, tazeleneceği, NATO’nun belki yeni bir form(ay)la oyuna alınacağı süreçte ne mesaj taşıdığını sorgulayan çok küresel merak var…

Bir kısmı AB’nin bu adımı atarak ABD’yi ittiğini söylüyor. İngiltere’nin Çin’le anlaşması, Berlin’in tarafını ABD’nin yanında gösterse de, Çin’le ilişkilerini sürdürmek arzusunu yetkili ağızlarından açıkça belirtmesi, sanki ortada Amerika’yı ‘idare eden’ ama aynı zamanda Çin’le ‘iş tutan’ bir yapı varmış intibaı yaratıyor.

Bu gerçekçi değil.

ABD-ÇİN YAKINLAŞMASININ DİBAÇESİ…

Önümüzdeki dört yılın ABD açısından ilk icraatlarının Rusya’yı cepheye alacağı görüntüsü, bu anlaşma ile pekişiyor mu, eriyor mu fikir verebilir…

AB-Çin uyumunun ABD’yi de içine çekeceği, Washington-Pekin arasında bir tür arabulucu etki yapacağı ihtimali de bulunuyor. ‘Transatlantik ittifakın ilk eylemi’ diyecek kadar ileri gidenler dahi mevcut. Çin-AB-ABD arasında böylesi bir yakınlaşma olasılığı, dünyanın geri kalanı açısından sıkışmışlık hissi yaratabilir. Bir fikirdir ve ilkinden fazla ihtimal verilse de son tahlilde yine hem gerçekçekçilik hem pratik sorunlar taşıyor.

Çin-Avrupa ilişkileri bundan sonra daha da gelişerek devam edecek. Almanya’nın hatta Fransa’nın artık AB dışındaysa da İngiltere’nin bu politikayı benimsediği hissediliyor. Merkel bu konuda sabit ve koltuğunu devrettikten sonra da Alman devlet politikalarının değişmeyeceği izlenimi kuvvetli. Fransa’nın AB Dönem Başkanlığı sürecinde de bunu izleyeceğimizi yazabilirim. Çin’in Avrupa’nın tamamında ama bu iki ülke özelinde yatırımları oldukça teşvik edici.

Ancak 10 yıllık süreçte ABD-Çin ilişkilerinin nereye varacağı konusunda emin olmamak lazım…

Avrupa’da kimse ABD’ye karşı tutum geliştirecek değil. Çapları bunun için zaten müsait değil ama niyetleri de yok. Fakat ABD için küresel güçte dalgalanmalar yaşandığı bir gerçek. 2030 yılına kadar Çin’in ABD’ye kıyasla tüm dengelerde önde gören ölçümleri herkes her gün okuyor. Almanya ve Fransa da bunu görüyor ve diğer ülkelerin de bu denli belirgin izleri atlaması mümkün değil; Çin dünyanın bir numaralı gücü olacak!..

Bu yüzden Avrupa stratejik duruşunun, “daha bağımsız” olma arayışında olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlaşma için altı çizilebilecek en güçlü vurgu, ABD’nin Avrupa ile birlikte Çin’i kontrol altına almak için politika uygulayacağı varsayımı. Fakat bu faraziye, şimdiye kadar Çin’i çizgide tutmak adına en güçlü silah sayılan “yaptırımların” bir ayağını felç ediyor.

ABD’nin Pasifik’te Avrupa’yı da yanına alarak Çin’i baskılama yoluna gireceği planı var ise –ki Trump bunu denedi– bu plan da artık akamete uğramış, en azından ağır yaralı durumdadır.

‘RUSYA’YLA İLGİLENELİM AMA BİZİ ÇİN’E BULAŞTIRMA’…

Avrupa’nın küresel düzene ilişkin güç ölçümlerinin hayatın akışına uygun yapılmaya başladığı belli. ABD bir süper güç. Çin de öyle. Ama Avrupa değil. Yani küresel güç değil. İmkân ve kabiliyetlerinin bu tür hırsları besleyecek lojistiği yok.

Bu kabul, AB’nin Avrupa dışında özellikle askeri varlık/güç gösterilerini taşımak istemediğini gösteriyor. Bu yüzden ABD hayal kırıklığına uğramak istemiyorsa, Avrupa’ya bu tür taleplerle gelmemeyi öğrenmeli. İşin ilginç tarafı bu projeksiyonun NATO eylemlerini de etkileyecek olmasıdır. Rusya’ya sınır bölgeler, Baltık, Doğu Avrupa, Ukrayna, benzeri alanlarda Avrupa-NATO işbirliği tamamdır ama dahası Avrupa’da yüzlerin ekşimesine neden olur. Yani “transatlantik ilişkilerin kuvvetlendirilmesi” bu kadardır! Gerisinde Amerika tek başına.

Hele NATO’nun Çin’e yönelik coğrafyalarda –güvenlik örgütünün tehdit değerlendirmelerinde Çin hangi sıraya koyulursa koyulsun– kullanılmak istenmesi NATO yapısında yırtılmalar yaratabilir. Uzatmaya gerek yok; ABD, Çin’le önünde sonunda yüzleşmek zorunda. Bundan iki ülke de kaçamaz. Amerika önce Rusya’yı “halletmek” isteyebilir ve önümüzdeki günlerde bu yönde adımlarını izleyebiliriz. Ama bir gözü ve aklı hep Pekin’de olacak. İş o noktaya sıkıştığında Avrupa’nın cepte olmadığını şimdiden anlaması gerekiyor Biden yönetiminin.

Hasılı, Amerikan hegemonyasının dünya çapında eridiği bir gerçek. Ama “bittiğini” önce Asya-Pasifik’te görebiliriz. Çin’in kendi bölgesinde yaptığı ve çok sayıda ülkenin katıldığı, içlerinde ABD ile yakın ülkelerin de bulunduğu yakın tarihteki anlaşmalar da (15 ülkeli, ‘Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık-RCEP gibi) tam bu fotoğrafı veriyor.

Pandemili dünyada Çin, küresel ekonomik gelişmenin yaklaşık üçte birini oluşturacak. Bu dünyayı da destekliyor. Nükleer, askeri, uzay, teknoloji boyutlarında hızını artırıyor. ABD, Rusya, Hindistan, Avrupa’yı tehlikeli tercihler üretmeye zorluyor. Bu beşgenin göbeğindeki Türkiye içinse ilk karelerine baktığımız 2021 zoraki seçimler dayatamayacak!

Çünkü bu küresel ittifak zorlamaları ile global cephe inşaları sıfır toplamlı çöp dağları yaratmaktan başka sonuç üretmeyecek.

‘Great Reset’ gibi havalı isimlerin takıldığı yeni çağ kapitalizmi yaratma hevesleri köhne akıllarla zaten yürütülemez. Olsa olsa, ‘alıklar konfederasyonu’ çıkar ortaya ve bu Türkiye için iyidir…

Google+ WhatsApp