Albright’ı hatırlıyor musunuz?

Albright’ı hatırlıyor musunuz?


Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O yücedir, bağışlayandır.” (Mülk, 67/2)

 

İnsanlara dünya hayatı çok tatlı gelir. Bu hayatta elde edilen makamlar, mevkiler, imkanlar, nimetler ve bolluklar kalıcı zannedilir. Oysa dünya hayatı gerçekte çok kısadır. Kaldı ki uzun olsa bile geçicidir. Bu hayat bir imtihan için verilmiştir. Bir gün mutlaka bitecek. Asıl önemli olan ise imtihan sonrasıdır. Sadece belağat yönünden değil her yönden mucize olan, bu çerçevede çok mükemmel hikmetler içeren Kur’an-ı Kerim bu hususa şöyle dikkat çeker: “Ne dersin, onları yıllarca (dünyalıklardan) yararlandırsak, sonra kendilerine vadedilen başlarına gelse, yararlandırıldıkları onlara ne sağlayabilir?” (Şuara, 26/205-207)

 

Ne zaman ve nerede biteceği bilinmeyen dünya hayatını insan, azami süresine göre hesaplar ve 70-80 yıllık süre gözüne çok uzun görünür. Ahireti ise ya hiç gelmeyecek gibi ya da zayıf bir ihtimal olarak düşünür. Yüce Allah ise bazı ayetlerde şöyle buyurur:

 

“Onlar onu uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görüyoruz.” (Mearic, 70/6-7) 

 

“Eğer doğru söyleyenlerseniz bu vaad ne zamandır?” diyorlar. De ki: “Belki de, çarçabuk gelmesini istediğiniz (azab)ın bir kısmı size ulaşmak üzeredir.” (Neml, 27/71-72)

 

“Bizi kim yeniden (hayata) döndürebilir?” diyecekler. De ki: “Sizi ilk defa yaratan!” Bu kez sana alayla başlarını sallayıp: “O ne zaman?” diyecekler. De ki: “Yakında olması umulur.” Sizi çağıracağı gün O’na hamdederek çağrısına uyacak ve (dünyada veya kabirlerinizde) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.” (İsra, 17/51-52)

 

İnsan ölünce onun için zaman olayı da ortadan kalkar ve yeniden dirildiğinde, kendini adeta akşam yatmış sabah kalkmış, kabrinde de çok kısa süre kalmış gibi hisseder. Bu husus Yasin suresinde biraz daha kapsamlı anlatılır.

 

Kendinden bayağı söz ettirmiş, diplomatik alanda epey etkili olmuş ve ABD’nin ilk kadın Dış İşleri Bakanı olarak bilinen Madeleine Albright’ın da dünya defteri, 23 Mart’ta kapandı. Böylece ona da bu dünya sınavında tam 84 yıl süre tanındı. 

 

Gençlerimiz belki onun ülke ülke dolaşıp, ABD ve İsrail politikalarını telkin etmek, yöneticileri hizaya sokmak için mekik dokuduğu yılları pek hatırlamayabilir. Ama en azından 35 yaşın üstündekilerin onu hatırlayabileceklerini sanıyorum. 

 

Albright, Camp David Anlaşması’nın mimarı olarak bilinen eski ABD Dış İşleri Bakanı Henry Kissenger gibi yahudi kökenliydi. O yüzden ABD’ye görevi gereği İsrail’e ise gönüllü hizmet ediyordu. Dolayısıyla İsrail işgal rejiminin Filistin toprakları üzerinde kurduğu gayri meşru saltanatın kazıklarını sağlama almak için de epey enerji harcadı. 

 

Düzenlediği turların bazıları tamamen İsrail’in politikalarıyla ve çıkarlarıyla ilgiliydi. Bu türden ziyaretlerini de “barışı kurtarma” girişimi diye adlandırıyordu. Malum olduğu üzere siyonistlerin gayri meşru işgallerinin meşrulaştırılması için gerçekleştirilen tüm girişimler ABD ve Batı tarafından sürekli “barış girişimi” olarak pazarlanmaya çalışılmıştır. Eğer insanların vatanlarının işgal edilmesine meşruiyet kazandırılmasıyla “barış” sağlanabiliyorsa, Rusya’nın Ukrayna işgalinden kaynaklanan sorun da, Rus işgalinin onaylanması ve Ukrayna’nın teslim edilmesiyle çok kolay çözülebilir. Demek ki işgalciye karşı duran ve vatanını işgalden kurtarmak için savaşan haklıymış. Öyleyse Filistinliler haklarını aradıkları ve siyonist işgali reddettikleri için neden “terörist” oluyorlar?

 

Albright’ın ataklarının hedefi sadece, siyonist işgalciyi doğrudan ilgilendiren “Ortadoğu” olmadı. Bunun yanı sıra Afrika’dan Orta Asya’ya geniş bir alan üzerinde ABD’nin etki gücünü artırmak için önemli ataklar gerçekleştirdi. Onun görev yaptığı dönem aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin çökmesi sebebiyle tek kutuplu dünya teorisinin öne çıkarıldığı dönem olduğundan ABD’nin tüm dünya üzerinde hakimiyet kurması hayalini gerçeğe dönüştürme amaçlı epey sefer düzenlemişti.

Google+ WhatsApp