‘Aklımızda’…

‘Aklımızda’…


İsrail Cumhurbaşkanı’nın Ankara’dan aranması, Türkiye’deki belli bir kesim kadar Tel Aviv’de de heyecan yarattı. Durmadan, “İsrail’le barışın, ABD ile barışın” diyenlere bakarsanız, bu telefon görüşmesi kendi fikirlerinin ibrası oldu…

Benzer durum, Mısır ile görüşmelerin önce istihbarat birimleri, ardından da Dışişleri Bakanlığı’na evrilen temaslarında da yaşanmıştı. O zaman da, “işte dediğimize geldiniz” türünden haris tatmin arayışlarına şahit olmuştuk…

Şimdi de aynısını yaşıyoruz; koca koca unvanlı adamlar, Tv oturumlarında ya da gazetelerde “yaa gördünüz mü” minvalli metinler döşüyorlar.

Oysa ‘görünen’ bir şey yok…

İsrail ve ABD’yi yeniden Türkiye’ye pazarlamak adına, dış politikanın, “onlar Ortadoğu’yu, Akdeniz’i, enerjiyi, parayı size altın tepside sunarlar” darlığında kurulduğunu sanmaktır bu. ‘Ne karşılığında’ sorusunu ağızlarına almazlar.

Tersine, bugün İsrail ve Mısır, taviz verseniz de bunları yapmaz, yapamazlar! Türkiye’nin adımlarını top çevirerek ağırlaştırıyorlar ve ‘siyasi mesafeyi’ koruyorlar. Neden? Şartlar öyle çünkü

***

Mısır, neredeyse Ortadoğu-Arap dünyasının liderliğine hazırlanıyor. ‘Hazırlanıyor’ derken ‘hazırlıyorlar’. Tam şimdi, ‘barışalım’ derseniz, size ‘eteğini’ gösterir!..

Kahire-İsrail ilişkileri, ABD etkisi, kimi Körfez ülkeleri ile yakınlaşmaları, 30 yıl sonra Bağdat’a yaptıkları üst düzey ziyaret, Irak merkezli ‘Ortadoğu NATO’su lafları, İran’ı Suriye ve Irak’tan süpürmeyle açılacak alanlar, Libya’daki tutumu, vb.. Hepsinin Mısır için bir anlamı var. Üç gün önce BAE İsrail Büyükelçiliği’nin -o Cumhurbaşkanı’nın da katılımıyla- açılmış olması da öyle. Her iki ülkenin Yunanistan ve Rum Kesimi ile ilişkileri de aynı bağlama dahildir ve nereden beslendiği konusunda Ankara’nın fikri vardır!..

Herhalde kimse İsrail’in aptal bir ülke olduğunu söyleyemez; Tel Aviv, iki ülke ilişkilerin o eski meşum günlere dönemeyeceğini bilmiyor olabilir mi? Öyle ise, yetkili ağızları tarafından, “İran’dan bile tehlikeli”, “asıl tehlike” olarak tarif ettikleri Türkiye ile ilişkilerini, üstelik Ankara’ya avantaj da sağlayacak seviyeye nasıl, neden taşıyacaklar?..

Kaldı ki, yeni İsrail hükümeti yamalı bohça. İlk gününden topallamaya başladı. ‘One Minute’den beri bu kadar dayağı niye yedik’ diyecek kamuoyunu nasıl ikna edecek? Yani.. Bu konjonktür ancak ‘en asgari müştereğe’ izin verir.

O da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı ile görüşmesinde söylediği, “Tüm görüş ayrılıklarına rağmen İsrail ile temas ve diyaloğun sürmesine büyük önem veriyoruz” ifadesi, önce ‘anlaşmazlıkları sabitliyor’! Filistin meselesini müspet ilişkiler için şart haline getiriyor. İş birliği alanlarını/potansiyellerini de küslük sürecinde zaten devam eden ticari ilişkiler türünden başlıklara bağlıyor…

***

Onlar açısından durum bu. Türkiye açısından mesele daha basit; İsrail’in bölge ve Türkiye için ne anlama geldiğini, 90’lardan günümüze bu ülkenin altını nasıl kemirdiğini bilmiyor olabilir mi?..

Washington-Ankara ilişkileri üzerinden açalım; şu an ilişkilerimiz nasıl? İyi mi kötü mü? Cenevre’deki görüşmeler, Afganistan’daki ortak adım görüntüleri, açıklamalardaki keskin tonların törpülenmesi, S-400’ler veya benzer anlaşmazlık başlıklarındaki sessizliğe bakarsanız, ‘iyi’ denmese bile ‘eh yani’ diyebilirsiniz.

Ama yaldızı kazırsanız altından çıkacak kangren anlaşmazlıkların yüze(ye) vuracağı bilindiği için herkes tırnaklarını saklıyor. Her iki ülkenin ‘zamana’ ihtiyacı var. Her iki ülkenin önünde aşmak zorunda olduğu siyasi süreçler var. Enerji ve mesailerini bu alana odaklamak zorundalar. Yoksa herkes ilişkilerin halini biliyor…

O hal, Cumhurbaşkanı’nın, ‘Önümüzdeki iki yıl için Türkiye’ye yönelik dış ve iç hazırlıkların yapıldığı anlaşılıyor’ mealindeki sözleridir. Bu sindirilerek anlaşıldığında dış politika alanındaki esneme hareketlerinin mânâsı da kendiliğinden ortaya çıkar…

İşte, Mısır ve İsrail de aynı!

Yani bu ülkelere yakınlaşırsak, aklımızdaki kelime hep “aklımızda” olacak.

İnsan nüfusu, fare nüfuzu…

  • Soğuduktan sonra ele almak istediğim bir konu vardı.
  • Zamanıdır…
  • Bir ses sanatçısının, “Artık çocuk doğurmamamız gerekiyor, farelerden beter olduk” sözleriyle tazelenen çocuk sayısı tartışması, hatırlanacağı üzere ilk kez devletin “üç çocuk” tavsiyesiyle gündeme gelmişti…
  • Siyasi açıdan bu söylemi ve sahiplerini hırpalamak istesem, yerlerinden kalkamazlar; ‘bu devlet/millet size nasıl baktıysa yeni evlatlarına da öyle bakar’ ya da ‘fare gibi’den kastınız, aslında bu toplumun belli ve hakim çoğunluğunu aşağılama ifadesidir” diyerek durdukları yeri hedefe koyabilirim.. Doğrusu bunu hak da ediyorlar…
  • Ama mesele dar ve sığ bir kesitin, kendi avamına şirinlik gösterisinden ötedir. Doğurganlık oranı, ulusal güvenlik kalitenizin, gelecek projeksiyonlarınızın, güç dengelerinin üstelik Batı tarafından kataloglanmış parametrelerindendir.
  • Nasıl, enerji kaynaklarınız, ordunuz, ekonominiz, iş gücünüz, coğrafyanız, dış politikanız ‘ulusal varoluş’ kavramının sütunlarıysa, nüfusunuz da ana kaldıraçlardan biridir.
  • Demografi ciddi meseledir. Nüfus azalırsa içeri doğru göçersiniz. Örneği Rusya’dır. Uzun zamandır eriyorlar, telafi edemiyorlar, korkuyorlar.
  • Bizim nüfusumuz da anlamlı bir süredir azalıyor. İleri kestirmeler kaygı veriyor. Dahası yaşlanıyoruz!
  • Genç nüfusun toplam içindeki oranı 2020’de yüzde 15,4’e düştü. 2080’de 11,1’e gerileyecek. Büyük sorundur!
  • 60 yıl sonra ülkenin kaderini belirleyecek önlemleri teşvik edenleri mi, yoksa ‘fare’ dediklerine ürünlerini satanları mı dinleyeceğiz?

Google+ WhatsApp