Akış ve patinaj

Akış ve patinaj


Başka bir çevrede doğmuş, başka insanlarla başka ilişkilerin içinde yaşamış olsak her şeyin bizim için çok daha farklı, çok daha güzel olacağına inanıyor insanların çoğu. Biz aslında çok daha parlak bir denklemin parçası olabilirmişiz de, ne olmuşsa olmuş çok istenmeyenli yanlış bir denklemin içine düşmüşüz. İçinde yaşadığımız çevre, bizi yükseltmiyor da sürekli aşağıya çekiyormuşuz. Çokça kendini bilmezlik ve bizi sinsice zehirleyen bir kibir var bu yakınmaların altında. Böyle bir iç isyanla yaşamanın kaçınılmaz yıkıcı etkileri de oluyor zaman içinde. İçine doğduğu hayata göstermemekle insan, kendi hikayesinin yabancısı kılıyor aslında kendini. Bir ömür bu çatışmayla kahır çekiyor, hayatının aydınlık ve güzel taraflarından da mahrum kalıyor böylece.

 

Lao Tzu’nun ‘Bilinmeyen Öğretiler’inden üstünde düşünmeye değer birkaç incelikli ifade: “Tanrı, size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. Öyle ki bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, size acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olabilmenizi sağlayacaktır.”

 

Kader diye inandığımız şey, aslında dünya imtihanında bize çıkacak soruların mahiyetini de belirliyor. Her insanın bir kaderi var, onu yaşıyor. Bir hikayesi var, onun kahramanı oluyor. Herkesin kaderi farklı, hikayesi farklı, cevapladığı sorular farklı... Son tahlilde, acısı ve tatlısı birbirini dengeleyen ve hayatla imtihanı anlamlı hale getiren hikayeler bunlar... Kendini, kendi hikayesinin yabancısı, çok daha parlak başka hikayelerin kahramanı olarak vehmetmek, bütün ömrünü böyle boş bir hayale sarılarak yaşamak hikayesiz kalmak demek aynı zamanda. Elindekini yaşamadan yitirmek, ve sayılı nefeslerini elinde olmayanı, olmayacak olanı bekleyerek tüketmek demek... Bizim hayatlarımız, bizim için tek ihtimal oysa. Çoktan seçmeli bir gerçeklikten tesadüfi bir çekilişle gelmiyoruz dünyaya. Piyango değil hayat, öyle olmadığı için büyük ikramiyesi de yok. Ama buna karşılık, bir çoğumuz öyle hissetmese de, karavanası da yok. Kıymetinin farkında olan herkese bir şeyler çıkıyor oradan. Rıza sahibi olanlar için, her şeyin içinde bir anlam, bir güzellik, bir fayda var. Her nefes, bağışlanmış ve şükredilmesi gereken nice benzersiz nimetler getiriyor hepimize. İmtihanlar farklı, sorular farklı, seçenekler farklı... Ama hiç bir soru bilmediğimiz yerden gelmiyor. Yoksulluktan, yoksunluktan, hastalıktan, ayrılıktan, zulme ya da adaletsizliğe uğramışlıktan imtihan edilenimiz de var; zenginlikten, güçten, başkalarıyla ilgili kararlarımızdan, hükmetme biçimimizden, yaşmaya muktedirken yapmadıklarımızdan sınananlarımız da. Kağıdımızdaki sorulardan razı değilsek, doğru cevapları verme ihtimalimiz yok. Razıysak, o vakit bütün soruların cevabı hemen hemen aynı.

 

Kendi hayatlarıyla kavgalı insanlar başkalarıyla da kavgalı. Kendi hikayesiyle barışık olanlar, başkalarıyla da barışık... Başkalarını sevebilmek, ancak insanın kendisini sevebilmesiyle mümkün oluyor. Bunun yolu da, yaşadıklarından razı olmaktan geçiyor. Yani, muhal ihtimallerle kendini yormadan o tek gerçek hikayeyi nimet bilerek, hakkını vererek yaşamaktan geçiyor.

 

“Diyor ki içimden bir ses, ‘Beni yüreğinin üstüne bir mühür gibi koy. Çünkü ölümden daha güçlü bir sevgiye ihtiyacım var. Geçmişin selvi ağaçlarından, sönen yıldızın ışığından, köşeyi dönerek kaybolan gençlikten kurtulmaya ihtiyacım var. Bir insan elinin sıcaklığına.” diye yazmış ‘Unutulmuş Kent’te, Onat Kutlar.

Google+ WhatsApp