“AK Parti davası” kaldığı yerden devam

“AK Parti davası” kaldığı yerden devam


AK Parti Genel Başkanlığının “AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazım için aleyhime açtığı davanın tensib duruşmalarının bir yenisi yarın Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde saat 09.30’da yapılacak (2020/514 Esas). Savunmalı bir duruşma olmadığı için ben katılmayacağım; avukat arkadaşlar katılacaklar. Biliyorsunuz, 81 il, KADEM, AK Parti Başkanlığı ve Kadın Kolları Başkanlığının suç duyurusu sonucu açılan ceza davasının ilk duruşması ise, 17 Kasım’da K. Çekmece 2. Asliye Cezada, 10.30’da.

 

Dava konusu yazı Yeni Akit’te 27 Temmuz 2020’de yayınlanmıştı. Aradan neredeyse bir yıl geçmiş. Geçen zamanda, gerçek kasdettiğim konuların haklılığı ortaya çıktı. “AK Parti içindeki FETÖ’nün zihniyet ikizi AKP’liler ve AKP’nin papatyaları”, yaptılar yapacaklarını. Uyarılar dikkate alınmayınca olanlar oldu.

 

Bu süre içinde Türkiye “İstanbul sözleşmesi”nden çekildi. Dahası CHP’nin itirazını Danıştay reddetti. Demek ki, yakınma konusu gerçek ve haklı imiş.

 

Bir de misal olarak 3 holding ismi vermiştim, LGBT+’a İK’larında “Pozitif ayırımcılık” yapacaklarını açıklayan ve mealen o üç holdinge demiştim ki “Bunlar bu fahişe ve türevlerine karşı pozitif ayırımcılık yaparken, bizim yeşil sermaye ne yapıyor?”

 

Bu ve buna benzer ifadeleri, bu son bir yılda ben ve başka yazarlar ya da sosyal mediada defalarca aynen tekrarladık ve sorduk, ne bir tek eleştiri geldi, ne suç duyurusunda bulunan oldu. Aksine destek geldi. Çünkü bu uyarılar doğru idi, önemli idi. Bugün bunun değeri, bu son aylarda yaşananlardan sonra çok daha iyi anlaşıldı. Son LGBT etkinlikleri de bu konunun ehemmiyetini bir kez daha gösterdi. Ben kimin ayağına basıyorum, ses kimden geliyor!

 

Örgütlü toplumlar kimi zamanlar “kolektif aklı” bir kenara bırakıp, emir-komuta altında hareket edebiliyorlar ve bu durumlarda akıl işlevsiz hale gelebiliyor. Hitler ve Gobbels örneği ya da Stalin örneği, FETÖ örneği, 15 Temmuz’da yaşanan, Kalkancı olayı buna güzel bir örnektir. Bu işler bazan kolektif cinnete de dönüşebiliyor.

 

Bir hareket kitleselleşirken bu tehlikeye dikkat etmek gerek. Kimi tepeye çıkmak, kimi köşe kapmak, kimi bu işin rantını yemek ister. Sonra da birbirlerini ihanetle suçlarlar. O zaman dışarıdan düşman ararlar. Çünkü “birbirlerine düşerlerse, dış düşmanlar onları ham edeceklerdir”. 

 

Meydanlardaki kalabalıklar süreç içinde seyrelirse, kadınlar gençler, çocuklarla idare etmeye çalışırsınız. Sizi izlemeye gelenlerin sadece sayısına değil, profiline bakın. Dikkatlerine, coşkularına bakın. Açık havada kitleleri, kapalı salon, ya da stüdyodaki davetliler kadar kolay kontrol edemezsiniz. Hele sizin dostunuz olan Media, STK’lar, kanaat önderleri toplum üzerindeki etkisini kaybetmişse hepsi aynı koroyu tekrarlasa da bir sonuç elde edilemez. 

 

Din, tarih, geleceğe ilişkin vaadler de anlamını ve etkisini kaybedebilir. Her hatırlatma, beraberinde bir başka tartışmayı getirir, bir başka kişiyi ve olayı da beraberinde hatırlatır.. 

 

Geldik 15 Temmuz’a, toplumda bir heyecan görüyor musunuz. Yapılan operasyonlara tepki destekten fazla. Hatta destek yok gibi. Terör operasyonları haberlerinin de toplumda artık fazla bir karşılığı yok. 

 

15 Temmuz’la ilgili cevabını bekleyen soruların birçoğunun cevabı bulunmadı. Aleyhinde iddialar bulunan birçok isim ise hâlâ köşelerinde duruyo. 

 

Şaibeli işler, kişiler ve ilişkiler soruşturulamıyor. 

 

Peker’in anlattıkları artık arkası yarına döndü. Peker adı ezberlendiği için herkes onu konuşuyor ama, birçok kesimden çok farklı iddialar Ankara’ya, savcılıklara iletiliyor. Yargı da tıkanmış durumda.

 

Zaten İstanbul sözleşmesi mağdurları artık başlı başına bir yargı sorunu haline geldi. Mağdurlar örgütleniyor, dernek, vakıf kuruyorlar. Yolsuzluklarla mücadele için, Kamu kaynaklarını koruma ve hak ihlallerine karşı da Vakıflaşma, Dernekleşme çabaları söz konusu.

 

Ben üzerime düşen uyarı görevini yapayım dedim, “topyekûn” 81 il, Genel Merkez ve KADEM, HKP ve TGC’nin ve malum mediadaki kiralık kalemlerin meydan okuması ile karşılaştım. Şimdi sustular ama bu arada olan oldu. Güç zehirlenmesi ile okuduklarını anlamaktan aciz, maksadı çarpıtan, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” kabilinden kendilerini eleştirenlere misal olmak üzere, bir avuç kifayetsiz muhterisin sosyal mediada başlattığı trol operasyonu sonucu işler bu noktaya geldi. Hâlâ anlamadığım bir şey, koskoca bir parti bu oyuna nasıl geldi. Hâlâ da bu işi anlamamış gözüküyorlar. İyi, durmak yok, yola devam.

 

Sahi, bu hareket içinde bir yanlışı daha işin başında önleyecek, süreç içinde kontrol edecek ve düzeltecek bir mekanizma yok mu? Görünen o ki, AK Parti’yi bugünkü kritik eşiğe getiren akıl, bütün otokontrol, uyarı mekanizmalarını iptal etmiş. Yoksa bu işler nasıl bu noktaya gelir. Bazı işler nasıl önlenemez, yanlış yapanlar neden elenemezler?!!

 

AK Partililer beni unutsunlar, kendilerine baksınlar. Bu işin sonunun nereye varacağı belli. 15 Temmuz’da neler oldu biliyorsunuz. Ama bu işler nasıl oldu hâlâ bilmiyoruz. Bu gidişle hiç de bilemeyeceğiz. Bu sene göreceksiniz çok fazla katılım olmayacak. Halk zaten CoVID yorgunu. Zaten bu davaya konu sorunla CoVID sorunu aynı merkezi sorundan kaynaklanıyor. Uyarı ve otokontrol sistemi çalıştırılamıyor. Benim susturulmak istenmem gibi, diğer kişi ve kuruluşlar da susturuluyor. 18 Temmuz 1932’de bugünlerde Ezan yasağı başlamıştı. 2011’de aynı gün Lanzarotte Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe girdi. Biri CHP’nin, ötekisi AK Parti içindeki AKP’lilerin işi. Birlikte hatırlayacağız. 

 

Bu dava aslında bir yanı da “Basın özgürlüğü”, bir dönemin siyaset mantığı ve bu anlamda siyaset-Media ilişkisi açısından da önemli bir dava.

 

Duruşma sonucu yeni duruşma tarihi ve diğer ara kararları, inşallah yarın kısaca yazımın sonuna eklerim. 

 

Görünen o ki, bu duruşmalar 2022’ye, hatta istinaf, temyiz, AYM, AİHM de gidilecekse 2023’e de yetişmez. 

 

“Erkaya davası” 19 yıl sürmüştü. Sonuçta ben haklı çıktım! Yargılama bir cezalandırma şekline dönüşüyor bazan. Onun için “geciken adalet, adalet değildir” denmiştir. 

 

“Bir başkadır benim memleketim”.  Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp