Ahiretten gafil olanlar

Ahiretten gafil olanlar


“Onlar bu dünya hayatının yalnız görünen yüzünü tanırlar, ahiretten ise tamamen habersizdirler.” (Rûm, 7. Ayet)

 

Vahyî gerçeklikten habersiz olan insanlar bu dünyanın ve bu dünya hayatının sadece dış görünüşünü tanıyabilirler; bu dünya hayatının iç gerçekliğini de öteki dünyanın nihaî gerçekliğini de bir türlü kavrayamazlar, bilemezler. Seyyid Kutub’un ifadesiyle; onlar dıştan çok şey bilir görünseler de bu dünya hayatını aşıp arkasındakini göremezler. Zira, bilgileri yüzeysel ve hayatın dış görünüşü ile ilgili olup, bu hayatın değişmez özgün yasalarını kavrayamamaktadır. 

 

Dünya hayatının dış görünüşü, insanlara ne ölçüde geniş kapsamlı görünse de sınırlı ve küçüktür. İnsanların sınırlı hayatlarındaki çabaları da sınırlıdır. Hayat tümüyle bu görkemli varlıktan küçük bir bölüm olup, ona da bu varlığın yapısı ve bileşimindeki yasalar ve sistemler egemendir.

 

Kalbi bu varlığın içyüzü ile ilgi kuramayan, sezisi ona egemen olan yasa ve sistemlere ulaşamayan, bakmayı sürdürür ama hakikati göremez. Dış biçimi ve sürekli hareketini görür, fakat hikmetini anlayamaz. İnsanların çoğunluğu böyledir, çünkü hayatın pratiğini varlığın sırları ile bağlantılı kılan sadece gerçek imandır. Bilgiye varlığın sırlarını kavrama ruhunu veren de O’dur. Bu özellikleri içeren iman sahipleri insanlar arasında azınlıktadır; çoğunluk ise gerçek bilgiden yoksun yaşar.

 

“...Onlar âhiretten ise habersizdirler.” 

 

Ahiret, yaratma zincirinde bir halka, varlığın çok olan sayfalarından bir sayfadır. Yaratmanın hikmetini ve varlığın yasasını kavrayamayanlar; ahireti ihmal ediyor, onu gereğince değerlendiremiyorlar. Ve ahiretin; varlığın seyir çizgisinde yolundan geri kalmaz, hedefinden sapmaz bir aşama olduğunu göremiyorlar.

 

 

Ahiretin göz ardı edilmesi, onu göz ardı edenlerin ölçülerini yanıltıcı kılmakta, sahip oldukları değerlerin dengesini bozmaktadır. Dolayısıyla hayatı, olayları ve değerleri doğru algılayamamakta, onlara ilişkin bilgileri eksik ve yüzeysel kalmaktadır. Çünkü insanın iç dünyasında ahiretin hesaba alınması, yeryüzünde oluşan her şeye bakışını değiştirmektedir.

 

Ahiret hesaba alındığında, kişinin yeryüzündeki hayatı, evrendeki uzun yolculuğunun kısa bir aşaması ve yeryüzündeki nasibi de varlıktaki kocaman payının az bir bölümüdür. Yeryüzünde olup biten olaylar ve pozisyonlar da romanın küçük bir bölümünden başka bir şey değildir. İnsanın yargısını, uzun yolculuktan kısa bir aşamaya, kocaman paydan az bir kısma, romandan küçük bir bölüme dayandırması yakışık almaz!

 

 Ahirete inanıp onu hesaba alan insan ise; yalnız bu dünya için yaşayan, onun ötesini beklemeyen diğeri gibi olmaz, olamaz. Bu iki insan tipi, hayatın hiçbir durumunda, hiçbir değerde ve değerlendirmede uyuşmazlar. Biri sadece dünya hayatının dış yüzünü görür, diğeri ise ilişkiler, sistemler ve kapsamlı yasalar aracılığı ile dışı ve içi, görünmeyeni ve görüneni, dünyayı ve ahireti, ölümü ve hayatı, geçmişi, bugünü ve geleceği, insanlar, âlem, canlı-cansız her şeyi kapsayan büyük âlemi kavrar… (Fî-Zılâli’l-Kur’ân).

 

Bu dünya hayatının sadece görünen yüzünü tanıyıp ebedî ve nihaî olan âhiret hayatından gafil ve habersiz kalanlar ve dahası âhireti tamamen inkar edenler, aslında kıyameti ve ahireti mümkün görmedikleri için inkâr etmiyorlar. Mevdudî’ye göre asıl sebep, onların ahirete inanmakla doğacak birtakım sorumluluklardan kaçmalarıdır. Bunların isteği, tıpkı ipini koparmış bir dana gibi sorumsuzca yeryüzünde dolaşmaktır. İşlemekte oldukları zulüm, sömürü, fısk u fücûr ve ahlaksızlara son vermek istemiyorlar. Bu yüzden ahiret olgusunu kabule yanaşmıyorlar, öyleyse ahirete inanmalarına engel olan akılları değil nefsani şehvetleridir.

 

Bunların âhireti inkâr etmelerinin ikinci nedeni ise dar ve kısır görüşlü olmalarıdır:

 

“Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.” (Kıyamet, 20-21)

 

Onlar için, bu dünyadaki işler ve bu işlerin sonuçları önemlidir. Ahirette kendilerini nelerin beklediği ise önemsizdir. Onlar hep bu dünyanın lezzet ve faydaları için çalışırlar. Onlara göre ne pahasına olursa olsun, bu dünyada başarı kazanmak gerekir. Bunun ahiretteki neticesi ne kadar kötü olursa olsun onlar için önemli değildir… Bunlar peşin alışveriş isterler. Ahiret gibi uzak bir olay için, bugünkü kârlarından vazgeçmek işlerine gelmez… (Tefhimü’l-Kur’ân).

Google+ WhatsApp