Ağacın Kaderi

Ağacın Kaderi


Verimli toprakları ve devasa meyve bahçeleri ile bilinen Antalya-Gazipaşa’da dünyaya geldim ve meyve ağaçları ile yakınlığım çocukluğumun ilk yıllarında başladı. Soğuk kış gecelerinde donma tehlikesi ile yüz yüze gelen muz dallarının, göz alıcı bir resmi andıran portakalların, Mart incirlerinin, avokado ve mersin ağaçlarının altında kurduğum oyunların ve zeytinliklerin gölgesinde geçirdiğim vakitlerin hayal dünyama ve düşünce ufkuma büyük katkılarının olduğuna inanırım. Ağaçların mizacını az çok tanırım ancak zeytin ağacının hayatımdaki yeri çok daha farklıdır.

 

Teknoloji ile bu kadar iç içe olmadığımız dönemlerde rahmetli anneannem hasat vakti zeytinleri toplar, özel bir taşla ezer, bakır kaplarda bekletir, kaynatır ve yüzeye çıkan yağı itina ile alıp istiflerdi. Zeytinler mevsiminde toplanır, bir kısmı kahvaltılık olarak ayrılır, kalanı yağa dönüşür ve sofralardaki yerini alırdı. O zamanlar büyüklerimiz zeytinin şifa kaynağı olduğunun farkında değillerdi onlar bunu atadan gördükleri şekilde işler ve ihtiyaçlarını karşılarlardı.

 

Günümüzde beslenme uzmanları zeytinin bir sağlık iksiri olduğunu her fırsatta dile getiriyor ve bu ürünü sofranızdan eksik etmeyin diyorlar. Fakat ne yazık ki siyasi hesaplara kurban edilen ata tohumlarımızı hatıralarımıza gömerken dedelerimizden miras kalan zeytin ağaçlarımızın da aynı kadere doğru itildiğini görmekteyiz. Biliyorsunuz şu günlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan maden yönetmeliğinde değişiklik yapılması ve enerji ihtiyacının karşılanması için yapılacak madencilik faaliyetlerinin zeytinlik alanlara denk gelmesi durumunda, zeytinlik sahasının taşınması yönünde alınan kararlar tartışılıyor ve insanlar tepkilerini gerekçeleri ile ortaya koyuyorlar. Fakat ne gariptir ki “bizim takım hata yapmaz” anlayışıyla hareket eden taraftarlar “verimli topraklara sahibiz istediğimiz alanı seçer ve yeniden ağaçlandırabiliriz” deyip ata mirası ağaçların tahrifatını göz ardı ediyorlar. Yandaşlara bir ağacın tıpkı bir insan gibi filizden fideye, fideden olgunlaşmaya dönüşen serüvenini ve hayatımızdaki önemini anlatabilmek, hafızasını kaybetmiş bir kişiye evinin adresini gösterebilmek kadar zordur. Zira onlar tuttukları tarafın kararını körü körüne savunmaya devam ederler ve eleştiriye hiç tahammülleri yoktur. Fakat taraftarlar seslerini ne kadar yükseltirlerse yükseltsinler biz bu ülkenin çocuklarıyız ve hak sahibi olduğumuz kaynakların kıyımına göz yumamayız, yummayacağız.

 

Savaşların, salgın hastalıkların ve kıtlık tehlikesinin gündemde olduğu bir süreçte zeytin ağaçlarının nakledilmesi kararı kuşkularımızı daha da artırıyor ve alınan kararların ardında kimlerin olduğunu tahmin edebiliyoruz.

 

Karar vericiler tahrip ettikleri her değer için bir gerekçe ortaya koyuyor ve halkın gözünü boyamaya çalışıyorlar. Kardeşim tamam da siz ihtiyacınız olan bir şeyi elde etmek için hayatınız için önemli olan bir başka şeyi katlediyorsunuz… Asırlık birikimlerinizi yok ederek telafisi olmayacak hatalara yöneliyorsunuz… Enerji ihtiyacımızı karşılayacak alternatif çözümler varken neden hedefinize zeytin ağaçlarını koyuyorsunuz? Allah aşkına siz kime hizmet ediyorsunuz? Verimli topraklara sahip olan bir ülkeye sahibiz fakat ne ilginçtir ki üretilen ürünlerin ihtiyacı karşılamadığını iddia edip hibrit tohumları öne sürdünüz ve atalarımızdan miras kalan yerli tohumları tarihe gömerek bizi GDO’lu ürünlere mecbur bıraktınız. Fakat hiçbir şey bahsettiğiniz gibi olmadı, toprağın verimliliği düştü, ölümcül hastalıklar çığ gibi patladı ve bütün servetini kaybeden bir yoksula dönüştük.

 

Zeytinyağı üretiminde dünyada ilk sıralarda yer alan ülkemiz bu servetini kaybetme riski ile karşı karşıya kalıyor fakat ne yazık ki bu durum ağaçlar üzerine hesap yapanların umurunda değil. Oysa ülkemizde onlarca çifti geçimini zeytinlikten sağlıyor ve zeytinyağı sadece ihtiyacı karşılamıyor hem sağlığımız için bir iksir oluyor hem de ekolojik dengeyi koruyarak önemli bir rol üstleniyor. Zeytinlikler doğadaki karbondioksit seviyesini azaltarak havayı temizliyor ve doğada yaşayan canlıların besin kaynağı haline geliyor.

 

BİR SÖZ

“Toprak bizim anamızdır, toprağa ne olursa, toprağın çocuklarına da aynısı olur.” (Seattle’nin mektubundan…)

Google+ WhatsApp