Ağacın Hikâyesi

Ağacın Hikâyesi


Şehrin tozlu caddelerinde hayat bulan ağaçlarla karşılaştığımda, mutlaka gölgesine çekilir, yapraklarına dokunur ve ağaçla tanışırım. Ağacın bir ruhunun olduğunu düşünür, dilini anlamaya ve mesajını okumaya çalışırım. Hepimizin ağaçla bir tanışıklığının olduğunu düşünür ve ağaçları kesenlere, ağaçlara zarar verenlere karşı tepkimi ortaya koyarım.

 

Hak kavramı bütün canlıları kuşatan üst bir değerdir. İnsanın hakkını korumak için nasıl çaba gösteriyorsak bir kuşun da bir ağacın da yaşam hakkına saygı göstermek zorundayız. Ağaçları kesmekten, karıncayı ezmekten, kedileri aç bırakıp cezalandırmaktan keyif alan anti sosyal bir kişinin insana merhametle yaklaşacağına hiç ihtimal vermem. İnsanların maruz kaldığı haksızlıklara karşı nasıl tepki gösteriyorsam canlılara yapılan haksızlıklara karşı da aynı tavrımı sürdürürüm. Aile dostumuz Aliye teyzeden katledilen bir ağacın hikâyesini dinlediğimde de yüreğimde bir sızı hissetmiş ve rızıkları ellerinden alınan o kuşlar adına tepki göstermiştim.

 

Aliye teyze dört katlı müstakil bir apartmanın girişinde yaşayan yalnız bir kadındı. Pencerenin hemen önünde bir erik ağacı vardı ve namaza kalktığında pencereyi açar, ağacın dallarına dokunur ve günlük dualarını yapardı. 50 yılı aşkındır İstanbul’da yaşıyordu ve yaşlılığında dış dünya ile irtibatı bir pencere ve bir erik ağacından ibaretti. İki çocuğu da yurtdışında yaşıyordu, yaşlı kadın neredeyse bütün gününü evinde yalnız geçiriyordu. Güneşin doğuşu ile birlikte penceresine konan serçeleri seyreder ve her gün onlar için hazırladığı ekmek kırıntılarını serper ve “hele baharı bir bekleyin erikler çıkacak buradan beslenirsiniz” derdi. Kuşlar ekmek kırıntılarını keyifle yerler sonra erik ağacının dallarına konar günlük konserlerini verirlerdi. Aliye teyze onu çocukluğuna götüren bu ağaç ve güne doğal bir konserle başlayan kuşlar için Allah’a şükrederdi.

 

Bahar geldiğinde erik ağacı meyveye durur ve şefkatli bir ana gibi dallarını açar, kuşları doyururdu. Meyve yüklü dallar kuşların umudu olur ve bir mevsim yeterdi onlara. Aliye teyze kuşları seyreder, onlarla sohbet eder ve akşam vakti uğurlardı onları.

 

Bir Nisan sabahı Aliye teyze yoğun bir gürültü ile uyandı ve evinin penceresini açıp baktığında apartmanda yaşayan bir komşusunun elindeki balta ile meyve yüklü ağacı yere serdiğini gördü. Bir anda nutku tutuldu, ne diyeceğini bilemedi, kuşları düşündü, derin bir acı hissetti ve sordu: “Neden kestiniz kuşların rızkıydı bu ağaç, neden yaptınız?”

 

Adam cevap verdi: “Canım istedi.”

 

“Nasıl yani?”

 

“Canım istedi sana ne!”

 

Aliye teyze başını çevirdiğinde, anasını kaybetmiş çocuklar gibi ağaca yapışan o kuşları gördü ve derin bir acı hissetti. Kuşlar bir saat kadar kaldılar sonra kanat çırpıp gökyüzüne doğru havalandılar.

 

Aliye teyze bir adamın sebepsiz yere bir ağacı kesmesine bir mana veremedi. Rızıkları koparılan kuşların o adamdan hesap soracaklarına inandı ve pencereyi kapatıp odasına geçti. Yerde boylu boyunca yatan ağaç ise akşama doğru solmaya ve toprağa karışmaya başladı…

Google+ WhatsApp