Ağacın dalları yaşken eğilir

Ağacın dalları yaşken eğilir


İki çocuk parkta küçük bir kum dağı oluşturmuş oynuyordu. Sonra ne olduysa aralarında bir anlaşmazlık çıktı ve biri diğerini hızla itip vurmaya başladı. Arkadaşına şiddet uygulayan çocuğun annesi ise onu uyarmak ve arkadaşının canını yakmakla büyük bir haksızlık yaptığını ifade etmek yerine, durumdan memnun olmuşçasına umursamaz bir tavır takındı ve seyretmekle yetindi, anne hiç tepki vermedi. Arkadaşı tarafından şiddet gören çocuk az ötede olaydan habersiz olan ağabeyini çağırdı ve ondan yardım istedi, ağabeyi hiç sesini çıkarmadı, kardeşini aldı ve sessizce evin yolunu tuttu.

 

Çocuktur bugün kavga eder yarın barışır demeyin, şiddetin temelleri bu yaşlarda atılıyor ve anne-babanın önemsemediği vurma davranışları çocuk büyüdüğünde şiddete, nefrete hatta cinayete dönüşebiliyor. O nedenle anne-baba çocukların arkadaşları ile ilişkilerinde sergiledikleri şiddeti ve incitici tavırları küçümsememeli, bunun bir hak olduğunu ona izah etmeli ve ona vicdani duyarlılığını geliştirebilmesi için katkı sağlamalıdırlar.

 

İki kardeş annenin elinden tutmuş parka doğru ilerliyorlardı. Kardeşlerden biri yol boyunca ip gibi uzanmış karıncalara basıp eziyor ve kendini bir kahraman olarak görüyordu. Çocuk vicdanında hiçbir rahatsızlık hissetmiyor, aciz ve zayıf olan bu hayvanları ezmekten keyif alıyordu. Anne ise çocuğun bu tavrını gözünün ucuyla izliyor fakat onu uyarmıyor, karıncanın hakkını yok sayıyordu. Çocuk biraz daha büyüdüğünde kedilere, köpeklere, kuşlara zarar vermeye başladı, erişkinler dünyasına katıldığında ise hayatına antisosyal bir birey olarak devam etmeye başladı. Şiddet onun için bir iletişim biçimiydi ve hiçbir canlıya karşı merhamet hissi taşımadı. Vicdani duyarlılığı gelişmeyen adam zayıflar üzerinde uyguladığı baskıyı bir üstünlük olarak görüyor ve bu tavrını sürdürüyordu. Adam sevmenin, acımanın, merhamet etmenin, hakkaniyetli davranmanın ne olduğunu bilmiyordu, adam hayatını şiddet ve nefret üzerine kurmuştu ve hayatın öteki yüzünü göremiyordu.

 

On yaşında bir çocuk annenin elinden tutmuş okula gidiyordu. Çocuk yol boyunca keskin kokular saçan ağaçlara bakıyor ve dallarını kopararak sokağa savuruyordu. Anne çocuğun bu tavrına karşı hiç bir açıklama yapmıyor, çocuk kopardığı dalları ayağının altına alarak öfke ile çiğneyip eziyordu.

 

Aradan epey zaman geçmişti… Çocuk eşyalara zarar vermekten keyif almaya başladı ve bir gün okulun camını kırdı ve öğretmeni tarafından uyarı aldı. Ağacın ezilen yapraklarını hiçe sayan anne ilk defa irkildi ve çocuğun bu tavrı niçin sergilediğini anlamaya çalıştı. Çocuk ilk günler annenin dikkatini çekmek için yaptığı yaramazlıklarından zamanla haz almaya başlamış ve bunu alışkanlık haline getirmişti. Anne yaprakları ezilen bir ağacın intikamının bu şekilde ortaya çıktığını düşünmüş ve çocukla yaşanan sorunu konuşmaya ve çözüme götürmeye karar vermişti.

 

Çocuk okula yeni başlamıştı, anne ilk günler onun çantasında rengârenk kalemlere rastlıyor fakat bunları nereden elde ettiğini sormak yerine çocuğun ders başarılarına odaklanıyordu. Çocuk okuldan geldiğinde endişeli ve stresli oluyordu zira anne bir mahkûmla iletişim kurarcasına onu sorguya çekiyor ve okuldaki başarısını anlamaya çalışıyordu.

 

Çocuk arkadaşlarının çantasından aldığı eşyaları eve taşıyor ve bundan büyük bir keyif alıyordu. Anne-baba ise çocuğun bu tavrını ciddiye almıyor, nasıl olsa zamanla öğrenir diye düşünüp geçiştiriyorlardı. Çocuk ergenlik çağına ulaştığında marketlerden, mağazalardan ürünler çalmaya başlamış hatta hapis cezası aldığı için üniversiteye devam edememişti. Çocuk için artık çalma davranışı bir alışkanlığa dönüşmüş ve sürekli hale gelmişti. Anne-baba ise bu durumdan çok fazla rahatsızlık duyuyor fakat artık çocuklarına ulaşmakta güçlük çekiyorlardı. Anne-baba çocuğun küçükken eve taşıdığı o araçların gelecekte büyük bir suça dönüşeceğini hiç tahayyül etmemişlerdi ve artık ona ulaşmak istiyorlardı ancak çocuk ebeveynlerine bütün yolları kapamıştı.

Google+ WhatsApp