Afganistan’da yeni dönem

Afganistan’da yeni dönem


Afganistan’da, Nisan 1978’de Davud Han’a karşı gerçekleştirilen komünist darbe sonrasında başlayan istikrarsızlık ve iç savaş 43 yıla yakın sürdü. 

 

Ancak bu sürecin farklı aşamaları oldu. Birinci aşamasında; halk komünist darbecilere başkaldırdı. Sonra o zamanki Sovyetler Birliği, gidişatı kontrol altına almak amacıyla 27 Aralık 1979’da askeri müdahalede bulundu. Bu kez Sovyet işgal güçleri ve onların güdümündeki komünist rejimle, mücahit örgütler arasında çatışmalar oldu. Bu savaş uzun bir süre devam etti ve Sovyetler Birliği’ne çok ağıra mal oldu. Hatta Sovyetler’in dağılmasının en önemli sebeplerinden birinin de, Afganistan işgaliyle birlikte girdiği bu savaş olduğu düşünülmektedir. 

 

Moskova’nın, 1987’de Babrak Karmal’ı devirerek başa geçirdiği Muhammed Necibullah, Sovyetler’in dağılmasıyla birlikte arkasındaki desteği tamamen kaybettiği için mücahitlerin karşısında daha fazla dayanamayacağını anlayınca çareyi, Kabil’de mücahitlerle görüşmelerde bulunabilecek bir yönetim oluşturup BM binasına sığınmakta buldu. Necibullah’ın kaçmasından sonra mücahitlerin Kabil’e girmeleri ve hakimiyeti ele almaları fazla zaman almadı. Bu gelişmelerin ardından 28 Nisan 1992 tarihinde Sıbğatullah Müceddidi’nin başkanlığındaki Geçici Konsey, Afganistan’da yönetimi devraldı.

 

Ama maalesef mücahit örgütleri yönetimi paylaşma konusunda aralarında anlaşamadılar ve bu kez ülkedeki savaş yeni bir sürece girdi. Bu kez iktidar kavgası içine giren direniş grupları birbirleriyle savaşmaya başladı. Bu durum tabii tüm İslam dünyasında hayal kırıklığına yol açtı. Çünkü İslam dünyası işgal güçlerini yenen Afganistan’daki direniş gruplarının aralarında ittifak kurmalarını ve güçlü bir yönetim oluşturmalarını umuyordu. 

 

İç savaşın uzayıp gitmesi ve grupların aralarında uzlaşmaları için yapılan tüm girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine Eylül 1994’te ülkede kontrolü ele geçirerek iç savaşa, kardeş kanı akıtılmasına son verme iddiasıyla Taliban hareketi ortaya çıktı. 

 

Bu hareket her ne kadar, Afganistan’daki iktidar kavgasına son verme iddiasıyla askeri yapılanmasını 1994’te başlatmış olsa da köken itibariyle Hint Yarımadası’nda 17. yüzyıldan beri devam eden medrese geleneğine dayanıyordu. Taliban adı da bu medrese geleneğinden geliyordu. 

 

Taliban ilk çıkışında kendini hizipler üstü olarak lanse etmeye çalıştı ve Afganistan’da yaşanan sorunun çözümü için bir konsensüs oluşturmaya çalışacağına insanları inandırabilmek için çaba harcadı. Ancak çok geçmeden o da bir hizip haline geldi ve ister istemez çatışmada yeni bir taraf niteliği kazandı. Ama iç savaşın uzayıp gitmesinden rahatsız olan bazı kesimlerin Taliban’a katılması onun bileğini kısa sürede güçlendirdi ve hızlı bir şekilde ilerleyerek 1996’da Kabil’i ele geçirdi. 

 

Bunun üzerine Taliban muhalifi gruplar, kendi aralarında Afganistan’ın Kurtuluşu İçin Birleşik Ulusal İslami Cephe kısaca Birleşik Cephe adını verdikleri ancak daha çok ülkenin kuzey kesiminde etkili olması sebebiyle medya organlarında genellikle Kuzey İttifakı olarak adlandırılan bir cephe oluşturarak ona karşı savaşmaya başladılar. Böylece Afganistan’daki savaş Taliban ile diğer silahlı milis grupları arasında sürdürülen yeni bir aşamaya girmiş oldu.

 

Savaş böyle sürüp giderken, 11 Eylül 2001’de sadece Amerika’da değil tüm dünyada büyük çalkantıya yol açan saldırılar gerçekleştirilmesi üzerine, bu saldırılardan sorumlu tuttuğu El-Kaide’nin Taliban tarafından himaye edilmesini gerekçe gösteren ABD, Afganistan’ı işgal etti. Böylece Afganistan’daki savaş, Amerikan işgaliyle Taliban hareketi arasında devam eden bir savaşa dönüştü. ABD, kendi planını oturtmak için aynı zamanda Kabil’de kendi politikalarını uygulayacak bir siyasi mekanizma da oluşturdu. 

 

Dolayısıyla Afganistan’da bugünün gerçeklerini okurken, bu ülkede yirmi yıldan beri süren bir Amerikan işgali olduğunu, işte bu işgalcinin direniş karşısında yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldığını, yani kaybeden tarafın işgalci küresel emperyalizm olduğunu gözardı etmemek gerekir. 

Google+ WhatsApp