Afganistan

Afganistan


Afganistan neresidir, Afgan olmak ne demektir? Bu sorulara modern dünyânın kültürel-kavramsal kodları üzerinden cevap bulmanın son derecede zor olduğunu düşünürüm. En kestirmeden gidelim; kâğıt üzerinde var olan kodların bu coğrafya ve orada yaşayanlar için bir karşılığı varmış gibi yapılan ve yapılacak olan değerlendirmelerin derin hatâlar doğuracağını peşinen bilmek gerekiyor.

Bu hatâlardan ilki Sovyetler Birliği devrinde Ruslar tarafından yapılmıştı. Ruslar kısa bir zaman zarfında Afganistan’ı işgâl etti. Kabul’da ve ona yakın bir kaç merkezde kendi kuklası olan idârelerle vaziyete hâkim olacağını zannetti. Elbette çok yanıldı. Hâfızullah Âmin, Nur Muhammed Tarâkî ve Babrak Karmal gibi komünist isimlerin sözde iktidarları büzüştü ve Afganistan’ın coğrafyasına hâkim olamadılar. Nüfûsunun büyük çoğunluğu göçer ve silâhlı olan Afganlar Ruslara ağır askerî kayıplar verdirdiler. Ruslar aynı zamanda bu hesapsız girişimin ağır mâlî bedelleriyle de yüzleştiler. Direndikçe kaybettiler. Bâzılarına göre Afganistan mâcerâsı, en az uzay rekâbeti kadar Sovyetler’in çöküşünde rôl oynamıştır. Neticeten Ruslar mağlûbiyeti kabûl ederek çekildiler.

ABD başlangıçta İslâmî temelde şekillenen direniş hareketlerine büyük bir destek verdi. Bu bağları daha da ileri götürerek, buradan “Sovyet tehdidi” veyâ “Komünizm tehlikesinin” yerini alacak olan İslâmî terörü de üretti. Bunu yaparken bilhassa Suudî sermâyesini kullandığını artık biliyoruz. El Kâide bu fidelikte yetiştirilen en kıymetli ürün oldu ABD için. İkiz Kulelerin yıkılması, ABD kamuoyunun hâfızasına kazınan 9/11 rumuzlu felâket, başta Ortadoğu olmak üzere dünyânın her yerine müdâhale etmek hakkını ona veren bir koza dönüştürüldü. Bu arada, Rusların yaptığı hâtayı tekrar etti ve Afganistan’ı işgâl etmek gafletinde bulundu. Bu arada, ABD’yi hedefe koyan El Kâide’nin içinden, ABD ve İsrâil ile barışık, işi gücü Müslümanları katletmek olan IŞID’i türetti. Afganistan’da ise baskın oluşum Tâliban adını aldı. Kısa zaman zarfında ABD, Afganistan’da ağır askerî kayıplar ve ABD halkına yüksek vergiler olarak dönen mâliyetlerle yüzleşti.

Hâsılı, neredeyse yarım asrı bulan bir felâket bölgesidir Afganistan. Bu sonu gelmeyen savaşların etkilediği başka coğrafyalar da olacaktı. Pâkistan bunun başında geliyor. Hep söylerim, ABD Afganistan’a girerek, aslında Pâkistan’ı kaybetti.

Uzun vâdeli savaşların düzensizlik getirdiği genel bir kabûldür. Lâkin unutmamak gerekir ki, uzun savaşlar içinde medenî düzen fikriyle uyuşmasa da bir düzen vardır. Afganistan’ı da hikâye edebilecek de budur. Elbette bu düzen son derecede kirlidir. Ben buna astral bir kavram olan “karadelik” metaforunu lâyık görürüm. Afganistan, dünyânın en büyük karadeliklerinden birisidir. Karadelik metaforunun anlattığı şey, yasal durumlar ile yasadışı durumların iç içe geçtiği, uyuşturucu ve insan ticâretinden beslenen ve terör örgütlerinin idâre ettiği bir düzendir. Afganistan’ın, çetin, yâni kontrolü zor coğrafyasını bu denkleme dâhil ettiğimizde tablonun ne kadar ağırlaşacağını hesap etmek zor olmayacaktır.

Bugün Afganistan üzerinde çetin pazarlıklar sürüyor. ABD Afganistan’da ne çekilebiliyor ne de tutunabiliyor. Çin için ise Asya tabanlı ekonomik açılımda bu coğrafya son derecede mühim. Çin, Hindistan ile sorunlarını dondurdu. Pâkistan ve son olarak da İran ile anlaştı. Afganistan’da ise Tâliban ile son derecede yakın ilişkiler geliştirdi. Bu gelişmelere toptan bakıldığında ABD plânlarının büyük bir iflâs yaşadığını görmek zor olmayacaktır. En başta Pâkistan’ı kaybetti. Bu arada akıl almaz bir girişim ile Çin desteğini alarak doğrulan İran’a karşı geliştirdiği barışcıl yaklaşımı ile âdeta ikinci bir kanat takmakla meşgûl. Türkiye ile anlaşmazlıkları devâm ediyor. Karadeniz’deki girişimleri ise geri çekilmeyle neticelendi. Ne yapıyor bu ABD Allah aşkına, dedirtiyor. Gâliba, yaptıkları var olan gerilimleri canlı tutmaktan, yüksek tansiyon siyâsetleri uygulamaktan ileriye gitmiyor. Bununla da ne kazanacak, meçhûl..

Afganistan asla bir devlet ve ulus olamadı. İbn-i Hâldun olsa, bu coğrafyayı asabiyyenin “geçilmez kalesi” olarak târif ederdi. Ruslar ve Amerikalılar, birer “ümran” gücü olarak asabiyeye yenildiler. Çin aklı ise bambaşka işliyor. Bunu da tabiî görmek gerekiyor. Ne Atlantik ne de Avrasya aklına benzeyen, çok farklı bir akıl bu. Vurarak kırarak değil, sızarak ilerliyor. Afganistan ve Çin; nihâyetinde iki Asyagil akıl… Birbirlerini son kertede anlarlar mı acaba? Göreceğiz… Şu aralar bol bol Konfüçyüs ve bilhassa Sun Tzu okumak zamânı…

Google+ WhatsApp