Afganistan ve ihtimâller

Afganistan ve ihtimâller


Afganistan’da yaşanan gelişmeler, tesirleri çok farklı coğrafyalarda hissedilecek bir siklet merkezi değeri taşıyor. Meselâ Ortadoğu’da, Akdeniz’de ve Kafkaslarda bundan sonra meydana gelecek hâdiseler Afganistan‘da yaşananlar ihmâl edilerek anlaşılamayacak; bu ihmâl üzerine geliştirilecek siyâsetler de muhtemelen hatâlı olacaktır. Elbette bizi birinci derecede alâkadar eden mesele Türkiye’dir.

 

Bir defâ şunu görelim: ABD’nin Afganistan’dan, üstelik çok savruk bir sûrette çekilmesini mutlak ve geri çevrilemez bir süreç olarak değerlendirmemek gerekiyor. Unutmamak gerekir ki, ABD’nin her an; süreçten pek de hoşnut olmayan AB’nin de desteğini alarak, belki de eskisinden çok daha kanlı bir şekilde Afganistan’a müdahale etmesi ihtimâli mevcuttur. Burada kritik olan, gidişâtın Doha’da, ABD ile Tâliban arasında sağlanmış olan mutabakata ne kadar sâdık işleyeceğidir.

 

Akla gelen ilk senaryo, Tâliban’ın potansiyel olarak hem güneyden Rusya’yı, doğudan ise Çin’i istikrarsızlaştırıcı bir tesir doğurmasına dayanıyor. Şimdilik uyuyor gözüken ve Tâliban’ın kanatları altında olan el Kâide’nin uyandırılarak Rusya’ya ve onun hâkimiyet sahasına; Türkistan İslâm Ordusu’nun ise Çin’e karşı sürülecek taşlar olduğu pek çok çevre tarafından ifâde ediliyor. Doğrusu ben bu senaryoya tamamıyla katılmakta zorlandığımı vurgulamalıyım. En azından sürecin Rusya ayağında işlerin böyle yürümeyeceğini düşünüyorum. Buna bir bakalım… Rusya’yı rahatlatan şimdilik geri çekilmiş görünse de Kuzey İttifâkı’nın varlığıdır. Rusya, Tâliban’ın gizil Peştun milliyetçiliğini yükseltmesinden rahatsız olmayacaktır. Tam aksine, Tâliban’ın bu çizgide bir siyâset türetmesine mukabil, kuzey Afganistan’da tesirli bir Tâcik, Özbek ve diğer unsurların direnişine destek vererek bir blok oluşturacaktır. Kaldı ki, Biden-Putin zirvesinde bunun pazarlığının yapıldığını tahmin ediyorum. Başta Kırgızistan olmak üzere Rusya’nın kendi hâkimiyet sahasında ABD’ye alan açmasının karşılığında Afganistan’dan Rusya’ya gelebilecek muhtemel tehlikelerin bertaraf edildiğini tahmin ediyorum. Burada Çin-Rusya ilişkilerine bakmakta fayda var. Rusya’nın Çin ile ABD arasında tırmanan gerilimden rahatsız olacağını hiç de zannetmiyorum. Nihâi tahlilde Asya’da Rusya’nın en çekindiği gelişmenin Çin’in yükselişi olduğunu unutmamak gerekiyor. Avrupa, bilhassa Almanya ile ilişkilerini garanti altına alan Rusya’nın, Çin ve ABD arasında esnek bir siyâset uygulayarak bu gerilimden faydalı çıkmaya çalışması şaşırtıcı olmayacaktır. Siyâsal ve askerî ucu küt olan Şanghay sürecinin ezberlerine dayalı tahminlerin çok hata vereceğini baştan bilmek gerekiyor.

 

Tâliban’a baştan beri destek veren Çin’in ise, iki farklı senaryo üzerinde çalıştığını düşünüyorum. Elbette birinci derecede arzuladığı Afganistan’da istikrârın sağlanması ve bunun üzerinden Afganistan, Pâkistan ve İran üzerinden Tek Yol açılımını pekiştirmek. Eğer yeni bir iç savaş yaşanacaksa, bunun Pâkistan’ı içine alacak bir yangına dönüşmemesi Çin’in öncelediği bir husus olacaktır. Bunun için ise, ne kadar başarılı olur bilemem, ama Tâliban’ın Peştun milliyetçiliğine dayalı siyâsetlerinin bir Kuzey-Güney çatışması dâhilinde sınırlandırılmasını ve Pâkistan’a sıçramamasını isteyecektir. ABD’nin istediğinin ise bunun tam aksi olduğunu kestirmek zor olmayacaktır. ABD, mevcût hâliyle Afganistan’ın fiilen parçalanmasını istiyor. Kuzey’de, Rusya ile anlaşmış olabileceği üzere bir otonomi; güneyde ise Pâkistan’ın derinliklerine işleyen bir Peştun hareket… Çin’in, Afganistan’ın doğusundan gelecek bir tehlikeyi bertaraf etmesi zor olmayacaktır. Ama Pâkistan’ı karıştıran bir Tâliban hareketini bastırmakta işi kolay olmayacaktır. Buna bir de hem Çin hem de Pâkistan ile gerilimli bir geçmişe sâhip olan Hindistan’ı katmak gerekiyor. Demek istiyorum ki, Afganistan’da yaşanan gelişmelerin Çin’i, Pâkistan ve Hindistan üzerinden sıkıştırmakla kuvvetli bir bağı var..

 

Son NATO toplantısı ve akabinde gerçekleşen Biden-Putin zirvesi, örtük ama derin bir Rusya-ABD yakınlaşmasını ortaya koyuyor. Bu yakınlaşma, Akdeniz ve Kafkasya çok sarsıcı bir tesir doğurmaya aday. Bir defâ Türkiye-Pâkistan-Katar-Âzerbaycan ittifâkını dağıtmayı ve kazanımlarını geri almayı hedefliyor. Bir NATO devleti olan Türkiye, NATO’nun Pâkistan operasyonunda nasıl bir çizgi izleyecektir? Pâkistan’a ne derecede destek verebilecektir? NATO devleti olan Türkiye’nin Pâkistan’a vereceği her destek aslında Doğu Türkistan’ı cehenneme çeviren Çin’in hesâbına yazılmayacak mıdır?

 

Türkiye-Rusya ilişkilerinin bundan sonra eskisi gibi devâm etmeyeceği kanaâtindeyim. Rusya’nın, bundan sonra Türkiye’ye karşı, başta İdlib ve Libya’da çok daha pervâsız bir siyâset izleyeceği kanaâtindeyim. Bunun ilk adımını Kafkasya’da attı bile. Başta Fransa olmak üzere Batı’nın desteğini de dâhil ederek Paşinyan’ı askerî açıdan kuvvetlendiren hamlelerde bulunuyor. Çin de Ermenistan’a yatırım yapıyor. Bir bakıma Türkiye’ye, ”tercihini yap” zorlamasında bulunuyor. Âdetâ “Ya bendensin veyâ düşmanımsın” diyor.

 

Türkiye, görmeliyiz ki, Afganistan üzerinden Batı ve Doğu arasındaki sıkışmışlığının zirve yaptığı noktaya itiliyor. Allah hâriciyemize yardımcı olsun…

Google+ WhatsApp