Adı mavi

Adı mavi


Bugün torunum Furkan için yavru bir kuş aldık. Küçük misafirimiz yeni evinde ilk gününü geçiriyor ve oldukça tedirgin. Furkan adı Mavi olsun dedi, bu ismi hemen benimsedik ve Mavi ile iletişim kurmaya çalıştık. Fakat kuş deyip geçmeyin, gurbet bir insanı nasıl vuruyorsa hayvanı da öyle vuruyor, buna şahit oldum.

 

Mavi’nin damak tadına uygun bir yem seçmeye çalıştık, yuvasını küçük bir doğaya dönüştürdük, ışıklandırdık, yeşillendirdik ve kafesi güneşin en fazla uğradığı noktaya yerleştirdik. Fakat Mavi koparıldığı ortamı, arkadaşlarını, su seslerini, güneşi özlüyor ve başını eğmiş hüzünlü bir vaziyette bekliyordu. Yemiyor, içmiyor, ötmüyor, yüzümüze bakmıyordu. Onu başını eğmiş vaziyette görünce hüznün sadece insana mahsus bir duygu olmadığını aksine bütün canlıları kapsadığını düşündüm. Hüzünle benim akrabalığım ne ise Mavi’nin de o idi.

 

Mavi’nin yeni ortamına alışması ve rahat etmesi için elimizden geleni yaptık fakat o hiçbir şeyi önemsemiyor, bizi cezalandırırcasına başını eğmiş hüzünleniyordu. Gurbet sadece insan için değil, her canlı için bir hüzün, bir burukluktu. Düşünün, hayatınızla bütünleşen bir ortamdan, kulaklarınıza aşina olan seslerden, arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan ve üzerine bastığınız topraklardan uzaklaşıyor ve iradeniz dışında bir başka diyara sürükleniyorsunuz. Bağ kurduğunuz bütün nesnelerden kopuyor ve yasınızı tek başına tutuyorsunuz.

 

Onu arkadaşlarından kopardığımız için suçluluk duyuyor ve yeni evine alışması için yardımcı olmaya çalışıyorduk ama tepki vermiyordu. İkinci gün yine kafese yaklaştık ve iletişim kurmaya çalıştık fakat başını kaldırmıyor, gözlerini yummuş öylece bekliyordu. Şarkılarını ufukta söyleyen bir kuş için kapalı bir ortam ne ifade ederdi? Mavi’nin başucuna gelip onun gibi başımı öne eğip hüznüne ortak olsam hissedebilir miydi? Ne yapabilirdim onun için?

 

Bir canlı eğer bağ kurabiliyorsa bu sevginin bir tezahürüdür, nitekim seversiniz ve sevginiz bir yakınlığa, bir bağa dönüşür ve bu sayede yakınınızdakilerle bir iletişim dili geliştirme şansı bulursunuz. Mavi bizimle henüz bağ kuramamıştı, koparıldığı ortamı arıyor ve hüzünleniyordu fakat zaman alacak olsa da onunla bağ kurma şansımız vardı.

 

Aradan iki gün geçmişti ve Mavi hale durgundu. Ona yardımcı olmak için kafesin kıyısına geldim ve ismi ile seslendim, iltifatlar yaptım, övgü dolu sözler sarf ettim sonra dokundum, avuçlarımın içine aldım onu ve konuşmaya çalıştım. Önce tedirgin oldu, uzaklaşmaya çalıştı sonra tehlikenin olmadığını anlayınca kendini rahat bıraktı ve beni anlarcasına baktı. Mavi’yi yuvasına koydum ve ona kuş sesleri açtım, bu daha da hoşuna gitmişti, ötmeye başladı, kafesin içinde hareket etmeye ve etrafındaki eşyaları incelememeye başladı. Mavi hayatı için bir tehlike olmadığını ve sevildiğini anlayınca ortamı benimsemiş bunu şen ötüşleriyle ifade etmişti.

 

Sevgi bütün canlıların ortak dili, cinsi ve ihtiyaçları farklı olan varlıklarla buluşabileceğimiz en etkin güç… Sevgi kirlenmemiş, fıtratlarına uygun şekilde yaşamış ve doğal yaşamın bir parçası haline gelmiş hayvanlarla buluşabileceğiniz ortak bir nokta. Dağların doruklarında uçan şahinlerden, avının peşinde koşturan vahşi aslanlara kadar her canlının anladığı bir dildir sevgi. Sevgi yaradılış gayesinden sapmayan bütün varlıkların yüreklerine akan bir nehir. Sevginin uğramadığı tek yer ise Allah’ın bahşettiği insanlık unvanından uzaklaşan ve şeytanlaşanların yürekleridir. Sevgi bu canilerin sokaklarına uğramaz, kalplerine dokunmaz, hayatlarında yer almaz.

 

Aradan bir hafta geçti, Mavi artık yeni evine alıştı ve onunla sevgide buluştuk. Artık güne onun şen ötüşleri ile başlıyor ve sohbet edebiliyoruz. Ama yine de vicdanımda tanımlayamayacağım bir sızı hissediyorum. Biz insanlar neden hayvanları zevkimiz için doğal yaşamlarından, dağların zirvelerinden, yeşilin, suyun, havanın doğal olduğu ortamlardan koparıp da esarete sürükleriz? Neden onları ait oldukları yerlerde sevemeyiz, öz yurtlarında sahiplenemeyiz? Zevklerimiz için vahşi köpekleri, avının peşinde koşan kedicikleri, ufuklarda süzülen kuşları evlerimize hapsedip başkalaştırmaya çalışırız? İşte bütün bu sorular zihnimden bir türlü gitmiyor ve derin bir sızı hissediyorum.

Google+ WhatsApp