Adalet Terazisini Şaşırtmayın

Adalet Terazisini Şaşırtmayın


Şeref BÜLBÜL  / İstanbul

 

Selamun aleyküm!

 

Sayın Hocam sizlere bir sorum olacak: Bir anne baba sağlığında beş çocuğu olmasına rağmen tüm malını mülkünü çocuklarından birisine verebilir mi? Mal taksiminde böyle yaptığı gibi sevgi, ilgi ve şefkatte de böyle yapabilir mi?

 

Cevap: Aleyküm selam Şeref kardeşim!

 

Allah âdildir adaletli olmayı, adaletle hükmetmeyi, anne ve babaların çocuklarına karşı adaletli davranmalarını emreder. Adalet yeryüzünün dengesidir. Dengeyi bozan hiçbir millet ayakta kalamadığı gibi; çocukları arasında dengeyi bozan ailelerde bir arada kalamaz dağılıp giderler. Bu nedenledir ki rabbimiz Nahl suresinde şöyle buyurur:

 

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

 

Allah Teâlâ yaratmış olduğu mahlûkatı çeşitli türde, muhtelif renkte, çeşitli biçimde, farklı tat ve lezzette yarattığı gibi; hayvanlardan nebatata, topraktan suya, renklerden seslere varana kadar her birini farklı özellikler ile yarattığı gibi insanı da çeşitli dilde, renkte ahlaki özelliklerde yaratmıştır. Bunları te’dip ve terbiye ederek bir kılmak için de Kitap ve elçiler göndermiştir. Bunlardan nasibini alanlar kendini, anne babasını, insanları ve tüm mahlûkatı sevip sayan, her bir nesnenin hakkına saygılı olurken; kitaptan nasibini almayan, kendinden başkasını düşünmeyen, bencil kimselerin varlığı da bir vakıadır. Bir ağaçtan topladığımız meyvelerin bile hepsi bir değildir. Kimi son derece olgunlaşmış leziz iken, kimi de olgunlaşmamış yahut kurtlanmış ve çürümüştür. Mevsimlerin, ayların, yılların ve günlerin de hepsi bir değildir. Kimi günler günlük güneşlik gayet hoş iken kimi günler de soğuk ve fırtınalıdır. Ancak her birinin kendine özgü güzellik ve özellikleri vardır ki insanoğlu onlardan da istifade etmesini bilmektedir.

 

Buradan sözü şuraya getirmek istiyoruz. Aynı anne ve babanın evlatları da çeşitli ahlak ve anlayışta, değişik karakter ve yapıda olabiliyorlar. “Beş parmağın beşi bir değildir” sözü meşhurdur. Bu nedenle beşkardeşin beşi de bir olmuyor. Aralarını bulmak, elden geldiğince te’dip ve terbiye etmek, birbirlerini sevip saymaları için gayret etmekte yine ebeveynlere düşmektedir. Hayatta iken çocuklarının arasını ebediyen ayıracak bir tasarrufun bir daha tedavisi mümkün olmayacaktır. Elbette mal kendisinin isterse hepsini şahsî işleri uğrunda harcaya bilir. Zarar ziyan karşısında elden çıkarabilir. Buna kimsenin diyeceği bir şey olmaz. Bu durumları anlatan meşhur bir söz vardır “kişiyi malı kurtarır.”  Ancak bunu böyle bir zaruretten dolayı değil de çocuklarından birinin lehine diğerlerinin aleyhine olan bir tasarrufta bulunursa, durum çok farklı olur. Bu uygulama hem adaleti zedeler hem de ebeveyn ile çocuklar arasındaki ilişkiyi çıkmaza sokar. Sonuç aileyi parçalar. Allah Teâlâ böyle bir zulmü asla tasvip etmez. Adalet, hakkı ait olduğu yere koymaktır diye tanımlanır. Hakkı ait olduğu yerden başka yere koymak ise zulümdür. Rabbimiz ne zulümden razı olur ne de zalimden. Bu gibi durumlarda rabbimizin tavsiyesi şudur:

 

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

 

“Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.”

 

“O halde gücünüzün yettiği kadar Allahtan korkun. (Allah’a isyandan kaçının.) Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” ( Tegabun 64/13-16)

 

Rabbimiz bize düşman olan çocuklarımız hakkında dikkatli olmamızı, onları bağışlamamızı, kusurlarını başlarına kakmamamızı ve affetmemizi istemektedir. Ardından kendisinin de affedip bağışlayıcı olduğunu bildiriyor. Biz bize karşı yapılanları bağışlayıcı olalım ki bizim de bağışlanmaya ve bağışlanmayı istemeye yüzümüz olsun. Hz. Ebu Bekir (r.a.) hakkında nazil olduğu ifade edilen bir ayet vardır. Resulün eşi olan Hz. Aişe validemize iftira edenler arasında olan bir insan için Hz. Ebu Bekir (r.a.) ona asla yardım etmeyeceğine yemin etmişti. Bunun üzerine rabbimiz:

 

“İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah’ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Nur 24/22)

 

Allah’tan rahmet ve merhamet umanların durup düşünmesi gerekmektedir. Kendi adınıza bağışlayıcı olun ki bağışlanmayı istemeye yüzünüz olsun.

 

Bir başka konu ise mirasla ilgili ebeveynlerin yapacağı bir adaletsizliğin düzeltilmesi konusu ile ilgili olarak şöyle gündeme getiriliyor:

 

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur/ farzdır.”

 

“Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir.”

 

“Her kim, vasiyet edenin haksızlığa yahut günaha meyletmesinden endişe eder de (mirasçıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Bakara 2/180-182)

 

Son ayetin beyanıyla anlaşılıyor ki, vasiyet eden yahut malı adaletsiz şekilde paylaştıran kimseye itiraz edilerek hak ve adalet üzere taksimatı gerçekleştiren kimseye bir vebal yoktur. Bunun anlamı şudur. Anne baba yaptığı vasiyette mirasçıların aralarında bir adaletsizlik yapmışsa onu gören ve düzeltmek üzere vasiyeti değiştiren kimse, vasiyeti değiştirdiği için günah işlemiş olmamaktadır. Yapılan işi aslına döndürmek, Allah Teâlâ’nın emretmiş olduğu hukuku tatbik etmiş olmaktadır.

 

Mirasın taksimi ile alakalı şahısların payları hususunda ise bu ölçü şöyle belirtilmiştir:

 

“Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.” (Nisa 4/11)

 

Şimdi ise kadın öldüğü zaman onun mirasının üzerindeki paylar da şöyle veriliyor:

 

“Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah’tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, halimdir.”

 

Bu anlatılanların önemi ise şöyle ifade ediliyor:

 

“Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.” (Nisa 4/12-13)

 

Bunca ayrıntıdan sonra hislerimize kapılıp kendimizce davranmanın sonunun nasıl olduğunu açıkça görüyoruz. Amacımız rızayı ilahi ve ebedi kurtuluş ise, Allah’ın gönderdiği kitaba, çizdi hududa uymak zorundayız!..

 

Sorunuzun ikinci kısmında dile getirdiğiniz gönüldeki sevgi konusu ise; hak hukuk konusu gibi değildir. Elbette itaatkâr evlat, hizmet ve hürmeti ile sevginizi kazanırken, isyankâr ve yaramaz olan evladınız da aynı sevgiyi göstermeniz mümkün değildir. Bir atasözü vardır; “dağlar yemişi ile evlatta yumuşu ile sevilir” diye. Ancak bunu açık bir düşmanlığa dönüştürmek doğru değildir. Rabbimiz eşler arasındaki sevgiyi ve ilgiyi anlatırken şöyle bir ölçü veriyor:

 

“Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz. Ancak birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Bakara 2/129)

 

Burada gönlünde vesvese olan evlatların durumu da aynen birden fazla olan eşlerin durumu gibidir. Ne kadar uğraşsanız da aralarında eşitliği sağlayamazsınız. Kur’an da açıkça anlatılan Yusuf (as) ile kardeşlerinin durumu malumdur!.. Ancak ebeveynler de o farklı sevgiyi gönlünde tutarak elindeki imkanları çocuklarına verirken hududullahı göz önünde bulundurduğu takdirde, gönlündeki farklı olan sevgiden dolayı Allah onları muaheze etmez inşaallah! Çünkü işin bu boyutu tümüyle insanın kendi elinde değildir. Bu insan fıtratının bir sonucudur. Adaletle zulüm, iltifatla hakaret insanın benliğinde aynı karşılığı bulmaz. Bunun sebebi insana verilen fıtrattır. Bu nedenle itaat eden evlatla ilgisiz duran evlada karşı gönüldeki alakada bir olmayacaktır. Ancak “bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe götürmesin”(Maide 5/8) ayetini göz önünde bulundurmak kaydıyla!..

 

İslamı seçen, hak ve adalet üzere olmayı şiar edinenlere selam olsun temennilerimizle!..

Google+ WhatsApp